Zümra
"Kalk artık Zümra. Gün akşam oldu hâlâ uyanacaksın kızım."
Cidden bu anneler niye böyle ya? Belki ben akşam uyanmak istiyorum. İlla günü görmek zorunda mıyım?
Bugün de bana günaydın demeyin. İyi akşamlar deyin ne kaybedersiniz yani?
"Ay şimdi yangın var diye bağıracağım."
Asıl ben bu evde anne zulmü var diye bağıracaktım.
Sinirle yatağımdan kalktım.
Annem ayağındaki terliği çıkarmış. Belerttiği gözleriyle başımda dikiliyordu.
Onu öyle görünce hemen geri vites yaptım. Yirmi bir yaşında olmanın bir ağırlığı vardı. Kahvaltı yerine terlik gitmezdi. Nasihat bile tercih edebilirdim.
Yüzüme kocaman bir tebessüm yerleştirip annemin yanağına bir buse kondurdum.
"Çabuk odanı topla aşağı in."
Anne kuralı iki emir ve düzenleme görevi şak diye verilirdi.
Delici bakışlarına asker selamı yaptım. Annem gözlerini devirip odamdan çıktı.
Oh be!
Telefonumu elime aldım. Bildirimlere göz attım. Ama beklenilen mesaj yine yoktu. Bir haftadır ne arıyordu, ne mesaj atıyordu.
Ayıydı bu çocuk. Nasıl kalbimi verdim anlamıyorum ki?
Hızla yatağımı toplayıp aşağı indim. Ablam da gelmişti. Kucağındaki mıcırığı hemen aldım.
"Ay abla, bu çok tatlı ya yerim yerim."
"Kız deli evlen de yap bir tane. Nereye kadar yeğen seveceksin?"
Azıcık yeğen sevmen yine kursağımda kaldı.
Ablamın gülümseyen yüzüne ters ters baktım.
Ama destekçisi annem hemen ona hak verdi.
"Ah ah... kapıyı aşındıran çok ama yüz veren yok ki!"
Hemen cırladım.
"Bunun için mi kaldırdınız beni? Şuan evlenmeyi düşünmüyorum nesini anlamıyorsunuz?"
Annem yine suratını ekşitti. Hemen lafını da koydu.
"Millet bilmiyor ki deli, yetişkin olduğunu gören istiyor. Arkadaşları evlenip boy boy çocuk doğurdu. Haspam görücü bile kabul etmiyor."
Ablam annemin lafını bitirmesiyle bana döndü. En azından o daha anlayışlıydı.
"Zümra güzel bacım söyle bakalım gönlünde biri mi var?"
Yutkundum.
Annem pür dikkat beni izlerken nasıl derdim?!
Hızla başımı iki yana salladım.
Ablam elimi tutup yanındaki sandalyeye oturmamı sağladı.
"Kaynım seni görmüş çok beğenmiş. İster misin tanışmak?"
Söylediğiyle gözlerim parladı.
Ne yani Emre sonunda bir adım atmış mıydı?
Çaktırmadan ablamın ağzını aradım.
"İlahi abla nereden çıktı? Böyle kayın falan?"
Ablam gülümsedi.
"Kız fena mı elti oluruz? İki kardeş Revan konağını sallandırırız."
Mahcupça gözlerimi ablamdan çektim. Hemen istekli gibi atlayamazdım.
"Emir iyi çocuktur. Üzmez seni. Hem tayini de çıktı."
Ablamın neşe içinde söyledikleriyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Emir mi? Dili mi sürçtü acaba?
İçime düşen yangınla hemen sordum.
"Emir İstanbul'a dönmedi mi?"
Ablam cıkladı.
"Geçen hafta düğünde seni görüp beğenmiş. Hemen evde konusunu açtı. Ben biraz bekledim. Ama çok ısrar edince bir sana sormak için geldim."
Utanmasam ağlayacaktım. Bu ne saçma işti. Emir nereden çıkmıştı? Emre itiraz etmemiş miydi?
Hızla yerimden kalktım.
"Ben bir elimi yüzümü yıkıyayım. Sonra konuşuruz abla."
Bir şey demelerini beklemeden odama çıktım. Kapıyı kapatıp Emre'yi aradım.
Ama açmadı. İçime düşen sıkıntıyla tekrar aradım. Yine açılmadı.
Hemen mesaj yazdım.
Emre ablam geldi. Dedikleri doğru mu? Emir abin mi istiyor beni?
Sıkıntıdan tırnaklarımı kemirirken cevap geldi.
Zümra bizden zaten olmazdı. Abimle konuştum. Ama gerçekleri söyleyemedim. Seni görüp beğendiğini söyledi. Sen gerekeni yaparsın.
Şerefsiz bizden olmazdı he! Korkak pislik!
Ona olan öfkemle hayatımın en büyük hatasını yaptım.
Hızla aşağı inip onun için gerekeni yaptım.
"Gelsin görüşelim abla."