ELVİN’DEN Bir kum saati düşünün demiştim ya hani... İşte o kum saati üç ay önce son kez ters çevrilmişti. Ateş’in o buz gibi, "Gidiyorum," deyişinin üzerinden tam doksan gün geçmişti. Mardin’in kavurucu sıcağı yerini yavaş yavaş o meşhur, insanı iliklerine kadar titreten serin sabahlarına bırakırken, benim içimdeki mevsim çoktan kışa dönmüştü. Aynadaki yansımama baktım. Üç ay önceki o korku dolu gözlerin yerinde, şimdi sadece bir buz kütlesi vardı. Sarrafoğlu konağının o ağır, taş duvarları beni yutmamış, aksine bana kendi sertliğini aşılamıştı. Üzerimdeki ipek sabahlığı bir kenara fırlatıp özenle seçtiğim bej kalem eteği ve beyaz ipek gömleği giydim. Ben her şeyden önce Elvin’dim; o okulun bahçesinde yeniden doğacak olan bir öğretmendim. Bakışlarım komodinin üzerindeki vazoya takıldı.

