| Acıyla Harmanlanmış Bedenler |Bölüm Şarkıları | familiar • yellow flicker beat |
~
Zaman akıp giderken ona yetişemiyordum. Ne kadar hızlı koşarsam koşayım o benden hep bir adım öndeydi, nerede kırılıp nerede güçleneceğimi benden daha iyi biliyordu. Mühürlü kalbimin kilidini tutan eller birer birer çekilirken, anahtarın sahibi olmak isteyen iki kişi vardı. Bunu bir oyun sanıyorlardı, değildi.
Bu benim varlığımı alt üst eden en büyük acıydı.
Eva'nın dudakları arasından çıkan isimleri tek tek not ederken kahkaha atamadan edemiyordum. Bir yandan adını yazdırdığı kişiler hakkında yorumda bulunuyor diğer yandan rehberini kontrol ediyordu. Saçlarımı sıkıntıyla geri attığımda, Akif Eymen salondan içeri girdi. Günlerdir Yiğit'in evinde düğün için hazırlıklarla ilgilenirken, onun varlığını görmezden gelmeye çalışıyordum. Başımı indirip tüm dikkatimi Eva'ya verdim.
"Hanımlar," sesi her zamanki gibi hissizdi. "Neler yapıyorsunuz bakalım," olduğum yerde rahatsızca kıpırdanırken ona bakmamak için direndim. En son kapıyı suratıma çarpıp, beni kapı dışarı ettiğinde bitti demiştim. Bundan sonrası gurursuzluk olurdu. İstenmeyen olmak değil de o 'istenilen kalıba girememek' en kötüsüydü. Dilimi dudaklarımda gezdirip kafamı usulca kaldırdım, ona bakarken gülümsememeliydim. Düşman gibi olmalıydık. İstediği bu değil miydi?
"Düğüne gelecek kişiler için liste ayarlıyoruz, vaktimiz az kaldı."
Akif Eymen, kafasını indirip önce bana sonra Eva'ya baktı. Ellerini yasladığı sandalyeden çekmeden Eva'ya bana hiç gülümsemediği gibi gülümsedi. Acıyla kıvrılan dudaklarım sessizlik yeminini bozdu. "Ayak altında dolaşma, işlerimiz var." Donuk sesimi işittiğimde kaşlarım çatıldı. Akif Eymen bana baksa bile sesini çıkarmadan adımlarıyla yeri sarsarak salonu adımladı. "Nasıl isterseniz Öz Hanım, nefes almak içinde izin almalı mıyım?" Tıslarcasına konuştum, "Ne sik yaparsan yap umurumda değil. Cehennemin dibine kadar yolun var ama şimdi değil."
Cehennemin dibinde onunla olacağımın altına imzasını atabilirdim. Bu bizim acıyla yanan bedenlerimizin her günahında fısıldadığımız kelimeydi. Cehennemin dibinde olmaya mahkumdu.
Kendini koltuğa atmışken televizyonun kumandasını elinde tutuyordu. Hiçbir şey söylemeden televizyonu izlemeye koyulduğunda, Eva nefesini seslice vererek ona dönmemi sağladı. Kafamı anlamsızca sallarken, isimleri not etmeye devam ettim.
"Helin Aksöz," Yazdığım isme dik dik bakarken, kalemi dudaklarıma dayayıp Eva'ya seslendim. "Onu çağıracağına emin misin?"
"Evet," omuz silkerek, "Neden?" Diye sorduğunda onun gibi omuz silktim. Varlığıyla birçok şeyi alt üst eden kadın, beni yakaladığı her an suratıma gerçekleri haykırıyordu. "Varlığından rahatsız oluyorum." Akif koltukta oturup bir şeyler izlerken kulağı bizdeydi. Başını çevirip bize doğru dikkatle baktı, "O zaman siktir git, Helin, Oğuz'un nişanlısı. O düğüne gelecek, gelmek zorunda." Dudaklarımı birbirine bastırıp, sinsice gülümsedim. "Kardeşinin nişanlısını koruman ne kadar güzel," elimi önce kalbime sonra ardından dudaklarıma götürüp, üstünü örttüm. "Helin'in üstüne titreme nedenin nedir? Yoksa onunla da mı yattın sevgili, Akif Eymen."
Gülümsemem donuklaştı, Akif elindeki kumandayı benden tarafa fırlattığında hızla eğildim. İsabet ettirme konusuna bir numara olduğu gerçekti. Kumanda arkamdaki duvara toslayıp yere düştüğünde paramparçaydı. Bu bana bir şeyleri hatırlatıyordu. Evimde kırılmaktan heder olmuş heykellerimi. "Kes sesini, zaten seni boğazlamamak için kendimi zor tutuyorum. Sik sik konuşma,"
Eva araya girerken sırtımı sandalyeye yaslayıp, gerindim. "Ne oluyor size? Az sakin." Akif'e döndü, "Anlıyorum burası senin evin gibi ama başkalarının eşyalarına zarar vermen ne kadar doğru?" Sorusuyla kaşlarım havalanırken, kahkaha atmadan edemedim. "Bilmiyor musun Eva? Onun bir şeyleri kırıp umursamama konusunda altın madalyaları var."
Akif Eymen evden çıkmadan önce dediği tek şey, "Anlaşılan müttefikini bulmuşsun," oldu.
Eva çarpan kapıya bakarken şaşkındı bir o kadar da rahatsız. "Aranızda şiddetli geçimsizlik var, farkında mısın?" Yazdığım isimlerde gözümü gezdirirken gülmeden edemedim. "Biz tanıştığımız andan beridir geçinemiyoruz, neden birlikteyiz hala sorguluyorum," yazdığım isimleri ona uzatıp içtenlikle gülümsedim.
Akif Eymen gözlerini masaya geçtiğimizde de üzerimizden ayırmamıştı otelden ayrılırken de. Göz hapsinde gibiydik. Radyoda çalan şarkı soğuk havaya kapılırken Eliyas'ta bende sessizdik. Kursağımızda kalan gece hakkında nasıl bahsedersek bahsedelim konu oraya gelecekti ikimizden biliyorduk. Düz yol altımızdan kayıp giderken, başımı yasladığım camdan ayırıp, sırtımı koltuğa dayadım. "Alış buna," gülümsemeye çalıştım. "Her şeyi bok etme konusunda bir numaradır."
Bir şey söylemedi.
Eve gidene kadar ağzını açıp tek bir kelime etmedi. Zihnimde bu gece atölyede kalmam gerektiğini söyleyen taraf, sessizleşmişti. Eliyas'ın varlığıyla dolup taşan ev, içine sığamayacak kadar küçülmüştü gözümde. İçeriye girdiğimizde kendini salona atıp, büyük koltukta uzandı. Çantamı girişteki komodinin üstünde bırakıp, aynadan yansıyan suratıma baktım. Kararsızlıkla parçalanmış yüzüm, solmuş rengiyle bana bakıyordu. Salona geçip ayağımdaki topukluları çıkardıktan sonra kalan küçücük boşluğa kendimi sığdırmaya çalıştığımda, verdiği sesli nefesle öylece kala kaldım. Belimden kavrayıp, bedenimi üstüne yerleştirirken gözleri kapalıydı. Kafamı göğsüne yaslayıp sessizliğine kardeş oldum. Gözümün önünde beliren hayalet, gerçek değildi. Mavi gözleriyle beni yakıp kül eden gözler hiç değişmemişti. Dört yıl önce çıkıp giden adamın hayaletleriyle aylarca savaşmış, elimdeki her şeyi kaybetmiştim. Gözlerimi kısıp, yere diktim. Kafamın içinde isyan bayraklarını çekmiş taraf haykırıyordu. Bu sefer o uçsuz bucaksız mavi dalgalara kapılmayacaktım. Kafamı kaldırıp, çenemi göğsüne yasladım. Bana bakan gözler acıyla harmanlanmış, kasvetle güçlenmişti. "Biliyor musun?" Sesi boğuktu. Ellerini saçlarımın arasına götürüp okşarken, önüme gelen saçları geriye attı. "Mutluyum," yüzümü tamamen ortaya çıkardığında dudaklarında çarpıcı gülümsemesi yer edindi. "O, gözlerini senden alamazken, senin benim elimi tutman. Benimle bu evde," üstüne uzanmış halime bakıp iç çekti, "Bu şekilde olman beni mutlu ediyor," dudaklarıma uzanıp, soluk alamayacak kadar güçlü bir şekilde öptü. Dudaklarımız birbirine çarparken tek dediği, "Beni seçtin," oldu.
Elleri elbisemin arkasına ulaşıp, fermuarı aşağı çekerken gözleri gözlerimdeydi. Kendine güvenen yanı onu tek bir an yalnız bırakmazken böyle anlarda ilgi çekici bulduğum şeylerden birisi, beni benden daha iyi yönlendiriyor olmasıydı. Dudaklarını önce alnıma ardından yüzümün her bir noktasına dokundurduğunda bedenimi şefkatle sarmalıyordu. Her yerini hissetme isteğiyle yanıp tutuşuyordum. Saten elbise üstümden kayıp giderken üstünde doğrulup, elbiseyi tamamen çıkardım. Vücudum ürperirken kravatına tutunarak, bedenini kendime doğru çektim. Eli belimi tutarken dudaklarımı dudaklarına ihtiyaçla bastırdım. Ona ihtiyacım vardı, her anımda her yanımda. Aldığımız nefesler birbirine çarpıyor, ıslak dudaklarımız adeta yanıyordu. Burnumun direği kokusuyla sızlarken derin derin soludum çıplak tenini.
Dudaklarımı teninden çekmeden önce son kez kirli sakallarına bastırdım. Tenimi çizen sakalları beni güldürüyor, etrafa yayılmış kokunun daha da yoğunlaşmasına sebep oluyordu. Gevşettiği kravatını çekip atarken, elleri göğsümle buluştu. İki parmağının arasına kıstırdığı meme ucum hızla tepki verirken dudaklarım aralandı. İniltim odayı doldurdu. Gömleği çıkarırken olduğumdan daha aceleciydim, eli göğsümü okşamaya devam ederken, nefesi boynuma çarpıyordu. Bedenim hem kasılıyor hem de elinin altında ehlileşiyordu. Kıskıvrak yakaladığı dudaklarımı ağzının içine çekip emerken hırçındı. Olduğundan çok daha hırçın. Onu başkasıyla kıyaslamaya gerek yoktu, onu onunla kıyaslayabilecek kadar iyi tanıyordum. Bir eli başımı sıkı sıkı tutmuş, kendine bastırırken diğeri göğsümden aşağı inip, önce karnımda ardından iç çamaşırımın kenarında dolandı. Parmakları yavaş hareketlerle iç çamaşırımın üzerinde dolanmaya devam ederken dişlerimi sıkıp, çenemi kitleyecek kadar kıvrandırttı bir süre. Bacağımın içini sıkı sıkıya kavradığında koltuktaki yerlerimiz değişmişti bile.
O üsten bana bakarken, ben altında zevkle kıvranıyordum.
Gömleğini üstünden çıkarıp yere attığımda göğsüm hızla inip kalkıyordu. Birbirine çarpan çıplak bedenlerimiz hazla birleştiğinde, parmakları tüm vücudumu talan ediyordu. Sıkı sıkıya tuttuğu belim, altında ezilirken diğer eli kanepenin üstündeydi. Derinlerimde onu hissederken inliyor, öpücüklerine karşılık vermeye çalışıyordum. Kanepenin gıcırtısı kulaklarımı doldururken, hemen kulağımın altındaki dudağından çıkan inlemeler ona kendimi itip, kasmama sebep oluyordu. Beline doladığım bacağımı daha da sıkarken artık tamamen bir bütün olmuştuk. Aldığımız nefeste soluduğumuz havada birdi. Parmaklarım kıvrıldı, tırnaklarım etine gömüldü. Soluğum kesilirken kavradığım omzuna tutundum. Olduğum yerden kayıp düşecek gibiydim, göklerde geziniyor ateşle oynuyordum. Alt dudağı dişlerimin arasından kayıp giderken Kafamı geriye atıp, hazla inledim. Hazzı dindirmek, ses seviyesini olabildiğince aşağı çekmek için dudaklarımı ağzıyla kapattı. Son vuruşlarını yaparken kendimi kasmamaya çalıştım, nefes nefese alnını göğüslerimin arasına dayamışken bu haline güldüm.
Kıkır kıkır güldüm.
Alnından akan teri avucumun içiyle silip öpülmekten sızlayan dudaklarımı dudaklarına bastırdım, ellerimin arasındaki kafasını tutup kendime çektim. "Sana aşık değilim,"
İfadesinden ödün vermeyip, o huzurlu gülümsemesini bahşetti.
"Ama seni seviyorum,"
Nefesimi kesecek kadar sert bir şekilde öptü beni. Defalarca, onu sevdiğimi söylerken, tekrar tekrar yeniden öptü. Bedenlerimizin birbirine olan özlemi şafak sökene kadar devam etti, fısıldayışlarımız kulaklarımızda yankılanırken bu saf sevgiydi. Sevişiyorduk. Acıyla ve gerçeklerle.
~