Bela

1128 Words
Vardiyam boyunca gün içindeki kötü ruh halimden kurtulamadım. Franke'nin dediğinin aksine itirafım hiçbir işe yaramamış, hislerim beni daha da derinden etkilemeye başlamıştı. İşin kötüsü bu gece restoranda Mario'dan eser yoktu. Belki de gece kulübünde ya da bir kadının yanındaydı. Aklım sadece ondayken, kafamdan hiç olmayacak senaryolar üretmek ne kadar da kolaydı. Bu gidişat benim için sonu iyi olmayacak bir şeye dönüşüyordu. İlk birkaç saat onunbir yerlerden çıkmasını umutsuzca beklemiştim ama gecenin sonuna doğru gelmeyeceğini anlayıp tıpkı bir robot gibi servise devam ettim. Sadece gerektiği kadar konuşarak, işimi yapıyordum. Gülümsüyor, misafirlerle belli bir seviyede sohbet ediyor sonra da siparişlerini alıyordum. Genellikle kibar ve mesafeli insanlardan oluşan seçkin bir topluluk restoranda yemek yiyordu ama bir tanesi dikkatimi çekmek için ekstra çaba harcıyordu. Onu görmezden gelmeye çalışıyordum ama bunu neredeyse imkansız kılmaya başlamasıyla benim için sıkıntılı dakikalar da başlamıştı. Yaklaşık 40'lı yaşlarda, esmer ve rahatsız edici bakışlı bir adamdı. Onu birkaç kez daha burada görmüştüm ama tek başıma servis yapmaya başlayalı bir hafta olduğundan hiç onun olduğu masaya bakmamıştım. Bu gece şansıma onun ve yanındaki tıpkı onun gibi gizemli ve tehlikeli görünen iki adamın yeni eğlencesi olmuş gibiydim. Diğer adamlar benimle istedikleri yemekler dışında hiç konuşmamışlardı ama diğer adamın yaptığı yorumlara gülerek onu cesaretlendiriyorlardı. Önce adımı sorarak başlayan sohbet, çıkışta ne yaptığıma kadar varınca onunla ilgilenmediğimi uygun bir dille anlatmaya çalışmıştım. Buna tepkisi hiç de beklediğim gibi olmadı tabi ki. Parmaklarını geri yatırdığı düzgün saçlarının arasından hırsla geçirdi. Bu hareketinin tek bir anlamı vardı; onu geri çevirmeme çok sinirlenmişti. Belli etmek istemese de bu apaçık ortadaydı. Yanındaki adamlara bakarak gergince gülümsedi. Sonra da bana doğru eğilip masaya biraz daha yaslandı. "İstediğim zaman, istediğimi alırım, Laila," dedi kararttığı bakışlarını yüzüme dikerek. O kadar ürkütücü bir tavrı vardı ki; nutkum tutulmuştu. Bu mekânda bu tarz şeylerin olabileceğini hiç düşünmediğimden kısa süreli bir duraksama yaşadım ve hemen kendimi toparlayıp usturuplu bir cevap vermeye giriştim. Düşünmek için zaman kazanmaya çalışırken elimdeki mönüye kısa bir bakış attım. Ama sonuçta ona sadece, "Üzgünüm, efendim. Bu istediğinizi yapamam," diyebildim. Bu gibi durumlarla karşılaşmaya hiç hazırlıklı değildim. Ne dersem diyeyim onu kışkırtacağımın ve daha fazla sinirlendireceğimin çoktan farkına varmıştım. Başımın belaya girmesini istemiyordum. Karşımdaki tehlikeli bir adamdı ve ben böyle adamlarla ilgili hiç bir şey bilmiyordum. Onu reddettiğim için öfkeliydi ama kendini kontrol ediyormuş gibi görünüyordu. Yanından uzaklaşmak için hızla bir hamle yaptığımda ise ne olduğunu bile anlamadan bileğimden kavradı ve, "Nereye gidiyorsun, bakalım?" diye sordu. "Benim görevim sadece sizin siparişlerinizi getirmek, efendim. İzin verirseniz gitmek istiyorum, artık," diye artık rahatsızlığımı zorlama bir gülümsemenin ardından ona iletmeye çabaladım. Artık sınırı aşmıştı. Başımı arkamda durduğundan emin olduğum Bay Carlos'a çevirince; onun da gözlerini dikmiş bize baktığını gördüm. Yüzünde tedirgin ve kararsız bir ifade vardı. Müdahale etmesi gereken bir durum olduğunun farkındaydı ama ne yapması gerektiğini sanki kestiremiyor gibiydi. Bu adam tehlikeli ve önemli biri olmalıydı; yoksa çoktan bir çalışanını bu şekilde rahatsız hatta taciz eden bir müşteriyi kapıdan kovmuş olması gerekirdi. Yine de sıkıntısını belli eden bir ifadeyle birkaç saniye içinde yanımızda belirdi. Ve rahat bir soluk almamı sağladı. "Bay Gianni, bir sorun mu var, efendim?" diye sordu. Ardında da başıyla bana gitmemi işaret etti. "Hayır, Carlos bir sorun yok. Biz Laila ile gayet güzel anlaşıyoruz. Neden bu kadar telaşlandın?" dedi bana yılışık bir gülümsemenin ardından bakarak. "Pekala efendim, siparişleriniz hemen gelecek. Laila!" diyerek beni kendime getirerek ufak bir uyarıda bulundu. Oradan uzaklaşırken adının Gianni olduğunu öğrendiğim adam, "Görüşürüz, Laila," diye fısıldadı. Bir daha yemek salonuna çıkmama izin vermeyen Carlos'a birkaç kez teşekkür ettim ve ondan bu adama dikkatli etmem gerektiği konusunda uyarı aldım. Ona bu adamın kim olduğunu sorduğumda ise net bir şey söylememesi dikkatimden kaçmamıştı. O saatten sonra mutfakta diğerlerine yardım ederek oyalandım ve çıkış saatinde çalışanlar için olan arka kapıdan çıktım. Karşımdaki adamı görünce ise olduğum yerde donup kaldım. Damarlarımda alevden bir top beni yakıp geçiyordu. Telaşla ne yapacağıma karar vermeye çalışırken elim restoranın kapı koluna asılı kaldı ama karşımda duran adamın tepkisini görünce kendimi hemen içeri atmak için geri adımladığımda bana doğru ilerlemeye başlamıştı bile. "Nereye gidiyorsun, tatlım? Biraz gezeriz diye düşünüyordum. Naz yapanları severim ama sen bu nazı fazla uzattın sanki," diyerek güldü. Bana nefesini yüzümde hissedeceğim kadar çok yaklaşmıştı. Korkuyordum ama yine de elimi durması için kaldırdım ve onu nasıl bir cesarettir bilinmez, "Hayır!" diyerek hafifçe ittirdim. Yerinden kımıldamadı bile ama tepkim karşısında sersemlemiş görünüyordu. Geri çekilmek yerine, "Seni beni biraz önce ittin mi?" diye sordu şaşkınca yüzüme bakarak. Peşinde dikilen iki adama omzunun üstünden bakarak beni almaları için bir harekette bulununca tam bağırmaya hazırlanırken arkamda duyduğum ses korkuyla sıçramama neden olmuştu. "Gianni!" Adam da tıpkı benimkine benzer bir şaşkınlıkla kapıya bakakaldı. "Ooo...Kimleri görüyorum? Rossino, artık arka kapıdan mı çıkıyorsun?" diyen Gianni yılışık sırıtışının ardından suratını buruşturdu. Böylelikle olduğundan daha da çirkin görünmeyi başarmıştı. Mario ona sadece, "Evine, karının yanına git, Gianni!" diye üstüne bastıra bastıra karşılık verdi. "Sen bu işe karışma, Rossino! Laila benimle gelecek, değil mi tatlım?" diye sorarken bana arsızca bakıyordu. Mario bana dönmüş ne diyeceğimi bekliyordu. Onunla gideceğimi düşünüyor olamazdı. Başımı olumsuz anlamda sağa sola salladım. Mario'nun yüzünde tek bir kas bile hareket etmemişti ama rahatladığına o an yemin edebilirdim. Onun burada olmasına şükrederek ona doğru adımlamaya başladım. Ve yanına geçerek neler olacağını korkuyla bekledim. "Başına büyük bir bela alıyorsun, evlat!'" diyen adam anında ciddileşmişti. "Bana evlat deme, sakın! Ve benim hiçbir mekânıma bundan sonra tek bir daha adım dahi atma. Yaptığın saygısızlığı kabul etmiyorum," dedi şimdiye kadar onda görmediğim büyük bir öfkeyle. Gözleri kararmış ve derin bakıyordu. "Çok büyük laflar bunlar! Şu küçük fahişeyi korumak için beni karşına almaman gerektiğini iyi biliyor olman gerekiyor,"  dedi. Parmağını bana tehditkar bir biçimde doğrulttuğunda gözleri parlamış, duruşu dikleşmişti. Bense hakareti karşısında şok geçiriyordum. Aralarındaki konuşma benden oldukça uzaklaşmış gibiydi. Adam geri adım atacak gibi de görünmüyordu. Mario onun söylediği sonrasında, gözlerini acı çekiyormuş gibi sıkıca kapadı ve dudaklarını birbirine bastırdı, sonra da eğilip adama dik dik baktı. "Yanlış lafları, yanlış insana ediyorsun! Artık sabrım taşmak üzere!" dedi sertçe. Arkasındaki iki koruması her an, bellerinde taşıdıkları silahları çekecekmiş gibi tetikte bekliyorlardı. Gianni'nin de adamları aynı şekilde çıkacak bir çatışma için can atar gibiydiler. "Yanlış yaptın, Rossino!" diye diliyle damağına vurarak konuşan Gianni ona meydan okuyordu. Mario giderek daha öfkeli görmeye başladı. Vücudunun gerilmesi ve öfkeden çatılan kaşlarının görüntüsü karşısında ben bile ürkmüştüm. Mario ateş saçan bir ifadeyle, "Yanlışı asıl sen yaptın, Gianni!" diye adeta tükürür gibi konuştu. "Korumacılığın gerçekten göz yaşartıcı ama fazla uzadı; yoluna git ve ben de burada olanları unutayım." Mario çileden çıkmış ses tonuyla, "Benim olanı koruyorum!" dedi ardından da, "O benim! Anladın mı? Yanlışı asıl sen yaptın!" deyince, Gianni'nin suratı bir anda düştü. Kalbim tekledi. Hatta duyduklarımı kendi kendime uydurduğuma yemin bile edebilirdim. Yine de birkaç dakikadır süzülen gözyaşlarımın arasından kendi kendime hafifçe sırıtıyordum. O benim! O benim! Adam başını öne eğip hafifçe içini çekti. Arkasını dönüp gitmeden hemen önce ise sert bir sesle, "Görüşeceğiz, Rossino," demeyi ihmal etmemişti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD