Güneş çoktan doğmuş, gökyüzünü aydınlatmıştı. Konak sessizliğe gömülmüştü; herkes kendi işiyle meşguldü. Elvin ve Ateş ise derin bir uykunun kollarındaydı. Zorlu ve sancılı bir sürecin ardından, duygularının kapılarını sonuna kadar aralamışlardı birbirlerine. Özellikle Ateş, aylardır kaçtığı o hissi kabullenmeye başlamıştı. Karısının ağlama sesi, kalbinde derin, onarılmaz çatlaklar açmış, kaçtığı şeyden çok daha sert bir şekilde ona doğru çekilmişti. Şimdi kafası, Elvin'in göğsünde, en güvenli, en huzurlu yerde, uykunun derinliklerine dalıyordu. Ateş bir rüyanın içindeydi. Kaşları çatılmış, yüzünde belirsiz bir gerginlik vardı. Rüyada, bir ormanın içinde yürüyordu. Her şey bir o kadar tanıdık, ama bir o kadar da ürkütücüydü. Kulaklarında bir gülme sesi yankılanıyordu. Adımlarını, istemsi

