Gizli Saklı

1943 Words
Okuldan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Mario'nun lüks apartman dairesinin kapısındaydım. Bana kapıyı açan koruma evde beni yalnız bıraktıktan sonra ilk iş olarak kendime bir bilgisayar aramaya giriştim. Heyecanlıydım ve içim huzursuzluktan kıpır kıpırdı. Önce koridor boyunca ilerleyip odaların kapılarını tek tek açmaya başladım ve iki kapı sonra Mario'nun çalışma odası olduğunu anladığım odadan içeri adımladım. Bu odada büyük bir kitaplık, bir çalışma masasının dışında evin geri kalanında olduğu gibi deri bir koltuk takımı vardı. Geniş maun masanın üzerinde ise bir tablet duruyordu. Umarım bir şifresi yoktur diye düşünüp masanın başındaki koltuğa yerleştim ve bilgisayarın kapağını kaldırdım. Ve tabi ki şifre vardı. Bu işi kimseye sormadan ve onun bilgisayarını karıştırdığımı belli etmeden nasıl halledebileceğimi düşünürken, "Merhaba," diyen bir sesle oturduğum yerde korkuyla sıçradım. Başımı kaldırıp kapı aralığından içten gülen gözleriyle bana bakmakta olan orta yaşlı bir kadın gördüm. "Ah! Seni korkutmak istememiştim," diye benden özür dileyen kadına muhtemelen şok olmuş bir ifadeyle bakıyordum. "Korkmadım. Sadece bir anlığına boş bulundum," diyerek gülümserken onun kim olduğunu öğrenmek için hemen, "Siz?" diye sordum. Ellerimin titrediğini fark etmemesi için onları masanın altına indirmiştim. "Ah evet, ben kendimi sana tanıtmadım. Kusuruma bakma, lütfen. Ben Margaret, Bay Rossino'nun yardımcısıyım," dedikten sonra yanıma kadar gelip kibarca elini uzattı. Orta yaşlı kadın en fazla 1.60 boylarındaydı ve esmer tenliydi. İtalyan olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Bu adamın etrafında bu ırk dışında pek fazla insan görmek nerdeyse mümkün görünmüyordu. Bunun tek istisnası ise bendim sanki. Onun hayatında büyük bir yenilik olmalıydım ya da bu alışkın olduğu bir durumdu. Belki de sevgilileri konusunda bu denli seçici davranmıyordu. Tabi bu konuda da şüphelerim vardı. Mario hakkında zararsız ama beni kıskançlıktan öldürebilecek bir bilinmeyen daha diye geçirdim içimden. "Ben de Laila, memnun oldum, Margaret. Evde kimsenin olmadığını düşünmüştüm. O yüzden biraz korktum," dedikten sonra mahcup bir şekilde gülümsedim. "Senin geleceğini daha önceden Bay Rossino haber vermişti. Odadan sesler geldiğini de duyunca gelip sizinle tanışmak istedim. Neyse ben sizi yalnız bırakayım." Başımı ona anlayışla sallamakla yetindim. "Senin için yapabileceğim herhangi bir şey var mı? İçecek bir şeyler getirmemi ister misin?" diye sorarken iyice yanıma kadar sokulmuştu. Bense hala gizli bir iş yaptığım için hissettiğim suçlulukla boğuşmaktaydım. "Şimdilik yok. Yine de teşekkür ederim," diye cevapladım. Bana gülümsedikten sonra yanımdan uzaklaştı ve kapıyı ardından kapatarak odadan çıktı. Ben ne yapıyordum böyle? Bilgisayarın kapağını kapatıp odadan çıktım ve yatak odasına gittim. Suçluluk duygusu merakımdan daha ağır basmıştı. Ona tüm merak ettiklerimi kendim sormalı ve bana dürüst davranmasını beklemeliydim. Dün gece Mario'yla ilk defa birlikte olduğumuz yatağa gözlerim kaydığında anılarla yanaklarım bir anda kızardı. Bundan böyle her gece onunla bu yatakta olma düşüncesi hem beni korkutuyor hem de karnımda yeni yeni tomurcuklanmaya başlayan farklı duygular hissetmeme neden oluyordu. Her şey bana yeni ve yabancıydı ve bununla nasıl baş edeceğimi henüz bulamamıştım. Önce bir duş alıp rahatlamak istiyordum ama sonrasında üzerimdekileri ne ile değiştirecektim işte bunu bilmiyordum. Burada bana ait hiç bir şey yoktu, buna kıyafetlerim de dahildi. Bu sorunu eve gidip bir an önce halletmeliydim. Belki Mario'ya ait rahatça giyebileceğim bir şeyler bulabilirim diye gardırobunun kapağını açtığımda ise çeşit çeşit kadın elbisesiyle burun buruna geldim. Her renkten, farklı desenden ve her koşulda giyilebilecek onlarca elbise tek bir bedene aitti. Benim bedenim olması da cabasıydı. Sabah bana bir şeyler almasını istemediğimi söylerken onun bunun neresini yanlış anladığını merak ederek kendi kendime sırıttım. Hepsi de pahalı etiketleriyle orada öylece asılı şekilde benim giymemi bekliyorlardı. Birer birer dolap kapaklarını açtıkça günlük kıyafetlerden gece dışarı çıkıldığında giyilebilecek şık elbiselerin de olduğunu gördüm. Ve çekmeceler Tanrım... her renkten iç çamaşırlarıyla doluydu.   Bu kadar abartmasını ise çok ama çok fazla buldum. Geldiğinde bunu ona da söyleyecektim ama sadece bana bakarak çapkınca gülümseyeceğini ve bu söylediğimi umursamayacağını gayet iyi biliyordum. Çekmecenin tekinden benim için alınmış yepyeni bir çamaşır takımı, bir yoga taytıyla, body'i de alarak banyoya gittim. Duştan çıktığımda ise odanın içinde bir farklılık olduğunu hemen anladım. Başta onun kokusu vardı havada. Sonra kendisini gördüm. Gömleğinin manşetlerini açmakla uğraşıyordu. Beni görünce işini yarım bıraktı ve bana her zamanki o sersemletici bakışıyla bakmaya başladı. "Selam," derken çoktan ayaklarım ona doğru ilerlemeye başlamışlardı bile. "Bugün geç saate kadar çalışacağını sanıyordum," dedi. "İptal ettim," deyiverdim. "Neden?" diye sorarken artık ılık nefesi yüzüme vuruyordu. "Gerek görmedim de ondan. Hafta sonu olan seçmenin benim için bir önemi kalmadı. Artık kazanmak o kadar da istediğim bir şey değil," dedim kendimi yalan söylemeye zorlayarak. Saçlarımı kulağımın arkasına attı. "Dans etmeyi sevdiğini biliyorum. Peki neden bu gösteride yer almayı çok isterken bir anda vazgeçtin?" diye sordu. "Bir süre o yoğun tempoda çalışamayacağımın farkına vardım." "Bunu sonra konuşuruz öyleyse," dedikten hemen sonra, "Odamda aradığın şeyi bulabildin mi?" diye sordu. O anda donup kaldım. Ona boş gözlerle bakıyordum. Ona ne diyecektim şimdi? Aslında çok basitti. Bilgisayarında maillerimi kontrol etmek istemem yeterli bir bahaneydi ama o kadar uzun süre tutuk kaldım ki başka bir şeyler olduğunu anlamaması onun gibi zeki bir adam için imkansızdı. "Üzgünüm. Eşyalarını kullanmadan önce sana sormam gerekirdi," diye mırıldandım. "Şifresini sana yazarım. Ayrıca bana sorman gereksiz," dedi. Kızgın görünmüyordu. Sadece ondan bir şeyler saklamamdan hoşlanmamış gibiydi. "Margaret sana ne söyledi?" diye sordum. "Margaret bana bir şey söylemedi, Laila. Sadece seni eve geldiğinde çalışma odamda otururken bulduğunu söyledi. Sohbet ediyorduk ama senin orada ne yapabileceğini, neyi merak ettiğini tahmin etmek hiç de zor değil," derken gözlerini dikmiş benim sanki içimi görüyormuş gibi konuşuyordu. "Bana güvenmiyor musun?" diye bir soru kaçıverdi ağzımdan. Bunu niye sorduğumdan bile emin değildim. Beni bir şeylerle suçlayıp suçlamadığını bile bilmiyordum. Gözlerimin içine bakmak için benden bir adım uzaklaştı. Başparmağımı altdudağımda tembelce gezdirerek dudaklarımın içgüdüsel olarak aralanmasını sağladı. "Sana güvenmesem benimle yaşamanı istemezdim. Bu evdeki her şey artık sana da ait. Dilediğin gibi gezebilir, dilediğin her şeyi yapabilirsin ama şu yüzündeki suçluyum ifadesi bana bir şeyler anlatmaya yetiyor, Laila. İyi bir dansçı olabilirsin ama iş bana gelince iyi bir oyuncu olamazsın," dedi. Başını eğip dilini altdudağımda gezdirirken nefes almamı zorlaştırıyordu hatta o nefesi almak için bana sebep bile vermiyordu. Yanımda duran ellerimden birini tutarak parmaklarını benimkilere kenetledi. Kolunu da sahiplenircesine belime sardı. O kadar yakındık ki sanki onun içindeydim. Her şeyimle; ruhum ve bedenimle. "Şimdi söyle bakalım, aklından geçen o saçma düşünceler neler? Hakkımda ne bilmek istiyorsun?" Ona Dekan'ın bana söylediği tüm o şeyleri nasıl soracağımı bilmiyordum. Kendimi onun özeline gizlice bakan bir çocuk gibi hissettim. "Ben... Ben gerçekten üzgünüm. Sadece merak etmiştim. Senin hakkında yani seni merak etmiştim. Hiçbir şey bilmiyorum," derken en azından ufak da olsa bir giriş yaptığımı düşünerek bakışlarımı ona diktim. "Odamdaki bilgisayara bakarak mı beni tanımaya çalışıyordun?" diye sorarken bunu mantıksız bulmuş gibiydi. Kafası karışmış görünüyordu. "Okulda bir arkadaşım bana ailenizle ilgili bilmem gereken bazı şeyler olduğunu söyleyince, bunları da sana sormak nedense bana zor geldi. İnternetten araştırırım diye düşündüm. Lüfen bana kızma, zaten bir hataydı, " derken hem o arkadaşımın kim olduğu konusunda yalan söylemeye devam ettiğim hem de onun hakkındaki bilinmeyenlerden korktuğum için bakışlarımı ondan kaçırdım. "Neyi bilmek istiyorsun, Laila?" diye tekrar sorarken, çenemden tutup ona bakmamı sağladı. "Ben aslında... abin, abinin birini öldürdüğü doğru mu?" Sonunda ona bunu sorabilmiştim ama şimdi rahatlamak yerine midemde endişeden bir yumak oluşmuş, hasta olmuşumcasına beni kıvrandırıyordu. "Abim, Lucca hiç bir zaman suçlu bulunmadı," dedi. Çenesi gergindi ve bana sanki ona birini öldürüp öldürmediğini sormuşum gibi bakıyordu. "Sana bu bilgiyi veren kişi bunu da gayet iyi biliyordur, aslında. Pekala, bunu sana söyleyen gerçekten de bir arkadaşın olamaz, değil mi?" diye sorarken şüpheci bakışlarını üzerimde gezdiriyordu. "Bana neden böyle bir şey soruyorsun?" "Bugün öğlen Dekan'ın ofisinde yaptığın o konuşmadan haberim var," dedi. İfadesiz yüzünden konuşmamızın ne kadarını bildiğini anlayamıyordum. Her şeyi biliyor olabilir miydi? O bana bir şeyler anlatmadan önce onun konuşmasını beklemeye karar verdim. "Laila, eğer bu ilişkiye benim değer verdiğim kadar değer veriyorsan bana her zaman doğruları söylemen gerekiyor. Bana doğruları söyleyeceksin değil mi?" diye sordu. Duraksamadan, "Her zaman," diye cevap verdim. Söylediğimle yüzü aydınlanınca, onun bunu makul bulduğunu ve bana inandığını anladım. "Senden bir şey gizlemiyorum. Gizlemeyeceğim de. Dün gece sana anlatmaya çalıştığım hayatımın senin bildiğin hayatla pek alakası olmadığıydı." "Dün gece aklımla düşünebilecek durumda değildim," derken ona sokuldum ve kızararak gülümsedim. "Ancak, ne olursa olsun sana güveniyorum. Kötü bir şey yapmadığını ve bana zarar vermeyeceğini biliyorum," dedim. Bu onun beklediği cümleydi. Beni hemen kollarının arasına daha da çok çekerek dudaklarını dudaklarımın üzerine kapadı. Kalbimin büyük bir parçasını kaybetmiştim; belki de hepsini. Onu teklifsizce karşımdaki bu adama sunuyordum ve o da tereddüt etmeden alıyordu. Onu sarıp sarmalamasından başka bir beklentim yoktu. Kırılmasını istemiyordum ama onunla ne yaşayacağımı bile bilemiyordum. Dudakları ılıktı. Şehvetle aralanmış dudaklarımı esir almış gibi hissettim. Geri çekilirken bana tutkuyla parlayan bakışlarından konuşmamızın henüz bitmediğini anlamıştım. Biraz hüsran duygusuyla biraz da rahatlayarak ona baktım. "Gece daha uzun, bebeğim. Önce konuşacağız," dedi ve elimden tutup beni yatak odasından dışarı çıkardı. Bu sefer de "Kıyafetlerini beğendin mi? diye sorarken mutfaktaki şarap dolabından bizim için bir şarap seçmeye çalışıyordu. "Hepsi çok güzel ve pahalı görünüyorlar. Sana, bana bir şeyler almaman gerektiğini söylerken ciddiydim," dedim mutfaktaki yüksek bar taburesine tırmanırken. Bir yandan da onu izliyordum. Hala üzerinde takım pantolonu ve gömleği vardı, sadece ceketini çıkarmış, beyaz gömleğinin ilk iki düğmesini açmıştı ve acayip seksi görünüyordu. "Gerek var ve daha da olacak. Seninle her şeyimi paylaşmak istiyorum ve her şeyin de en iyisine sahip olmanı," derken kadehlerimize şarap dolduruyordu. İşi bitince benim ona yönelmiş hayran bakışlarımı yakaladı. Yine yanaklarım kızarmıştı. "Kendimi rahat hissedemiyorum ama," derken aramızda oluşan o fazla elektrik yüklü havayı dağıtmayı umdum. Yoksa gidip onun üzerine atlayacaktım ya da ona benzer bir şeyler yapacaktım. "Alışırsın...ve Alışacaksın,"  derken o da aç bakışlarını benim üzerimde gezdiriyordu. "Hadi gidip oturalım," derken elini uzatmış, diğer elinde de şarap kadehlerini büyük bir ustalıkla tutuyordu. Salona onun geniş deri kanepesinde yan yana oturmuştuk. Elime tutuşturduğu kırmızı soğuk şarap boğazımdan akıp geçerken daha önce hiç böyle bir şey içmediğimi fark ettim. İşte alışabileceğim bir lüks daha diye düşündüm ve içten içe kendimi ayıpladım. "Ne oldu?" diye soran Mario, usulca kolumu okşuyordu. "Yok bir şey. Aslında düşünüyordum. Nerdeyse bir ay önce sokakta kalacak durumdaydım şimdi ise senin yanında, buradayım ve her şey o kadar alışılmadık ki," dedim. Kaşları çatılmış, çenesi gergince kasılmıştı. "Bir daha ne olursa olsun, bir şeye ihtiyacın olmayacak. Benden başka kimseden bir şey istemen gerekmeyecek," derken ses tonu alışılmadık şekilde sertti. "Beni hayal etmediğim bir şekilde şımartmanı seviyorum ama tüm bunların bu kadar çabuk olması bazen başımı döndürüyor." "Sen de benim başımı döndürüyorsun. Güzelliğin, bana bakışların o kadar başka ki; senin için hissettiklerimden dolayı nerdeyse utanacağım," dedi gülerek. Bir anda gerginken şimdi rahatlamıştı. "Şimdi seninle abim ve onun başından geçenlerle ilgili konuşacağız ve bir daha da bu konuda endişelenmeni, düşünmeni istemiyorum, tamam mı?" dedi fısıltıyla. Başımı onun konuşmasını beklediğimi belirtircesine salladım. "Dominic, en büyük ağabeyim... Yıllar önce öldürüldüğünü sana söylemiştim. Katilini bulamamıştık. Sona bunu yapanın en yakın arkadaşımız Fredercik olduğunu, aynı zamanda içimizdeki muhbirin de o olduğunu öğrendik. Bunu da abimin ölümünden iki sene sonra öğrendik Zaten. Bize bu hainliği yapan kişinin kim olduğunu diğer abim, Lucca öğrendiğinde Frederick öldürülmekten korktuğu için kaçıp ortadan kayboldu. O zamandan beri de Frederick ortada yok ama o kadar çok düşmanımız var ki en başta FBI; aileyi çökertmek için Lucca'yı onu öldürmekle suçladılar. Sana köklü ve güçlü bir aile olduğumuzu zaten söyledim ama bu kazancımızı kolay yollardan sağladığımız anlamına gelmemeli. Kumarhanelerimiz var ve bu işe sahip olmak demek bir sürü düşman kazanmak, aynı zamanda da bir sürü insanın geçimini bu işten sağlaması demek. Lucca bir süre üzerine atılan bu suçu temizlemek için ortadan kaybolmuştu ama bu nerdeyse iki, üç sene öncesiydi. Şimdi eşi ve kızıyla İtalya'da, buradakinden daha sakin bir hayat sürüyor. Bunu da sırf karısına söz verdiği için yapıyor. Orada mutlular. Ve ben de onun kadar mutlu olmak istiyorum, Laila," deyip, anlattıklarını hazmetmeme fırsat dahi vermeden beni sersemletici öpücüklerinden biriyle öpmeyi başladı. O anda bana anlattığı şeylerin ciddiyetini dahi düşünemeden kendimi onun kucağında bulmuştum. Söyledikleri, onun dokunuşları ve öpücükleri arasında o saniye buhar olup uçmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD