Dönence-2

1114 Words
Aynadaki yüzü tanımıyordum. Bana benzeyen ama bana benzemeyen bir adam karşıdan bana bakıyordu aslında benim biraz daha yaşlanmış sakalları uzamış haliydi. Benim yüzüm daha çocuksu gibiydi ama karşımda bir adam yüzü vardı. Sorun olan şu ki benim bu adamın bedeninde ne işim vardı. Bu adam kimdi ben ölmüş müydüm. Ailem kim bilir ne haldeydi. Şok içinde kendime bakınca korkmuş aynayı yere düşürmüştüm. Yanımda durup bana bakan hemşirenin tiz çığlığı ile ayna yerde 40 parçaya bölündü. Ya bu bir kabustu ya da ben paranormal saçma bir olayların içindeydim. Biri benle dalga geçiyor diye düşündüm ama olan belliydi. Yüzüm bedenim bambaşkaydı. “Aa” diye ufak bir ses çıkarmaya çalıştım. Sesimde benim sesim gibi gelmiyordu kulağıma. Sanki başka biri konuşuyor gibiydi. Derin bir nefes aldım. Ne olduysa ve nasıl olduysa olmuştu ben başka bir bedene girmiştim. Acaba burası paralel evren falan mıydı? “Bir şey sorabilir miyim?” Dedim. “Evet karan bey sorun “ dedi karşımda cam mavisi gözleri olan beyaz tenli hafif tombiş hemşire. “Hangi ülkedeyiz” dedim sesimi biraz daha sevimli çıkararak. Artık deliliğe vuruyor gibi yapıyım daha gazla şüphelenmesinler istedim. Kız gözlerini biraz daha mümkünmüş gibi ayırıp bana baktı. “Türkiye” dedi. “Benim kafam birazcık karıştı ondan soruyorum. Sormamda bir sakınca yok değil mi?” Dedim. “Hayır yok karan bey tabi ki sorabilirsiniz uzun süredir hatta bir yıldan fazladır komadasınız kafanızın karışması çok normal. “ dedi yalandan gülümseyerek. Bu sahte hemşire gülümsemesini çok iyi tanırdım. Şu an kafayı yediğimi ya da hafıza kaynı yaşadığımı düşünüyordu. Hafıza kaybetmiş gibi yapmak çok mantıklı bir fikirdi. En azından gelen herkes daha doğrusu karanın akrabası tanıdığı olup da gelen herkese tanımıyorum sizi hafızamı kaybettim der yırtardım. “Peki bir kaç soru daha sorabilir miyim sizi rahatsız etmezsem?” Dedim. “Sorun dinliyorum” “Ülkeyi kim kurdu “ “Mustafa kemal Atatürk “ dedi. Demek ki doğru ülkede ve doğru zamandaydım. Tek sorun doğru bedende değildim. Bu bedende fena değildi aslında aşırı karizmatik bir adammış bedenine girdiğim kişi. Baya da yakışıklı biraz yaşlı gibi ama olsun buna da şükür. Ben ne diyordum. Galiba kafayı yemeye başlamıştım. Bir an önce burdan kalkıp hataya gidip beleni bulmam gerekiyordu. Ayaklarımı aşağıya doğru atmak için yatağın kenarına çektim ama ayağım gelmiyordu. Bütün gücüm ile çabalıyordum ama ayağımı hareket ettiremedim. Üst bedenim hareket ediyordu ama ayaklarım yerinden oynamamıştı. “Ben ayağımı hareket ettiremiyorum” dedim hemşireye korku dolu bir sesle. “Nasıl yani ayağınızı hissetmiyor musunuz şu an” dedi ayağımı çimdiklerken. Acı da hissetmiyordum hareket de ettiremiyordum. “Ben hemen doktorunuza iletiyorum siz uzanın “ dedi. Ayağımı hareket ettirmeye çalışıp ettiremedikçe içimde korku artıyordu. Ya hiç düzelmezse ya ayağa kalkıp yürüyemezsem. Benim belene ulaşmam lazımdı o yaşıyor mu öğrenmem lazımdı. “Hemşire hanım telefonunuzla birini arayabilir miyim” dedim seslenip arada perde olmayınca beni çok net görüyordu. “Tabi buyrun karan bey” deyip bana uzattı telefonu. Hatırlayamaya çalışıyordum numarasını son hanesinden emin değildim. Biraz daha kendimi zorlayıp en olası ihtimali denedim. Telefon çalmaya başlayınca kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Telefon 5 kere falan çaldıktan sonra kapatacakken bir kadın açtı telefonu. “Efendim” “Belen” dedim. “Yok oğlum ben belenin annesiyim Belen sakinleştiriciyi yapılınca uyudu o yüzden açtım telefonunu. “ “Merhaba teyzeciğim ben onu daha sonra ararım” dedim. “Başsağlığı için mi aradın” dedi. “E evet” dedim kekeleyen sesimle. “Tamam oğlum ben söylerim belene” dedi. “Çok gençti yazık oldu belen nasıl” dedim kadının ağzından laf alabilmem için yem atmam gerekiyordu. “Nasıl olsun kötü. Uyanıyor ağlıyor bayılıyor tekrar uyuyor hep aynı” dedi. Galiba gerçekten ölmüştüm. Belen bu kadar kötü olduğuna göre bana bir şey olmuş olmalıydı. “Neydi ya çocuğun adını unuttum dilimin ucunda” dedim. “Onu çok severdi Belen “ dedim. Ölen kişinin adını net bir şekilde duymam gerekiyordu. “Çok severdi ne yapalım oğlum çocuğun alacağı nefesi bu kadarmış” dedi. “Adı neydi ya hatırlayamadım bir türlü “ dedim ve annesi ısrarla adını söylemiyordu. “Mustafaydı” dedi annesi. İnsan kendi ölüm haberini alınca gerçekten garip oluyormuş. “Ben aratayım mı tekrar seni oğlum” dedi annesi. “Yok teyzecim gerek yok tekrar başınız sağolsun” dedim kapattım. Arasın demeye cesaret edemedim. Sesini duymaya cesaret edemedim. Eğer ben ölmüşsem belen şu an yıkılmış haldedir. Bir de üstüne çıkıp ben yaşıyorum dersem kız kafayı yerdi. Zaten olan bu durumlar aşırı saçmaydı. Ben kendime bile açıklayamadığım bir şeyi ona nasıl açıklayacaktım. Bu aşırı mantıksızdı. Hemşireye seslenip telefonu tekrar verdim. “Çok teşekkür ederim” dedim. “Ne demek karan bey” dedi. Yatakta arkama doğru yatıp düşünmeye başladım. Ben ne yapacaktım. Şu üzerimdeki şoku atlatıp bir an önce bir şeylere karar vermem gerekiyordu. Beleni o kadar çok özlemiştim ki daha bir gün olmuştu ayrılalı ama onu çok özlemiştim. Kaza yapınca acaba bir yerine bir şey oldu mu ya da canı yandı mı. Fiziksel olarak canı yanmasa da şu an onun da kalbi acıyordur hissediyorum. Ona bir şey olsaydı ben yaşayamazdım. O da benim gibidir şu an. Yapayalnız kalmıştır yalnız hissediyordur kendini. Biz nasıl bu hale gelmiştik. Olanları hatırlamaya çalışıyordum. En son evlenme teklif etmiştim. Sonra araba hatırlıyorum. Dışarıda yağmur yağmıştı. Her yer çok güzel toprak kokuyordu. Arabanın tekerleğinin kaydığını hatırlıyorum. Direksiyonu tutamamıştım. Sadece çığlıkları var kulağımda. Sadece adımla son kez seslenişi. En son ona seni seviyorum demiştim sonra da gözümü açtığımda buradaydım. Başka bir beden başka bir insan. Ben kimin bedenine hapsoldum bu adam kim tanımıyordum. Acaba belen benim Mustafa olduğuma inanır mıydı? İnanırdı. Bir an önce burdan çıkıp yanına gitmeliydim ama yürüyemiyordum. Asla ayaklarım kıpırdamıyordu. Tekrar denedim ama bir milim bile ayaklarım oynamıyordu. Uğraştıkça yapamadım. Daha çok sinirlenmeye başladım. “Aaaa” dedim yumruğumu yatağın kenarına vururken. “Karan bey iyi misiniz” diye koştu bir hemşire yanıma. “Ayaklarım kıpırdamıyor. “ dedim. “Biliyorum doktorunuza haber verdim. Hemen gelip ilgilenecekler sizinle merak etmeyin “ dedi. Sıkıntılı bir nefes verip saçlarımı geriye doğru attırdım. Sabıra ihtiyacım vardı. Belen kendine bir şey yapmazdı İnŞallah. O kendine bir şey yapmadan onu bulup yetişmem gerekiyordu. “Güzelim benim” dedim. Başımı arkaya doğru yastığa bırakıp. “Karan bey bakın kim geldi” dedi hemşire seslenip. Kafamı kaldırdım. Karşımda 25 26 yaşlarında sarı saçlı renkli gözlü ruslara benzeyen çok güzel bir kadın vardı. Mankenlere benziyordu aynı. İçine girdiğim bedenin bir tanıdığı diye düşündüm. Kadın dümdüz ve beline kadar inen sarı saçlarını geriye doğru atıp. Bir eliyle ağzını kapatmış gözleri dolup ağlıyordu. Bu kadın kim bilmiyorum ama büyük ihtimalle karanın ailesinden biriydi. Bom boş gözlerle kadına bakarken kadın gözünün yaşını sildi. “Bizi bırakmayacağını biliyordum” dedi bana doğru koşarken. Gülümsemeye çalıştım kadın bana doğru kullarını açmış gelirken. Galiba sarılacaktı. Bir anda çenemden tutup dudaklarıma yapışması ile neye uğradığımı şaşırdım. İşler artık hiç kolay değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD