Dönüyor.
Dönüyor.
Ve durmaksızın dönüyor gece.
Yıldızlara anlatmayı düşünüyor önce. Gözlerinin ardından saklı anlar çıka geliyor, ne dar görüşlü bir insanmış diyor içinden.
Oysaki ben geceyi anlatırcasına, yıldızlarla sevişircesine sevmiştim onu.
Oysa o... Başlı başına bir yıkımmış. Bir gidiş, yolculuk ve sonu gelmeyen vuslatmış hissettiklerim.
Dönüyordu gece... Kalbim gibi gümbürdüyordu gök.
Şimdi söyle bana,
Ne dar görüşlü insanmış.
Aşkımı görmeyecek kadar.
.
Bedenlerimizin arasındaki boşluk varla yok arasındaydı. Nefeslerimiz birbirimizin yüzüne çarptığında yüzümdeki gülümseme büyüdü. Dans etmek ruhumdaki o boşluğu kapatıyor, tüm düşüncelerimi alıp götürüyordu. Yiğit'in uzun parmakları parmaklarımın arasında, art arda döndürdüğü bedenimi hafifçe tutuyordu. Gözlerinde garip bir ışıltı, kalbinde ise gerçek bir his dolanıyordu.
Aşk.
Gerçek aşk.
Hissedebiliyordum. Onu tüm varlığımla hissedebiliyordum. Varlığını hissettiğim şey bizim sonumuzdu çünkü o artık kendini aşmıştı. O sadece Yiğit değildi... Yiğit Devrim Dönmez, bir iyi bir kötüydü. Griydi. Başı da sonu da yoktu ama benimleydi.
Zaman ise gereksiz bir tarihti bizim için, zamansız ölümlerin yol açtığı bu aşk, bizim hem sonumuz hem başlangıcımız olmuştu.
Sahneler durmadan değişiyordu anımsadığım gerçek ben miydim yoksa Eva mı? Onun gerçeklerini kendi gerçeklerimde bulmuştum ya da hayır artık birbirimizle karışmıştık. Öncesinden sonrasına her şey yok olmuştu.
Bir gece ansızın arabanın freni tutmazken iki ölü aynı anda can vermişti.
Eva Siya Aktar ve Yiğit Devrim Dönmez.