Mardin’di. Akşam üstü. Taş konakların gölgeleri uzamış, hava ağırlaşmıştı. Çakır Selmanoğlu’nun evi son zamanlarda sürekli aynı cümleyle doluydu: — “Oğlum, böyle olmaz.” Annesi avluda oturuyordu. Başında siyah yazma. Yüzü sert ama yorgundu. Çakır kapıdan girdiğinde bakışını kaldırdı. — “Yine mi dışarıdaydın?” dedi. — “İçki kokuyorsun.” Çakır cevap vermedi. Ceketini sandalyeye attı. Ayakta kaldı. — “Sana kız buldum,” dedi kadın net bir sesle. — “Bak… düzgün. Köylü kızı.” — “On sekizinde.” — “Babası kabul etmiş, annesiyle babasına bakıyor.” — “Sessiz, terbiyeli.” Çakır’ın kaşı seğirdi. — “Anne,” dedi dişlerinin arasından, — “Ben kız bakmıyorum.” Kadın ayağa kalktı. Sesini yükseltmedi ama sözleri ağırdı. — “Sen kendine bakmıyorsun zaten.” — “Evde ölüm var.” — “Kapında

