Bölüm 2

1523 Words
Akşamki davete hazırlanmak için odama geçtim. Bir kot bir gömlek giyip çıkmak istiyordum. Ama Ateş, bu tür davetlere her zaman takım giymemizi söyler, giymediğimizde surat asardı. Ateş’in turşu suratını çekeceğime takım elbisenin içinde kıvranmayı tercih edecek olduğumdan uslu uslu giyinme odama girdim. Dolabımdan takım seçmek üzere dolap kapağını açtım. Boş boş ayakta dikilip takımlara bakmaya başladım. Yok İtalyan, yok Fransız yok o yok bu kesim, yok şal yaka bilmem efendim kırlangıç yaka derken aralarında kayboluyordum. Kadın giyimi kadar kompleks olmasa da erkek giyimi de bir o kadar zordu. Ya da düz bir adam olduğum için bana zor geliyordu. En iyisi bildiğinden şaşmamaktı. Gri bir takım elbise ve siyah bir gömlek seçtim. Evde yardımcılar ordusu olmasının tek güzel yanı dolabında gömleğini ütülü bulmaktı. Kravat takmaktan hiç hoşlanmadığımdan üstten iki düğmemi açık bırakıp, ceketimin yakasına ikili iğne taktım. Ceketimi arabadan inene kadar giymemekte kararlıydım. Zaten bunaltıcı oluyordu. Gömleğimin kollarını kıvırdım. Her zamanki gibi ceketimin kollarını da gömleğimin kollarına göre sıvayacaktım. Sağ kolum tamamen dövme kaplıydı. Bir kısmını açıkta bırakmak hoşuma gidiyordu. Gömleğimin kollarını kıvırdıktan sonra, saçlarımı bir şekle sokmaya çalıştım. Hiç Ateş gibi ya da Barlas gibi mükemmel taranmış saçlarla uğraşacak türden bir adam olmadığımdan, kumral saçlarımı ellerimle hafif geriye doğru taradım. Dağınık saçlar, kare yüz hatlarıma daha çok yakışıyordu. Yakışmasa da ben yakıştığını düşünüyordum. Hazır olunca ceketimi ve telefonumu alıp aşağı indim. Barlas, tam Ateş’in ve davetlerin adamı olduğundan, yine takımını çekmiş, jilet gibi oturuyordu. Aşağı inip ceketimi bir koltuğa, kendimi bir koltuğa fırlatıp, telefonumla oynamaya başladım. Ada ve Ateş’i beklemek, özellikle Ada’yı beklemek ölüm gibi birşeydi. Sonsuza kadar bekleyeceğine ikna olana kadar hazır olamaz, ikna olduğunda geliverirdi. Merdivenlerin başındaki kıkırdaşma ve topuk sesinden geldiklerini anlıyordum. Ada’yı görünce benim bile nevrim dönmüştü. Ateş’in bu elbiseye izin vermesine, genelde elbiselere karışmamasına hala şaşırıyordum. Mor, daracık, yarısı olmayan bir elbise giymişti. Ada, bir çok mankeni solda sıfır bırakacak kadar nitelikli bir kadın olmasının yanı sıra güzel de bir kadındı. Bunun hepimiz farkında olduğumuz için ona gözümüz gibi bakıyor, koruyorduk. Ayrıca Ada ortalığı çok çabuk karıştırdığından, ona ayak uydurabilmesi için Buğra’yı bile özel olarak eğitmiştik. Ada’yı zapt eden, herkesi zapt edebilirdi. Davetin yapılacağı yere geldiğimizde, lanet magazin ordusu hazır kıta bekliyor, herkesi bunaltıyordu. Bugüne kadar içlerinden birinin ağzını burnunu nasıl kırmadığıma hala şaşkındım. Sahte samimiyetler ve yalan aşklarla gündeme gelmeye çalışan yapmacık bir sürü insan vardı. Çoğu da sözde arkadaşımızdı. Aralarında, bir kuğu gibi süzülen, magazinle uğraşmayan, her şeyi kontrol eden bir kadın gördüm. Sadece arkasından gördüğüm kadarıyla mükemmel bir fiziğe sahipti. Bakır kızılı saçları hiç boya gibi durmuyor, hafif esinti ile ahenkle salınıyordu. Saliselik gördüğüm bu görüntü bile beni etkilemeye yetmiş olsa da, onun da davetteki diğer kadınlardan zerre farkının olmadığını düşünerek arabadan indim. Buğra, arabaların otoparka çekilmesiyle ilgilenirken, Ateş, basın önünde durabilmesi için Ada’yı motive ediyordu. Uzaktan baktığımda her anlamda mükemmel bir çift olduklarını bir kere daha gördüm. Magazin basını soruları ile Ateş’i bile terletirken, Ada, gayet profesyonel biçimde olayı ele almış, herkesin çenesini kapatıp yoluna devam etmişti. İşte benim kızım diye düşünmekten kendimi alamadım. İçeri geçtiğimizde, salonun tasarımı beni bile kendine hayran bırakmıştı. Krem rengi ve beyaz tonlarına eşlik eden açık pembe ve morlar benim gibi her şeyi siyah seven bir adamın bile içini açmıştı. Mükemmel bir organizatörün elinden çıktığı belliydi. Taze kır çiçeklerinin kokusu, iş için gelinen bu davetteki herkesi rahatlatacak türdendi. Ben bile etkilenmiştim ki Ada, etrafa büyülenmiş gibi bakıyordu. “İçerinin havası efsane değil mi ya?” dedi. Ağzı bir karış açık şekilde etrafı incelemeye devam ediyordu. “Benim de içim açıldı. Kendimi kırlarda koşuyor gibi hissediyorum.” dedi Barlas. “İnanmayacaksınız ama ben bile öyle hissediyorum.” diyerek onları onayladım. Fikrime şaşıracaklarını biliyordum. Kolay kolay herhangi bir şeyin etkisinde kalmaz, hiç bir ortamın duygularımı ve düşüncelerimi değiştirmesine izin vermezdim. “Buranın organizasyonunu yapan kişiyle tanışmak istiyorum.” dedi Ada aniden. Her zaman değişik istekleri olan, zaman zaman huysuzlaşan bir kadındı. Biraz da Ateş’e kapris yapmayı, onun ilgisini üstüne çekmeyi severdi. Duygusal, ama bir o kadar da güçlü bir kadındı. “Beyler siz masamızı bulun, sevgilim sen de bana tuvalete kadar eşlik eder misin?” dedi yeniden. Başımıla onu onayladım. İçerinin havasının büyüsü bozulsun istemiyordum. Barlas’la ikimiz masamızı bulmak için içeri yöneldik. Dışarda, saliselik gördüğüm silüeti yeniden görmem kafamı iyice karıştırmıştı. Kendimi hızla toparlamak zorundaydım. Kendime yıllar önce, işimden başka aşkım olmayacağının sözünü verdiğim için, tek gecelik ilişkiler dışında hiçbir ilişki yaşamıyor, kimsenin histeri krizleri ile uğraşmıyordum. Ben bunu yaptıkça kadınların neredeyse üzerime atlaması daha çok canımı sıkıyordu. Annem gibi, Ada gibi dik duruşlu ve gururlu kadınlara o kadar alışmıştım ki, üstüme atlayan kadınlar bende tek bir his uyandırıyordu : Tiksinti. Ada ve Ateş, çok geçmeden masamıza geldiler. Ada’nın kafasında yine kırk tilki dönüyor, kırkınında kuyruğu birbirine değmiyordu. Yüzünden bunu kolayca okuyabiliyordum. Ancak o kadar çok iş insanı ile sohbet ediyordu ki, bu düşüncelerin iş ile ilgili olduğunu düşünüyordum. Saman altından su yürütüp, kimsenin bağlayamayacağı bir işi ayak üstü bağlamak gibi özel bir yeteneği vardı. Bir süre sonra Ateş Ada’nın kulağına bir şeyler fısıldayıp uzaklaştı. Ben de etrafı incelemeye devam ettim. Gözlerimin neyi aradığını biliyor, inkar ediyordum. Bir kaç tanıdık iş adamıyla göz göze gelip selamlaşmaya devam ettim. İş konuşmak beni çok sıkıyor olsa da buraya geliş amacımızın bu olduğunu hatırlayarak kendimi motive ediyordum. Ada’nın beni dürtmesi ile uzaktan selamlarımı dağıtmaktan vazgeçtim. Efendim demek üzere ağzımı açıyordum ki olduğum yerde donup kaldım. Gecenin başından beri bir görünüp bir kaybolan o silüet karşımda duruyordu. Hemen hemen Ada boylarında, narin yapısı ile mankenlere taş çıkaracak kıvrımlı vücut hatlarına sahipti. Bakır kızılı saçları, mavi gözleriyle bir araya geldiğinde büyüleyici görünüyor, süt kadar beyaz tenine inanılmaz bir uyum sağlıyordu. Burnunun üzerinde belli belirsiz çilleri vardı. Bunları gizlememesi doğallık seviyorum diye bağırıyordu. Sımsıkı at kuyruğu yapılmış saçları makyajıyla birleşince gözlerinin güzelliğine kapılmamak imkansızdı. Gözlerinde ve vücut hatlarında kayboluyordum. Ada’nın beni yeniden dürtmesi ile dünyaya dönüp açık kalan ağzımı kapatmayı başardım. “Efendim Ada.” dedim. Ses tonum kontrolden çıkmasın diye yeterince sert konuştuğuma emin oldum. ““Ece, Tekin ve Barlas. Tekin ve Barlas bu da Ece. Ece buranın mükemmel organizasyonunun tasarımını yapan kişi. Tasarımı kadar kendisi de harika.” dedi. Söylediği her bir cümlede sonuna kadar haklıydı minik fare. Ece’nin beni etkisi altına aldığının fark edilmemesini umuyordum. Tanışmak için elini uzattığında, yeni yetme bir ergen gibi ne yapacağımı şaşırmış, elimi uzatmayı unutmuştum. ““Eyvallah, çok memnun oldum.”diyebildim zar zor. Ece’nin şaşkınlıkla aralanan dudakları öpülesi duruyordu. Gözlerinin içinden anlık bir öfke geçti. Dudakları yavaşça yukarı kıvrılarak yüzüne, meydan okuyucu bir gülüş yerleştirdi. “Ada, anlaşılan tüm arkadaşların senin kadar kibar değil.” dedi. Barlas, hızlıca yanımdan geçip Ece’nin yanına yanaştı. Havada kalan elini alıp nazikçe öptü. İçimde nedensiz bir kıskançlık yeşerdiği anda kendime kızdım ve saçmalamamak için önümü döndüm. “Kusura bakma Ece, Tekin’in arada böyle hanzoluğu tutar. Ben Barlas.” dedi. Bunun hesabını Barlas itine ayrıca sormayı aklımın köşesine not ettim. Hanzoymuş. Yavşağa bak diye düşündüm. Onları duymuyor gibi hareket etsem de konuşmalarına kulak kesilmiştim. Ece kıkırdadı. Sesi kulaklarıma kadife gibi geliyordu. Kendi kendimi yatıştırmaya çalışıyor, saçmalama Tekin diye kendimi azarlıyordum. Kadife gibi sesiyle yeniden konuştu. “Barlas’ta tam bir evin şımarık çocuğu havası yok mu ya?” dedi. Çok şükür ki Barlas onun ilgisini pek çekmemişti. Ada bir kahkaha ile lafa girdi. “Tekin, Barlas, Ateş ve ben 10 yıldır hiç ayrılmadan aynı evin içindeyiz. Hatta bu üç koca ayı benden de daha eski arkadaşlar. Ama on numara tespit yaptın. Bizim evin şımarık çocuğu Barlas’tır.” dedi. Barlas yine en şımarık, en yavşak tavrını takınmıştı. “Kalbimi kırdınız beybiler. Barlas kaçar.” dedi ve yerine geçti. Yerine geçmesi işime gelmişti. Gece boyunca, gecenin başından beridir gözlerimin aradığı o güzellik yanımdaydı. Ancak ben, etkilenmekten hiç hoşlanmamıştım. Ada’yla yakın arkadaş olmalarına, Ada için mutlu olsam da, sık sık onu görecek olma ihtimalim kafamı iyice karıştırıyordu. Bu yüzden bakmamayı tercih ederek, geceye devam ettim. Çok şükür ki, Buğra kapıda görünmüş ve beni bu dertten kurtarmıştı. Ama Ece’ye dikkatlice baktığımda, alkolden etkilendiğini fark ettim. Ada’nın onu eve bırakmayı teklif etmesini umdum. Ada “Evet beyler bayanlar, Buğra geldiğine göre saat geldi.” dedi. Otelin kapısının önüne çıktık. “Ececiğim seni biz eve bırakalım. Saat çok geç oldu.” dedi yeniden. “Ada aracım var, ama alkol aldığım için taksiyle döneceğim. Aslında gece boyunca alkol almayı planlamadığım için şöförümü yanıma almamıştım. Ama seninle tanışınca ne içtim nasıl içtim inan bilemedim.” dedi. İkisi de gülüyordu. “Taksiyle gitme araçta şoför de var, Buğra seni bırakır değil mi Buğra?” dedi. Nedensiz bir biçimde lafa atıldım. “Gerek yok, Buğra Barlas itini toplasın eve götürsün. Ben Ece’yi bırakırım.” dedim. Bana neler olduğunu anlamış değildim. Ne zamandan beridir bir kadını evine bırakmakla ilgilenir olmuştum bilmiyordum. Ece de bana pek meraklı gözükmüyor olacak ki gece boyunca duyduğum en donuk ses tonuyla konuştu. “Hiç gerek yok, bir öküzün sürdüğü bir arabaya binmektense, taksiye biner giderim.” dedi ve hışımla arkasını dönüp uzaklaştı. Ece’nin ani çıkışı beni delirtmeye yetmişti. Bütün kadınlar benim onları evlerine bırakmam için yalvarırken nasıl olurdu da benden şeytanını görmüş gibi kaçabilirdi? Ada ve Ateş’e baktım. “Bilginiz olsun diye söylüyorum, gecenin bu vaktinde bir kadın yalnız bırakılmaz diye arkasından gidiyorum!” dedim. Vücudumdaki tüm kanın beynime hücum ettiğini hissediyordum. Avuç içlerime tırnaklarım saplanmasa, ellerimi yumruk yaptığımı bile fark etmezdim. Gözden kaybolmadan Ece’nin arkasından yürümeye koyuldum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD