╰☆☆ 𝕭. 5 ☆☆╮

669 Words
"Kızı verin." "Ne?" "Kız neredeyse, hemen onu bize verin." Karşımızdaki beş kişiye şaşkınlıkla baktık üçümüz de. Ne demek, kız nerede? Tüm evi aradılar işte. Rima evde değil miydi? "Kızı nereye kaçırdın gölgesiz?" Bana baktığında, yanıma doğru geldi ve gözlerime bakıp başını iki yana salladı. "Sen yapmadıysan, kim?" "Selam." diyerek odaya giren kişiye baktık hepimiz. "Saye?" demek adı Saye'ydi, müstakbel kahramanımızın. "Kızı bana getir!" Dudak büzerek, biraz daha yaklaşıp "Yanına çay, kola, kahve falan?" diye sorduğunda, gülmemek için zor tuttum kendimi. Her olayda nasıl oluyordu da bu kadar rahat olabiliyordu? "Sana o güçleri ben verdim. Baha ihanet edemezsin!" "Senden o güçleri hiç istemedim. Ve," diyerek Umay'a baktı. "Ben senin emir verdiğin köpeklerden değilim Biray!" Bi saniye, benim sevgilim ne alakaydı? "Bebeğim, hadi buraya gel." Biz Saye'ye dönünce "Ben mi? Onun bebeği? Asla!" diyerek iğrenir gibi ona baktı, ellerini kaldırdı ve ona doğru giden Umay'ı işaret etti. "Sanırım boynuzların çıkıyor." Bu sefer kahkaha attım ve "Vay be." dedim. "Sana dokunmaya iğrenmemin sebebini hep kendimde arardım oysa ki.." Umay sinirle bana baktığında "Onun yanına daha çok yakıştın." dedim. "Cidden." "Bırakın sohbeti de, kızı getirin." "Aa? Kız mı kayıp? Hangi kız?" "Saye!" diyerek, sinirle ona çevirdi bakışlarını. "Beni delirtme istersen." "Delir ya. Delirsene!" diyerek bağırdı. "Hadi be abisi, bi delir be. Bi çıldır. Bi çık çığrından!" O bir adım öne atarken, karşısındaki herkes bir kaç adım geriledi. Zira, ateş saçmaya başlamıştı. "Gel bak bakayım, kim daha iyi deliriyor?" Karşısındaki adamlardan biri, ateşi ona doğru ittiginde, anında buza dönüştürdü ve arasından geçip kafasını iki yana oynatırken, karşısında duranlardan birinden çatırdama sesi geldi. Boynunu mu kırılmıştı? Hem de tek hareketle? "Benimle uğraşma Biray! Canın yanar. Ağlarsın sonra." diyerek gülümsedi ve Umay'a bir bakış atarak arkasını döndü. Umay çığlık atmaya başlarken "İhanetler asla cezasız kalmaz." diye mırıldanıp, "Sadece beş saniyeniz var." dedi göz ucuyla onlara bakarak. Hepsi gittiğinde, bize döndü ve "Rima gayet iyi." dedi kısaca. "Nerede o?" "Odasında." "Ne? Nasıl? E yoktu." "Hep oradaydı." diyerek omuz silkti. "Ayrıca. Şey. Sevgilin için üzgünüm. Geldiği anda anlamıştım bir şeyler olduğunu. Sadece, söylemek bana düşmez diye düşündüm." "Önemli değil. Gerçekten." deyip Rima'nın odasına girdim. "Burada demiştin." Rohan ve Ayza' da koșmuștu ben öyle deyince. "Evet." Yanımdan geçip, yatağa oturdu ve toplu olan yatağın üzerinde gezdirdi elini. Uyuyan Rima ortaya çıkınca "Burada." dedi gülümseyerek. Bu.. oldukça etkileyiciydi. Hem de baya. Odadan çıkınca, gitmek üzereyken "Biraz otursana." dedim, mutfak sandalyesini gösterip. "Kahve içeriz." "Güçleri nasıl bana verdiğini soracaksın, biliyorum. Ama öncesinde kahve olur tabi ki." "Tamam." diyerek kahveyi önüne koydum ve anlatmasını bekledim. Bir kaç yudum aldıktan sonra "Ben aslında sizin sandığınız gibi doğaüstü mükemmel, erişilmez ya da voavluk biri değilim." dedi, bir sihirbaz edasıyla ellerini iki yana açıp. "Sadece yansımayım. Güçleri alıp, topluyorum sadece. Hepsi bu." "Benim gücümü almadın henüz. Ya da diğerlerinin." "Yanlış anladın." dedikten sonra, bir yudum daha içti. "Bir yerde bir şeyin yansıması varken, aslı hâlâ yerinde olur değil mi? Bu da öyle. Güçleri alsam da, karşımdakinde aynen kalıyor." "Ateşe ateşle karşılık vermen gibi. Onun gücünü de almıştın." Başını sallayıp onayladı beni. "Ve Biray'ın da. Ve de bir çoğunun." "Peki, bizim?" "Hayır. Bunu nasıl yaptığım hakkında en ufak fikrim dahi yok çünkü." diyerek derin bir nefes verip, bitirdi kahvesini. Ayağa kalktığında "Onun bebeği bir zamanlar gerçekten bendim." dedi sıkıntıyla. "Hafızam silinmişti. Ve yanımda bir tek o vardı. Beni kullandığını fark ettiğim an terk ettim onu. Hani siz, sizden kaçıyorum sanıyorsunuz ya sürekli. Kimseden kaçmadım ben. Bilsem, Rima için daha önceden de gelirdim inan bana. Tek istemediğim oydu. Ama gördüğün gibi, kurtulamadım." "Gitmek zorunda değilsin aslında." dedim kolunu tutup. "Yeterince odamız var. Ve önceden de söylediğin gibi, Rima'yı koruyamıyoruz." "Bunun için üzgünüm. Gerçekten. Ben.. Beni yakalamak için onu yalnız bırakmanıza sinirlenmiștim sadece." "Haklıydın." dedim, ona bakıp. "Ben bile çok kızdım kendime." "Gördüğüm, suçunu kabul eden tek erkek olabilirsin. Yani, hatırladığım kadarıyla." dediğinde güldük ikimizde. Belki de bu yüzdendi Rima'yı korumak istemesi. Kimse korumamıștı onu zamanında. Rima'yı da onlara yem etmek istemiyordu belli ki. Ona güvenebilirdik belki de. Lafa bak sen lafa! Ben ki, beni boynuzlayan sevgilime bile güvenmiş adamdım, yeğenimi korumak için ölüme giden kıza mı güvenmeyecektim?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD