Emir Dağhan

1028 Words
EMİR Güneşin sarı-turuncu ışıkları konağın duvarlarına vururken, elimdeki sigaradan bir nefes daha çektim. İçimdeki sıkıntı dumana karıştırıp beni boğarken, anamın hırçın sesiyle irkildim. "Sabah sabah ne derdin var da şu zıkkımı ciğerine dolduruyorsun?" Suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi elimi ardıma gizleyip ona döndüm. Yeşil eşarbını her zamanki nizamıyla boynuna dolamış, yüzünde o meşhur günlük fırçasını çekmeye hazır ifadeyle karşımda dimdik duruyordu. Zoraki bir tebessümle mırıldandım: "Keyiften içiyorum sultanım. Benim ne derdim olabilir?" İki adımda yanıma gelip şefkatle gözlerimin içine baktı. Bu bakış, günlük mesainin başladığının anlamıydı. Tam ağzımı açacaktım ki, nasırlı ama sıcak eliyle bileğimi kavradı. Hiçbir itiraza yer bırakmadan beni balkonun serinliğinden çekip konağın loş koridorlarına, yani kendi hükümranlığına sürükledi. Odasına girdiğimizde, masanın üzerine serdiği fotoğrafları heyecanla işaret etti. "Bak bakalım... İçlerinde beğendiğin bir kız var mı?" Yüreğime çöken ağırlıkla yutkundum. Anamı kırmak istemiyordum ama o da beni zerre anlamıyordu. Bir anda can havliyle bir yalan uydurdum: "Geçen düğünde bir kız gördüm. Onun resmi yok burada." Anamın gözleri parladı, merakla dibime girdi. "Hele tarif et, bakalım. Ben bulurum—" Kapının tıklatılmasıyla sözü kesildi. Anamın komutuyla içeri giren Aslı mahcupça mırıldandı: "Hanımım, Emre beyime bir bakar mısınız?" Anam derin bir nefes alıp söylendi: "Nedir bu çocuktan çektiğim, bir uslanmadı sıpa?" Emre onu sinirlendirmişti ama beni de ipten almıştı. Peşinden ben de odadan çıktım. Rahat bir nefes alıp mutfağa yöneldim. Kahve makinesine kapsül koyup çalıştırırken, sırtı bana dönük yengemin telefonla konuştuğunu fark ettim. "Aman anne... Ne taktın Zümra'nın evlenmesine? Vakti saati vardır, nedir bu acelen?" Duyduklarımla şaşırdım. Bu anaların evlendirme baskısı gerçekten evrensel bir kanun gibiydi. Kurtuluş yoktu. Makinenin çalışma sesiyle yengem arkasına döndü ve beni görünce apar topar telefonu kapattı. Mahcupça mırıldandım: "Kusura bakma yenge böldüm." Yengem tebessümle yerinden kalkıp dolabı açtı. Kahvaltılıkları çıkarırken rutin halindeki konuşmayı dile getirdi: "Sorun değil. Her gün aynı şeyleri dinliyorum zaten." Başımı salladım. Demek kader ortağım Zümra'nın da üzerinde aynı baskı vardı. Kupamı alıp mutfaktan çıkmaya yeltenirken, anamın bitmek bilmeyen merakı adımlarımı kesti. Yine dibimde bitmiş, gözlerini beklentiyle yüzüme dikmişti. "Emir, hadi tarif et. Kimmiş şu kız, araştırayım hemen." Boğazımda bir yumru düğümlendi. Ne diyecektim şimdi? Uyduracak tek bir kelime dahi gelmiyordu aklıma. Kurtuluş yolu arayan gözlerim mutfakta dolanırken, yengemin meraklı sesi araya girdi. "Ne kızı?" Anam, büyük bir müjde verir gibi hemen ona döndü. "Emir, düğünde bir kız beğenmiş." Yengemin yüzüne yayılan o muzip tebessüm, köşeye sıkışmışlığımı daha da artırdı. Az önce telefonda duyduğum o konuşma bir can simidi gibi zihnime çarptı. Kaçmak için, o an düşünmeden topu yengeme attım. "Senin, yanındaydı yenge." Zehra yengemin kaşları hayretle yukarı kalktı, gözleri şaşkınlıktan irileşti. "Zümra'dan mı bahsediyorsun?" "Adını bilmiyorum." Anamın heyecanı katlanmıştı, durduğu yerde duramıyordu artık. "Telefonda resmi yok mu, Zehra?" Yengem masadaki telefonuna atıldı, parmakları ekranda hızla gezindi ve sonunda ekranı yüzüme doğru tuttu. İstemeye istemeye baktım. Kızıl saçları omuzlarına usulca dökülen, kameraya mahcup ama içten bir tebessümle bakan o yüzle karşılaştım. Yüzündeki belli belirsiz çiller, ona çocuksu ama tanıdık bir hava katmıştı. Güzeldi; bunu inkar etmek imkansızdı. Yalanımı sürdürüp başımı ağır ağır salladım. "Evet bu." Anamın yüzünde güller açtı. Büyük bir zafer kazanmış komutan edasıyla yengeme döndü. "Haber et. Gidip isteyelim, beklemeyelim!" "Ana bir sakin... belki görüştüğü vardır kızın." Kurtulmak için söylediğim yalan ilk dakikadan hayatıma kördüğüm atmıştı. Yengem, anamın merakını dindirmek için hemen atıldı. "Görüştüğü kimse yok. Görücü kabul etmiyor ama... Ben bir sorarım." Onlar mutfakta hararetli bir planın içine düşmüşken, elimde dumanı tüten kahve kupasını tezgaha bıraktım. İçecek keyif kalmamıştı. Nefes almak için döndüğüm bu kadim şehir, daha ilk haftasında beni boğmaya başlamıştı. Anamı anlıyordum. Onun dünyasında her şey tamdı; askerlik bitmiş, okul okunmuş, meslek ele alınmıştı. Sıradaki hamle, kurulacak bir yuvaydı. Ben de bunun farkındaydım. Hatta buraya dönmeden önce, tüm cesaretimi toplayıp sevdiğim kadına o teklifi yapmıştım. Ama reddedilmiştim. O acıyla İstanbul’a sığamamış, buralara kaçmıştım. Şimdi ise anamın evlilik baskısı beni döndüğüme bin pişman etmişti. Zaten onlara mesleğimle ilgili bir yalan söylemiştim, üzerine bir de bu Zümra meselesi eklenince işler iyice içinden çıkılmaz bir hal almıştı. Zihnim darmadağın halde odaya geçip kendimi yatağa bıraktım. Tam gözlerimi kapatacaktım ki kapı pat diye açıldı. Emre, her zamanki hırçın ve meraklı suratıyla içeri daldı. "Abi, anamlar mutfakta bir şeyler geveliyor, doğru mu?" "Lan oğlum, önce bir kapı çalmayı öğren..." Emre, uyarımı zerre umursamadan sorgulayan bakışlarını üzerime dikmeye devam etti. Tavrından kaçış olmadığını anlayınca derin bir nefes verdim. "Evet doğru. Tanıyor musun?" Çenesini ovuştururken bakışlarını tavana dikti. "Tanıyorum tabii abi. Yengemin kardeşi sonuçta." Başımı salladım. Okul telaşı, İstanbul hayatı derken düğünlerine katılamadığım için hiç görmemiştim. Usulca yerimden kalkıp Emre'nin karşısına dikildim. Sesimdeki ciddiyeti korumaya çalışarak gözlerinin içine baktım. "Bana bak lan! Onunla..." ​Sözümü bitirmeme bile izin vermeden elini havaya savurdu. "Yok artık abi! Ne işim olur? Zaten erkek gibi birşey o..." Gözlerini devirip, az önce benim kalktığım yatağa boylu boyunca uzandı. Elini yanağına dayayıp sanki bir sır veriyormuş gibi fısıldadı: ​"Bence yol yakınken sen de vazgeç. Garip bir kızdır o, başına bela alma." Emre’nin tavsiyesine bıyık altından gülümsedim. Onun çapkınlıklarını, anamın her telefon görüşmemizde ettiği feryatlardan biliyordum. Zümra hakkında söyledikleriyse aksine hoşuma gitti. Bu devir de yılışık olmasındansa, erkek gibi olmasını tercih ederdim. Nasıl olsa evlendikten sonra erkekliği elime alıp onu kıvama getirirdim. Elimi cebime atıp masaya yaslanarak, pür dikkat beni izleyen kardeşime cevabımı verdim. "Ben görüp beğendim. O da kabul ederse bakarız artık. Nasıl bir kızmış?" Emre, başını iki yana sallayıp ayaklandı. "Sen bilirsin. Ben uyardım." Odadan çıkarken söyledikleri kulağımda yankılandı. Daha derin düşünmeye başladım. Belki de en hayırlısı buydu. İkimizin de kurtuluşu olan bir evlilik olurdu. Lara'dan sonra başka bir kadını sevmem imkansızdı. Aşkı bir kez denemiş, bedelini ödemiştim. Bir daha aynı uçurumdan atlayacak hâlim yoktu. Zümra, bu yüzden bir kaçış değil; ayakta kalma ihtimaliydi. Tabii bu Zümra için de geçerliydi. Ona aşk veremezdim ama güven verebilirdim. Ablasına ve ailesine yakın olan bu konakta, en azından huzurlu bir hayatı olurdu. Bu düşünce içimi daha da rahatlattı. Kararım netleşmişti. Dışarı çıktım. Kader, garip bir şekilde bizi daha şimdiden birbirimize bağlamıştı. Bunu hissediyordum. Aradan geçen iki günün ardından, yengeme durmadan baskı yapan anam nihayet istediği sonuca ulaşmıştı. Yengem sabahtan baba evine gidip ailesine durumu açmıştı. Öğleye doğru, yüzü aydınlık bir hâlde konağa döndü. Çardakta bekleyen anamı görünce, kucağındaki bebeği usulca bıraktı ve müjdeli haberi verdi. O an bilmiyordum ama attığım bu adım, ikimizi de kaçtığımız ateşin tam ortasına sürükleyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD