SIRA GECESİNDE İLK KIVILCIM

1365 Words
📖 2. BÖLÜM – SIRA GECESİNDE İLK KIVILCIM Karahan Konağı’nın avlusu o gece normalden çok daha kalabalıktı. Fenerlerin ışığı taş duvarlara vuruyor, gölgeler insanlarla birlikte dans ediyordu. Davulun tok sesi, udun tınısı ve erkeklerin tok kahkahaları karışarak Urfa gecesini dolduruyordu. Kıranlı Aşireti içeri adım attığında bütün konuşmalar bir an kesildi. Mehmet ağa kıranlı önde, Zehra hanım ve beyaz işlemeli fistanıyla Berfin arkada yürüyordu. Avludaki herkesin bakışı bir anda o kıza çevrilmişti: Kıranlı aşireti’nin tek kızı Berfin. Bazılarının merakı, bazılarının kıskançlığı, bazılarının öfkesi yüzlerine vuruyordu. O sırada, bir köşede sessizce duran Aras Karahan hafifçe başını kaldırdı. Ve gözleri Berfin’e değdi. Bir saniye iki saniye belki üç. Ama o an, ikisinin içinde yıllardır sessiz duran bir şey sanki yerinden kopmuştu. Aras’ın bakışı sertti ama içinde bir sıcaklık kıvrılıyordu. Berfin ise kalbinin göğsüne sığmadığını hissederek başını hemen çevirdi. Gözleri yere düştü ama sanki Aras’ın bakışının sıcak izi yanaklarında kalmıştı. Zehra, hanım bu bakışmayı görmedi ama çok uzun sürmüş olsaydı mutlaka fark ederdi. Berfin ise kendini toparlamaya çalışarak derin bir nefes aldı. Kıranlılar avlunun baş tarafındaki sedirlere yerleşti. Karahan büyükleri, ellerindeki tespihleri şaklatarak misafirlerini ağırlamak için yer değiştiriyordu. Mehmet ağa kıranlı, karahan aşireti büyükleriyle tokalaştı. Arada bir sürü cümle dönüyordu. “Hoş geldiniz Mehmet Ağa.” “Töre gereği barış için geldik.” “Allah barıştan taraf olanı utandırmasın.” “İnşallah bu gece hayırla biter.” Zehra, hanım kadınların oturduğu tarafa geçti. Berfin ise onun hemen yanında sessizce yerini aldı. Konuk kadınlar genç kıza şöyle bir baktı. “Bak hele şuna, ne güzel kızmış.” “Kıranlı’nın kızı derlerdi, doğruymuş.” “Gözü yere bakıyor, terbiyeli maşallah.” Berfin bu fısıltılardan rahatsız olmuştu; yüzü pembeleşti, elleri dizlerinde kenetlendi. O sırada sedirin diğer ucunda Aras oturuyordu. Başını hafif eğmiş, konuşmalara kulak vermiyor gibi görünüyordu fakat göz ucuyla hep Berfin’i izliyordu. Aras’ın içinden geçen tek şey vardı. “Neden gözlerini benden kaçırıyorsun?” Ama Aras, kendisini en iyi tanıyan adam olarak biliyordu. Bir kıza böyle takılması, bir an bile gözünü ayırmaması onun için alışılmadık bir durumdu. Hele ki bu kız düşman aşiretin kızıysa. Aras yumruğunu sıkıp gevşetti. Kendine kızdı. “Saçmalama Aras. Unutma bu töredir. Bu kız senin dokunamayacağın bir ateş.” Ama o ateş çoktan yüreğine düşmüştü bile. Bir adam bağlamasını eline aldı, sedirin ortasına geldi. Avluda bir sessizlik oldu. “Bu gece barış gecesidir.” dedi adam. “Allah gönüllerimize huzur versin.” İlk türkü ağır bir uzun havaydı. Yürek yakan, Urfa gecelerine yakışan bir ağıt. Yar yar. Derdimi kimlere diyem. Berfin türkünün ilk notasını duyunca kalbine bir şey saplandı. Bu türküyü çocukluğunda annesinin söylediğini hatırladı. Boğazı düğümlendi. Başını indirip ellerine baktı. Elleri titriyordu. Tam o sırada onu izleyen bir bakışın ağırlığını tekrar hissetti. Aras. Berfin başını kaldırdı, yanlışlıkla yine Aras’la göz göze geldi. Bu sefer kaçamadı. Kaçmak istemedi. Aras’ın gözlerinde öfke yoktu. Nefret yoktu. Sadece merak. Ve tuhaf bir sıcaklık. Berfin’in kalbi sanki avlunun ortasında herkesin duyacağı kadar yüksek attı. Hemen başını çevirip göğsünü sıkıştırdı. Zehra hanım eğildi. “Kızım iyi misin?” “İyiyim yenge.” dedi Berfin fısıltıyla. Ama iyi değildi. İçinde bir şey hareket ediyordu. Hayatında ilk defa bir erkeğin bakışı onu böyle içten içe ürpertmişti. Aras, Berfin’in yüzünün kızardığını görünce kendini geri attı. Sigarasını çıkardı ama Mehmet Ağa’nın yanında yakmadı. “Bu kızı düşünmek yok. Kıranlı kanı taşır. Bu kızla olursa. İki aşiretin kanı dökülür.” Ama ne kadar düşünse de kalbi susmuyordu. “O bakış onu unutturmaz.” Tam sıra gecesi devam ederken, konağın büyük kapısı tekrar açıldı. Gelen kişi Mertti. Şehirliliği her halinden belli olan Mert, Mehmet Ağa’nın isteğiyle toprak belgelerini getirmişti. Zehra, hanım Mert’i görünce kaşlarını kaldırdı. “Bu oğlan yine ne arıyor burada?” diye fısıldadı. Mert avluya adım atarken istemsizce gözleri Berfin’i aradı. Onu görünce yüzünde hafif bir gülümseme oluştu. Berfin ise Mert’i görünce şaşırdı ama içinde bir kıpırdanma olmadı. Yine de çevredeki kadınların bakışlarını hissedince hemen başını eğdi. Mert, kadın kısmının yanına geçerken nazikçe. “İyi akşamlar.” dedi. Zehra hanım sadece başıyla selam verdi. Bakışları buz gibiydi. Mert’in gözleri Berfin’in örgülerine, fistanına, utangaç duruşuna takıldı içinden. “Bu kız bu evde sıkışmış” diye geçirdi. Bu bakışmayı gören biri vardı Aras. Aras’ın gözü anında Mert’e döndü. Düşmanlık yoktu ama rahatsızlık vardı. “O kim? Kıranlı’nın kızına neden bu kadar dikkat kesildi?” Aras’ın bakışları sertleşti. Bu sertlik, Berfin’in yanaklarına hafif bir sıcaklık vurdu. Erkeklerin bulunduğu tarafta daha ciddi bir hava vardı. Mehmet kıranlı ile Karahan Aşireti reisi, yıllardır ilk kez bu kadar yakın konuşuyordu. “Mehmet Ağa” dedi. Karahan reisi, “Kızının büyüdüğünü duydum. Maşallah çok edepli, terbiyeli bir kız. Allah nazarlardan saklasın.” Mehmet ağa gururla başını salladı. “Kızım benim gözümün nurudur.” Bu söz, Aras’ın kulağına nasıl geldiyse kalbini tuhaf şekilde sıkıştırdı. “Gözünün nuruysa benim için asla olamaz.” Birden Aras, türkü söyleyen adamın sesini bile duyamadı. Berfin’in bir anlık utangaç gülümsemesi gözünün önünde canlanmıştı. O an Aras ilk kez korktu. Kızdan değil, hissettiğinden. Türküler devam ederken, erkeklerden biri şaka yoluyla yüksek sesle söyledi: “Mehmet Ağa! Kızınızı yakında gelin ederiz ha? Bu kadar güzellik evde durmaz!” Avluda kahkaha koptu. Berfin yerin dibine girdi. Zehra ağa hemen genç kızın elini tuttu, yüzünü düzeltmesini işaret etti. Ama Berfin dayanamayıp başını önüne eğdi. O sırada Aras’ın yüzü dondu. Şakayı yapan adama öyle bir baktı ki adam hemen sustu. Aras, içinden kıskançlık mı, yoksa kızın utanmasına duyduğu acı mı olduğunu anlayamadığı bir duygu hissetti. Birden ayağa kalktı. Herkes ona döndü. “Bir hava alıp gelirim.” dedi sertçe. Kimse anlamadı ama Berfin onun neden rahatsız olduğunu hissetti. Türküler bittiğinde kadınlar tatlı servisi için içeri geçti. Zehra, Berfin’e. “Mutfağa yardım et kızım.” dedi. Berfin mutfağa giderken kalabalıktan uzaklaştı. İçerisi o kadar sıcak ve gürültülüydü ki nefesi kesildi. Arka avlu kapısını açıp dışarı çıktı. Gece serindi. Ay bulutların arasından sızıyor, taş zemine gümüş ışık düşürüyordu. Berfin derin bir nefes aldı. Tam o sırada karanlıktan bir gölge ayrıldı Aras. Berfin kalakaldı elini kalbine bastı. Aras sessizce ona doğru bir adım attı. “Korkma.” dedi alçak sesle. Berfin’in sesi çıkmadı. Aras, bakışlarını kaçırmadan devam etti. “Adın ne?” Berfin dudağını ısırıp fısıltıyla cevapladı. “Berfin.” Aras’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. “Sana yakışmış.” Berfin geri çekilmek istedi ama ayağı taşlara takıldı. Aras kolunu uzattı, düşmesin diye tuttu. Bir anlığına elleri birbirine değdi. Bu temas, ikisinin de nefesini kesti. Berfin hemen elini çekti. “Bizi görürlerse” dedi titreyerek .”Bu doğru değil.” Aras bir adım daha yaklaştı. “Doğru değil ama gerçek. Seni gördüğüm andan beri içim durmuyor Berfin.” Berfin’in gözleri büyüdü. Aras fısıldadı. “Kıranlı kızısın biliyorum. Ben karahan’ın oğluyum onu da biliyorum. Ama kader bazen yanlış yerde doğru insanı karşına çıkarır.” Berfin’in sesi boğuk çıktı. “Aramızda töre var.” Aras’ın gözleri karardı. “Ben töreden korkmam. Ama” bir an sustu. “Sen benden korkuyorsun.” Berfin gözlerini kaçırdı. “Ben sadece” Yutkundu. “Bir şey hissetmek istemiyorum.” Aras gülümsedi, ince bir acıyla. “Ama hissediyorsun.” Bu söz Berfin’i derinden vurdu. Gözleri doldu. Tam o anda. Avludan Zehra’nın sesi duyuldu. “Berfiiiin! Kız nerdesin?!” Berfin irkildi. Aras son kez ona baktı. “Bu daha başlangıç.” Berfin hızla avluya geri koştu. Aras karanlığa karıştı. Zehra, hanım Berfin’in yüzündeki kızarıklığı görünce kaşlarını çattı. “Neredeydin?” “Hava aldım yenge.” “Yüzün kıpkırmızı. Bir şey mi oldu?” “Yok yok yenge. Sıcaktı.” Zehra onu süzdü ama bir şey diyemedi. Mert, tatlı tepsisi taşırken arka avlunun yarı açık kapısından bir gölge görmüştü. Berfin’in telaşla döndüğünü. Aras’ın karanlığa çekildiğini. Fark etmişti şaşkındı. “Bu bir sır mı?” diye düşündü. İçine bir kıskançlık değdi ama aynı zamanda korku. “Bu kız aşiret kızıdır. Böyle bir şey duyulursa her şey karışır.” Mert istemeden kendini olayların ortasında bulmuştu. Sıra gecesi barış duasıyla bitti. Türküler söylendi, eller sıkıldı, ama herkesin aklında aynı şey vardı. Bu gece barış mı oldu, yoksa yeni bir fırtına mı doğdu? Konaktan çıkılırken Aras bir kez daha Berfin’i uzaktan izledi. Berfin ise kalbi deli gibi çarparak yürüyordu. Mehmet ağa hiçbir şey fark etmemişti ama içgüdüsü ona şunu söylüyordu. “Kızım bir şeyler değişiyor.” Ve o gece, gökyüzündeki ay bile sanki daha parlak yanıyordu. Sanki iki aşiretin kaderi artık eski kader değildi. Barış içinde yaşamak vardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD