8.BÖLÜM

1810 Words
## Çatlak Asistanın Dönüşü Sabah olmuştu. Başımın gözümün sadakası olsun diye son bir kez iyilik yapıp kahvaltı hazırladım bu yüzsüzlere. İlk uyanan yine Yiğit oldu. Muhtemelen kokuyu takip ederek mutfağa gelmişti; kapıda durup beni inceliyordu. O sırada çayları doldurup masaya koydum. Çok geçmeden Mert de geldi. İkisi birden kapıda dikilip bana bakmaya devam edince sessizliği bozdum: — Bugün laf koymayacağım, çay koydum gelin için, insanlık görün, deyip inceden dokundurdum yine de. Gece içime dert olmuştu bunların hali. Sokak köpeklerine bile kıyamazken haliyle bunlara da acıdım; gece kalkıp ikisine de birer battaniye getirdim. Fakat gördüğüm manzara karşısında şok olmadım desem yalan olur. Allah'tan namuslu ve mübarek bir kızım da onlara bakmadan üzerlerini kapattım. Ama odama gidecekken geriye dönüp gıcık gıcık onlara baktım. "Ulan tamam, beni kadın olarak görmüyorsunuz da askerlik arkadaşınız da değilim ya şerefsizler! Askılı tişört ve boxerla yatmak da ne oluyor?" diye söylenerek odama ilerledim. Sabahki halleri de pek farksız değildi hani. Tamam, pantolonlarını giymişlerdi ama askılı tişörtle de gelinmez ki be vicdansızlar... Gözlerim bana ihanet etmeye başlamışlardı bile. Ne kadar çabalasam da uşakların aşırı gelişmiş kaslarına yapışıp duruyordu. İçimden *"Çek artık şu bakışları"* desem de diğer yanım, *"Sana ne be, ben kul hakkımı alıyorum kızım!"* diyordu. Masaya oturup kahvaltıya başladılar. Mert bendeki garipliği anladı herhalde: — Hayırdır kuzu kafa, ne derdin var? Kaşın gözün ayrı oynuyor. Yoksa anlamamız gereken bir şey mi var? Ne ima etmeye çalışıyorsun? diyerek pis pis güldü. — Komiksiniz canım! Ulan sizinle ıssız adaya düşsem yine dönüp size bakar mıyım ben? diyerek düştüğüm durumu kurtarmaya çalıştım. Bu yalan konusunda masterı bitirdim, doktoraya geçtim artık. Nereye bakmıyorum acaba? Gerçi ıssız adada yokluktan ben de Megan Fox olarak görünürüm bunlara ya, neyse... Allah'ım sen kimseye yokluk çektirme, aminnn! Bu sefer daldığım derin düşüncelerden Yiğit'in sözüyle çıktım: — Dünyaya gel kuzu kafa, yine daldın. Ee, yarın dönüyorsun değil mi işe geri? dedi. Ey gözünü sevdiğim Rabbim, bunlara verdiğin tip yerine verdiğin aklı niye kullanmazlar ki? — Daha önce söylediğim gibi, geri dönmeyeceğim. Dönmem sözünü duyunca Mert sinirden kızarmaya başladı: — Madem öyle, biz de burada kalacağız demektir, dedi. Sonra da pişkin bir şekilde kollarını oturduğu sandalyenin arkasına yaslayarak ekledi: — Ha, akşam yemeğini böyle kahvaltı ile geçiştirme, biz ev yemekleri isteriz. Hakikaten bunlar sabrımın sınırlarını zorluyorlar. Ulan adamlarda hiç utanma yok, yüzsüz anam yüzsüz! — Oldu canım, az yiyin de kendinize hizmetçi tutun! Babanızın uşağı yok burada. Açlıktan da ölseniz umurumda olmaz! Sonra hınzırca bir gülümseme atarak devam ettim: — Upss... Hem ben size söylemedim değil mi? Hay Allah, nasıl da unuttum! Ben bu akşam taşınıyorum. Ama gitmeden size anahtarı bırakırım, madem benim yüzümden sokakta kaldınız... Ben de çok vicdan sahibi biri olarak bunu yaparım, yazık size de tabi. Hadi yine iyisiniz, sizden kira da almayacağım. Artık bana yatıp kalkıp dua edersiniz. İkisi birden altlarına su dökmüşüm gibi sinirle ayağa fırladı. Tabi asabi çocuğumuz Mert, bir tık daha kızararak hemen saydırmaya başladı: — Sen dalga mı geçiyorsun kızım bizimle? Sakinliğimi korumaya çalıştım: — Oradan bakınca öyle mi gözüküyor eski patroncum? Gayet ciddiyim. Size söyledim, işe geri dönmeyeceğim. İstesem de dönemem, babam çalışmamı istemiyor. Yiğit alaylı bir kahkaha attı: — Ne yani, baban istedi diye mi işten çıktın? Kızım senin kendi fikirlerin yok mu? Tabi ben de aynı şekilde dalga geçen bir gülüş fırlattım ona: — Pardon da, babaları evden ve işten kovan siz mi söylüyorsunuz bunları bana? Hem ben kıçımda donla beş parasız kaldım diye babamı dinlemiyorum. Ben babama saygı duyduğum için ve de... —dişlerimin arasından— ...birazcık da korkudan da olabilir tabi, her neyse, dinliyorum işte, dedim. Sonra da sinirle kalkıp masayı toplamaya başladım. Fazla sürmeden telefonum çaldı. Arayan annemdi. — Efendim sultanım? — Ne yaptın Ebru, toplandın mı? — Evet toplandım anne. — İyi o zaman, baban gelmek üzere. Beş dakikaya orada olur. — Yok ebesinin nikah şahidi! — Seni edepsiz! — Pardon sultanım, bu içimden olacaktı. Neyse, benim hemen kapatmam lazım. Kapatır kapatmaz olduğum yerde dönmeye başladım. Bittim ben, bittim! Babam bu iki herifi burada görürse kesin bana uçar, bunları da yaşatmaz. Yok yok, bu herifleri buradan sepetlemem lazım. Aşağıya inseler... Yok yok, babam görür. Buldum, buldum! Süpersin kızım sen! Ben kendi kendime konuşurken Yiğit araya girdi: — Hey, biz de buradayız, unuttun herhalde! Herif derken uçtun yine kuzu kafa! Hızlı bir şekilde ikisine döndüm: — Siz ikiniz üst kata, Zeynep'lere çıkıyorsunuz, dedim. Fakat asi çocuğumuz Mert hemen itiraz etti: — Ben şuradan şuraya gitmiyorum kızım! Gelsin babanla da konuşalım, hem biz onu ikna ederiz. Yiğit de başını sallayarak onay verdi. — Telefonda pek dinlemedi ama sizi... — Ne telefonu? — Dün konuştuğun, o fantezileri sayan adam benim babamdı canım. Babamın ikna gücü çok yüksek bir adam olduğunu biliyordum da, bahsi geçince de bu kadar etki edeceğini bilmiyordum doğrusu. Mert daha başka bir şey dememe fırsat vermeden, Yiğit'in koluna girip çekmeye başladı: — Üst kattı değil mi? Zeynep hanıma çıkacağız. Baban gidince bize haber verirsin, diyerek Yiğit'i de çekiştire çekiştire hızla daireden çıktı. Rüzgar gibi esti desem yalan olmaz yani. Onlar gidince salona girdiğimde gömleklerini unuttuklarını fark ettim. *"Ulan Necibe teyze bunları sapık diye kovalamasın şimdi"* derken kapı çaldı. Elimde gömleklerle sırıtarak kapıya ilerleyip açtım. *"Hayırdır, bir şey mi unuttunuz?"* diye espri yapacaktım ki, karşımda babamı görünce laflarımı geriye yuttum. — Baba! — Evet baba. Son yirmi iki senedir de öyle kızım, şaşırma istersen artık. — Tabi ki babam, espri genlerimin kaynağı... Hoş geldin. — Hoş bulduk bakalım. O elindeki ne, hala hazır değil misin? Gözleri ile bana işaret edince elime odaklandım. Eyvah, gömlekler! — Neler? — Şey babacığım, toz bezi bunlar! Giderayak bir etrafı siliyordum da... Tabi inandırıcı olsun diye gömlekleri biraz etrafa sürtmüş olabilirim. O iki salak kesin beni öldürecek diye düşünürken babam kaşlarını çattı: — Saçmalama kızım, ne temizliği? — Değil mi babacığım! deyip gömlekleri fırlattım. Babam, *"Hadi artık gidelim"* deyip kapıya yöneldi fakat daha kapıya varamadan kapı tekrar çaldı. — Birini mi bekliyordun Ebru? — Hayır babacığım. Kapıya ilerleyip açtığımda gözlerim yuvalarından fırlamak üzereydi. Yiğit karşınızda duruyordu: — Merhaba Ebru hanım. Panikten elim ayağım birbirine dolandı: — Yanlış geldiniz herhalde, deyip kapıyı kapatmaya çalıştım. Fakat Yiğit kapıyı eliyle tuttu: — Sizinle konuşmaya geldik, deyince içeriden babamın tok sesi yükseldi: — Gelen kim Ebru? Kapıda dikilen iki salağa kaş göz yapmaya başladım "basın gidin" der gibi; ama dedim ya, yüzsüz anacım bunlar! — Biz Ebru hanımın patronlarıyız efendim, deyince devirdiğim gözlerle kapıyı açmak zorunda kaldım. Yiğit ve Mert bana bakmadan içeri girip babama selam verip tokalaşırken, Zeynep de peşlerinden daldı içeri. Kulağıma eğilip sessiz bir şekilde fısıldadı: — Oğlum sen bana kalp krizi mi geçirteceksin? Lan iki yavruyu yarı çıplak halde kapıda görünce küçük dilim içime kaçıyordu! Ulan babaannem bile uşakları o halde görünce kadın saçını başını düzeltmeye başladı. Olanları anlattıkları zaman da kadın ne dese beğenirsin: *"Hoş geldiniz ama bu halde burada olmanız uygun kaçmaz, neticede biz bekar bayanlarız."* dedi. Sonra da onları göndermek yerine, onlara rahmetli dedemin gömleklerinden verdi! "İşte benim Necibe teyzem, kadın maldan anlıyor," diye konuşurken Yiğit ve Mert'in babamla muhabbet edip samimiyeti iyice ilerlettiklerini gördüm. Uzun bir süre korkudan üçünü kenardan izledim. Normal şartlarda babamın çoktan sigortaları yakıp 46'ya bağlaması gerekirken, baktım adam hala normal nabızda muhabbetine devam ediyordu. Daha fazla dayanamayıp merakıma yenik düştüm. Tırsa tırsa da olsa yanlarına gittim. Yanlarına varınca babam bana döndü: — Tamam kızım, ben artık gideyim. Bir daha böyle bir durum istemiyorum, deyip kapıya yöneldi. Tam çıkarken geriye dönüp, — Ha, bu arada kızım size emanet, demez mi? Kulaklarım bunları duymuş olamaz değil mi? Yiğit hemen atıldı: — Tabi ki efendim, o bizim değerli bir elemanımız. Hem babam Ebru hanımı asistandan çok kızı gibi sever. Eminim babam sizin gibi muhterem bir beyefendi ile tanışsaydı o da çok memnun olurdu efendim. Sonra babam Mert'e döndü: — Evlat, seninle daha önce konuşmuş muyduk? diye sordu. Fakat bizim tırsak, korkudan öksürüp boğazını temizledi. Sonra da tok bir sesle: — Sizin gibi muhterem biriyle konuşsaydım kesinlikle unutmazdım efendim, dedi. Babam da bu sözleri duyunca bir yumuşama, bir gevşeklik oldu birden: — Bu arada gömleklerinizi sevdim gençler. Şimdiki zibidiler gibi daracık gömlekler giymiyorsunuz üzerinize, aferin çocuklar, deyip gitti. Şu an şaşkınlık ve siniri aynı anda yaşıyordum. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Adamın arkasından öylece bakakaldım. Bir ara isyan edesim bile geldi. *"Ulan senin çocuğun ben değil miyim be zalim adam! O kadar salya sümük ağladık da kabul etmedin. Bu yavşaklar ne dedi de sana hemen tava geldin?"* diye çemkiresim geldi ama yemedi tabikisi. Bir hışımla iki öküze döndüm: — Çok merak ediyorum, acaba babama ne demiş olabilirsiniz de adam birden tereyağı gibi eriyip size beni emanet edecek duruma geldi? Bak doğru söyleyin, adama çaktırmadan bir halt mı yaptınız yoksa? Yiğit gerinerek söze atladı: — Adam kaliteden anlıyor kızım. Bizim ne kadar efendi, ne kadar saygılı, ne kadar namuslu bir patron olduğumuzu anlayınca haliyle kabul etti. Ha tabi bir de; biz saygın bir şirket olarak çalışanlarımızın özel hayatlarının da düzenli olmasını isteriz, o yüzden biz şirket olarak kızınıza gereken uyarı ve telkinlerde bulunduk, bir daha sizi bar diplerinde rezil etmesine asla müsaade etmeyiz de demiş olabiliriz! — Ne? Siz şaka mısınız oğlum? Mert işaret parmağını sallayarak araya girdi: — AA, hiç yakışıyor mu? İnsan patronlarına "oğlum" diye hitap etmez. Hem bizim gömleklerimiz nerede? Naftalin kokusu donumuza kadar işledi! Yere buruşturup attığım gömlekleri alıp uzattım: — Buyurun burada zibidiler... Ah, pardon yani, babam burada olsaydı böyle derdi. Saygılı ve efendiymiş... Giyinin de artık gidin evimden! Yiğit gömleklerin halini görünce: — Bunların hali ne böyle? Ne olmuş bunlara? dedi ve sinirle yüzüme bakmaya başladı. — İntikam almayı sevmem sevgili patronlarım ama ödeşmek de adettendir, değil mi? Maksat adetlerimiz yerini bulsun, yoksa tarzım değil böyle işler yani? deyip gömlekleri uzattım. Tabi bu arada benim gözlerim muzurca gülerek dönüyordu. Neyse ki uzatmadan, tosur tosur ederek giyinip kapıya ilerlediler. Tabi gergin çocuk Mert efendi geriye dönüp standart tehditlerini savurmadan olmazdı: — Bunun acısını yarın senden çıkarırız kuzu kafa... — Oldu canım, hadi kapatın, cereyan yapmasın... Yiğit efendi de "görüşürüz" der gibi kafa sallayıp durdu. Sonra kafama vurur gibi kapıyı çarpıp gittiler. Zeynep ise onlar çıkar çıkmaz resmen sümüklü böcek gibi yapıştı bana: — İnanmıyorum lan, kalıyorsun! — Tamam kızım dur, bir nefes alayım. Sarılması bitince elini beline koyup, pörtlettiği siyah gözlerle bana dik dik bakarak konuştu: — Ha bu arada, onlar hala patronların. — Eeee, yani? Bu sefer eliyle biçimli, ince dudaklarını gösterip: — E'si şu; biraz daha tatlı dille konuşman lazım. Resmen iğneleyip durdun çocukları. — Görmüyor musun, kaşınıp duruyorlar kızım. — Ne demişler; tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır. Neeee! Yalnız bunu söyleyen kız da çirkefin önden gideni olmasa belki inandırıcı olurdu ama... — Yılanı deliğinden çıkarmak için dil dökeceğime, deliği tıkarım, kendi çıkmak için yalvarır kızım. Hiç uğraşamam valla... Neyse ki bu olayı da kazasız belasız atlatmıştık. Şimdi düşündüm de; ulan o iki öküz, sanki onların yüzünden bu hallere düşmemişim gibi kendilerini kahraman ilan edip gittiler ya! İşte Türk aklı sonradan geliyor, kafama yapayım ben... Ama yok, bunun hesabını sormadan bana rahat uyku yok. Yarın bittiniz oğlum siz! Kim kimi pişman edecek göreceksiniz. Bana boşuna çatlak asistan demiyorlar!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD