Eve döndüğümüzde tarih öncesinden kalma bilgisayarımı açıyorum. 8mb ram, 8gb hard disk. O zaman için idare ediyorum ama elinizdeki telefondaki en basit oyunu bile kaldırmayacak bir sistem.
Açıyorum Office 98'i başlıyorum toplantı hazırlığına...
Madde 1: İstiklal Marşı ve saygı duruşu.
Madde 2: Açılış ve yoklama.
...
Öyle bir kaptırmışım ki...
Madde 36: ...
Siliyorum çoğunu. Kalıyor yedi madde. Toplantıya hazırım.
En azından kağıt üzerinde...
Kafamda ise yıllardır dönen soru yeniden beliriyor.
"Erkek anasınıfı öğretmeni mi olur!" tepkisi ile karşılaşır mıyım?
Karşılaşmıyorum.
Toplantı başlıyor, herkes çok memnun. Toplantı bitiyor, daha da memnunlar.
Sınıf kapısında yakalıyor birkaç veli:
"Bizim oğlan hiç söz dinlemiyor. İyi oldu erkek öğretmen olması."
"Bizimkisi sadece babasından korkar. Sizin sözünüzü dinleyecektir."
"Hocam bizim kız çok narin. En ufak şeyde sakatlanır. Biraz sert davranın sınıfta koşturmasın, hoplayıp zıplamasın."
"Bizim komşunun çocuğu da erkek öğretmene gitmişti. Mum gibi oldu."
Kendime güvenim tam. Benim sınıfımda sertlik olmaz. Kızmak, bağırmak hiç olmaz...
Üniversitede, gerekli olan her şeyi öğrendim. Ceplerim felsefeyle, psikolojiyle, gelişimle, eğitimle, öğretimle, çeşit çeşit şarkı, şiir ve etkinlikle dolu. Benden kim kurtulabilir? Heheeeeyyyt!
Malzeme listeleri ile çocukları ve velileri tanıma formlarını dağıtıyorum. "Okul başlayana kadar doldurup, pazartesi günü getirin. Malzemeleri de okulun ilk gününe kadar alıp getirin."
Toplantıdan sonra sevdiceğimin yanına gidiyorum. Bir saati geçkindir sıkılmadan beklemiş beni öğretmenler odasında. Elinden tutup götürüyorum sınıfıma. Önce gözleri bulutlanıyor "Burası... Sınıf mı?"
"Evet." diyorum. "Benim sınıfım." Başlıyorum anlatmaya. "Seneye tüm Türkiyede Okul öncesi eğitimi zorunlu olacak. Gebze'yi de bu sene pilot bölge seçmişler. 6 yaşındaki tüm çocuklar anasınıfına başlayacak. Ama altyapı yok, sınıf yok, materyal yok, oyuncak yok. Depolar, yemekhaneler sınıfa çevrildi."
"Oyuncaklar, materyaller İNŞALLAH alınacak. Alınmazsa öğretmenlerin materyal yapma becerisine, oyuncak dilenme becerisine bakıyor. f*******:'da gruplar var. Malzemeye ihtiyacı olan öğretmenler yazıyor, malzeme fazlası olan öğretmenler gönderiyor. Şansımı deneyeceğim. Toplantıda velilerden de istedim. Evde fazla, kullanmadığınız oyuncak, boyama kitabı varsa gönderin dedim."
Hemen ayaküstü hayallere başlıyorum. "Şuraya ve şuraya birer dolap isteyeceğim. İkisini sırt sırta sabitleyip yanlarını kartonlarla süsleyip ev görünümü vereceğim. Şu duvara iki kocaman pencere çizeceğim. Pencerelere de manzara resimleri. Ağaçlar, dağlar, çimenler, güneş... Güneş olmadan olmaz... Tavana iki tane spot takacağım, pencereleri aydınlatmak için."
"Şu duvara da çizgi film ve hikaye karakterleri çizeceğim. Şirinler, Alvin ve Sincaplar, Looney Tunes, Scoobyler, Yogiler, Gerçek kötüler, hepsinin ortasında Uyuyan güzel, Sindirella ve Pamuk Prenses, çevresine yedi cüceler ve birkaç tane de kötü cadı..."
"Oyuncak dolapları bu tarafa, arabalar, bebeller, ahşap oyuncaklar. Sıralı ve düzenli... Yedek kıyafetler buraya, montlar buraya, kitaplar burada, açıkta olacak. Ne zaman isterlerse inceleyebilecekler."
"Şuraya bir askılık yaptıracağım. Üzerinde kostümler, şapkalar, fularlar... Bir de şurada kayıntı dolabı olacak. İçinde her çeşitten abur cubur. Her iyi davranışta çikolata, şeker. Her çocuğa bir, bana iki tane. Örnek olmak gerek..."
Hayal kurmak güzel şey...
İstediklerimi, gerekli olanları bir kağıda not alıyorum. Sınıftan çıkıp müdürün yanına gidiyorum. Eksiklerin listesini vermeye. Şöyle bir bakıyor, "Hallederiz." orası kolay. "Buyrun hocam bu da öğrenci listeniz."
"Otuz sekiz çocuk mu?"
"Bu sene pilot bölgeyiz hocam. Kayda gelen herkesi kaydetmek; Hatta kayda gelmeyenlerin kapısına kadar gidip, çocuklarını kayıt etmeye ikna etmek zorundayız."
Dönüş yolunda bu sefer ben düşünceliyim, Azra beni teselli edip gaza getirmeye çalışıyor. "Neleri başardın bunu mu başaramayacaksın? Hem tek değilsin ki. Bir sürü velin var, müdürün var."
"Evet," diyorum. "velilere gönderdiğim formlardan mesleklerini öğrenirim. Mesleklerine göre küçük şeyler isterim. Sonuçta onların çocukları okuyacak."
"Bir yere gitsek ya?" diyor dönüşte. "Akşam dokuza kadar vaktimiz var."
"Nereye?" diyorum. "Yemeğe mi, tatlıcıya mı? Yoksa sadece sahile, gezmeye mi?"
"Yok. Öyle değil. Bir motele, ya da pansiyona mesela."
Gözlerim parlıyor. Aklımdaki düşünceleri görünmez bir süpürge süpürüveriyor. Ruh halimdeki ani değişim dışarıdan o kadar belli oluyor ki Azra kıkırdamaya başlıyor. "Bildiğim uygun bir yer var." diyor. "Arada bir kafa dinlemeye giderdim."
Darıca minibüslerine binip Darıca girişinde bir yerlerde iniuoruz. Birkaç dakikalık yürüyüşten sonra bir hotele giriyoruz. Bir oda isteyince görevli kimliklerimizi alıp bize uygun bir odanın anahtarını veriyor. Üçüncü kat 305 numaralı oda. Yüreğim kıpır kıpır, yerimde duramıyorum.
İçeri girip kapıyı kapadığımız gibi askılı elbisesinin askılarını iki yana açmam ve elbisesinin yere düşmesiyle bana çok pis bir gülüş atıyor. Belinden kavrayıp havaya kaldırıyorum, o da ayaklarıyla vücudumu sarılıyor ve öpüşmeye başlıyoruz. Alt dudağını dişlerimle yakalyıp hafifçe ısırıyorum. Kafamı biraz geri çekip bu sefer ben gülüyorum. Az önce ısırdığım dudağını bana nispet yapar gibi bir kez de kendisi dişerinin arasına alıyor.
Bacaklarıyla sarılmaya devam ederek ellerini bırakıyor. Vücudunu biraz geri çekip işaret parmağıyla "gel gel" yapıyor. Kolumu sırtına uzaatıp tek hamlede sütyenini açmaya çalışıyorum, olmuyor.
Tekrar deniyorum, yine olmuyor.
Üçüncü denemede kopçalardan birini açabiliyorum.
Benden ümidini kesmiş olacak ki ellerini arkaya atıp kopçaları çıkarıyor ve tek bir omuz hareketi ile sütyenini vücutlarımızın arasına düşürüveriyor. Düşen sütyene parmağını geçirip başımızın üzerinde döndürüyor. İki üç turdan sonra ucu çat diye suratıma çarpınca kızgın surat yapıp boynuna saldırıyorum. Hafif bir ısırık alıp emiyorum ki "Şşşş" diyor. "Sakin ol. Akşam yine dedeme gideceğim."
Sütyenini odanın bir köşesine fırlatıp kafasını hafif yan yatırdıktan sonra dudakları dudaklarımı, dili de dilimi buluyor. Ellerimle kalçasını sardıktan sonra parmaklarımı yavaşça kilodunun içine sokuyorum. Nefesini ağzımın içine veriyor ve öpücüklerini sertleştiriyor. Dilimiz damağımız kuruyana kadar öpüşüyoruz. Kalçasından iki elimle kaldırıp yatağa fırlatıyorum.
Pantolon ve tişörtümü çıkarırken karşımda bacaklarını açıyor. Sol eliyle kilodunu kenara çekip sağ elinin işaret parmağıyla da beni çağırıyor. Kilodumu da çıkarıp üzerine atlıyorum. Yüzümü, yüzünün bir karış yakınına getirip kilodunu tutuyorum. "Sen bunu mu gösterdin bana?" diyorum baş parmağımla dokunarak. Baş parmağım ıslanıyor hafifçe.
Arsızca gülümsüyor. "Ecet. Ne yapacaks..?"
Cümlesini bitiremeden parmağımı derinliklerine sokuyorum. Hafif bir inleme... Diğer baş parmağımı da sokuyorum içine. Boynumdan tutup göğsüne çekiyor. Parmaklarım içinde dolaşırken göğsünü emiyorum.
Göğüs ucunu ıssırdığımda, tırnaklarını geçirerek aletimi sıkıyor. "Yaptıklarının cezasız kalacağını mı sandın?" Acı, daha çok zevk veriyor.
Parmaklarımı çıkarıp üzerine abanıyorum. Kilodunu çekip çıkarıyor, artık taş gibi olmuş aletimi içine sokuyorum. Hayatı boyunca bu anı bekliyormuş gibi rahatlıyor. Bense çılgına dönmüş bir hayvan gibi vücuduma hakim olmıyorum. Bir an bile yavaşlamadan içine girip çıkıyorum. Artık boşalmak üzere olduğumu fark ettiğimde içinden çıkıp tekrar parmaklarımı sokuyorum. Önce iki, sonra üç, sonra da dört. Dudaklarına yumuluyorum.
Ellerimde kıvrandıkça daha da hızlanıyorum. "Yeter!" diyor. "İçime boşal." Tekrar içine giriyorum ve zaten aletimin ucunda özgürlük için bekleyen özümü içine döküyorum. İçine boşalınca ritmim bozuluyor ve birkaç saniyeliğine tüm ağırlığımla üzerine yığılıyorum.
İçinden çıkmak için hamle yaptığımda bacaklarıyla, bir yılan gibi belime sarılıyor ve tek bir hamlede dünyalarımız yer değiştiriyor. Bir anda üzerimde yükseliyor, tenimin üzerinde bir iklim gibi salınıyor. "Daha bitmedi." diyor parlayan gözleriyle. İkinci birlikteliğimizi yaşarken içinde karışan sıvılarımız ılık ılık üzerime akıyor ve birlikte vıcık vıcık, sırılsıklam oluyoruz. Dakikalarca boşalamamam gerekirken iki dakika içinde ikinci kez boşalıyorum. Vücudum kasılıp gözlerim seyiriyor.
Üzerimden kalkıp aşağı atlıyor ve aletimi eline alıyor. Ucunu ağız gibi oynatıp "İmdaaat. Kuytayın beniiii!" diye seslendirdikten sonra ağzına alıyor.
Artık vücudumu kontrol edemeyen ben, kendimi ona teslim ediyorum. Nasıl olduğunu bile anlamadan titreyerek ağzına boşalıyorum. Karşıma geçip ağzını kıpırdatıyor. "Ahhh! Çocuklarımızı yedim."
Zar zor nefes alırken konuşuyorum. "Üç kez boşaldım."
"Ben daha çok." diyor. "Yedi saydım. Sekiz de olabilir." Yanımdan kalkıyor. "Ben duş alacağım."
Kapıya yöneldiğinde çıplak poposunun güzelliği beni tekrar çağırıyor. Vücudumu hafifçe oynatmaya çalıştığımda beni yarı yolda bırakmayacağını anlayıp üç adımda yanında bitiyorum. "Ben de."
Duşakabine girdiğimizde suyu açıp üzerine tutuyor. "Dur!" diyorum. "Tadına bakacağım." Bir dizimi yere koyup mabedine kapanıyorum. Başımı avcunun içine alıp kendine çekerken bir bacağını da omzuma atıyor.