13. Bölüm

1404 Words
"Benim derdimin ne olduğu inanın sizi hiç ilgilendirmiyor.. Sen bu ahlak derslerini zamanında oğluna verseydin de evliyken başka kadından çocuk peydahlamasaydı. Ve bir daha benim hakkımda böyle konuşursanız…” dedim, sesimi alçalttım ama daha da tehlikeli bir hale geldi.. "O zaman çok başka bir Nalan'la tanışırsınız.. Sen önce oğlunun pisliklerine bak.. Eğer zamanın kalırsa o zaman benim kapımın önüne bakarsın." diyerek tekrar arkamı döndüm.. Daha fazla konuşmaya değmezdi.. Azıcık içimde değişik duygular gelişmişti. Onunda içine etti akşam akşam.. Eve sinirle geldiğimde annem hemen anlamış gibi "Ne bu hal ne oldu?" diye sordu.. Tabiki de annemden gizlemeyeceğim.. Zaten gizleyemem.. Kesin birileri yarın anneme yetiştirir. Olayları dünden başlayarak anlattım. Alıştıra alıştıra. En sonda Mert’in iş yerine Mithat amcanın yanına geldiğini söyledim. Tabi orada biraz değişiklik yapıp "Mithat amca ısrar etti. Akşam oldu Mert seni bıraksın. Sonuçta aynı mahalle deyince bende birşey diyemedim anne." dediğim de "E doğru demiş, ne var bunda? hala benim neye sinirlendiğimi anlamaya çalışarak.. "İşte Mert beni mahalleye kadar getirdi. Ben marketten alacağım var diyerek orada indim" dediğim anda canım annem "Tabi bir gören olurda, yanlış anlar diye demi?" leb demeden leblebiyi anlıyor maşallah. "Yani tam olarak öyle sayılmaz.. Ama orası da var işte. " deyip sustum.. Tabi ben o ara arabada Mert ile yaşadığım saçma anlara gidip konuşmayı unutmuş olabilirim. Annemin "Eee ne oldu artık söylesen?" demesiyle kendime gelip Zuhal cadısıyla karşılaştığımı ve bana söylediklerini anlatmaya başladım.. "Hala beni suçluyor.. Hayır bir de bana utanmadan neler ima etti bir bilsen anne." Annemin yüzü, Zuhal’in söylediklerini duydukça yavaş yavaş değişti. İlk başta sadece dinliyordu… Ama ben sustuğumda, gözlerindeki o tanıdık sertlik yerini bulmuştu. “Ne ima etti?” diye sordu, sesi sakin ama altı doluydu. Derin bir nefes aldım. “Aslında açık açık bir şey demedi ama…" valla yalan dedi.. Hemde gayet açık bir şekilde kendimi becerttiğimi söylediği.. "Yani açıkca demesede sen erkeklerle fink atıyorsun, benim oğlum hapislerde dedi.. Sanki bütün olanların sorumlusu benmişim gibi…” Sesim istemeden titredi. Sinirden mi, kırgınlıktan mı… ben de bilmiyordum artık. Annem başını hafifçe yana eğdi. O bakışı bilirim… Hem üzgün hem de sinirli olurdu böyle zamanlarda. “Sen ne dedin?” Annem kaşlarını çattı. “Nalan…” "Ay anne ne söyleyeceğim.. Tabiki de susmadım. Ne söylediyse karşılığını verdim tabiki de. " deyince annem gururla yüzüme baktı.. "Afferin kız.. Bir an o yellozun karşısında sustun sandım.. İyi yapmışsın.. Tabi herkes oğlunun ne mal olduğunu öğrendi.. Sataşacak yer arıyor.." "Aman benden uzak olsun da ne yaparsa yapsın.." dememle annem bir anda "Ay Nalan, ben sana söylemeyi unuttum.. O kadın vardı ya hani?" anlamaz şekilde "Hangi kadın?" "Hangi kadın olacak.. O sürtük kadın işte.. O manyak hapise girince Zuhal cadısı çocuğuyla kadını buraya getirmek istemiş.. Ama gelmemiş..." "Ayy anne.. Bize ne? Ben de birşey söyleyeceksin sandım.. Neyse ben yatmaya gidiyorum.. Sana iyi geceler.." diyerek yanından kaçtım. Şuan hiç dedikodu dinleyecek halde değilim.. Hemde o gereksizlerin hakkındaysa.. Odamın kapısını kapattığım anda sırtımı yasladım. Derin bir nefes aldım… ama o nefes içimde bir yere takıldı kaldı. Bugün çok fazlaydı. Zuhal’in pis yüzü, söyledikleri… o aşağılayan bakışları… İma ettikleri.. Tabi bir de Mert’le arabada yaşanan o saçma, gereksiz, aklıma geldikçe sinirimi bozan anlar… “Of ya…” diye mırıldandım kendi kendime. Yatağa oturdum. Ellerimi yüzüme kapattım. İnsan aynı gün içinde hem bu kadar sinirlenip hem de… Hem de bu kadar kafası karışabilir mi? Karışıyormuş demek ki. Gözlerimi sıkıca kapattım. Yok. Bu yola girmeyecektim. Asla. Benim hayatım zaten yeterince karışık. Bir de Mert gibi… ne olduğu belli olmayan bir adamla uğraşamam. Yani zaten neden bir anda öyle şeyler söyledi anlamış değilim. Toplasan iki üç kez görüşmüşlüğümüz var. Hayır onlarda da hiç öyle yakınlaştığımız bir durum olmadı. Ama Mert hiç öyle davranmıyor. Bildiğin benimle flört ediyor. Tamam bu işleri unutmuş olabilirim ama salak da değilim yani. Bir erkeğin bakışından anlarım.. "Tabi canım kesin anlarsın.. Erkeklerin kitabını yazdın zaten demi salak" diyen o saçma sesi duymadım.. Kesinlikle duymuyorum... "Erkeklerden anlamış olsaydın o mal Okan'dan anlardın zamanında.. Şimdi anlamaya çalışmak yerine kalbinin sesini dinle.." Salak ben ne zaman kalbimin sesini dinlesem yanılıyorum. Aslında kalbiminde çok suçu yok.. Karşıdaki şerefsiz çıktıysa onun suçu ne demi? Off ya ben yine ne saçmalıyorum gece gece.. Yat zıbar Nalan.. Yarın zor bir gün seni bekliyor.... ..... Allahım iyiki bir tane kardeşim varmış.. Görümce olmak ne zor bir şeymiş.. Her işe beni koşturuyorlar.. Aylardır orada burada gezip tozdular şimdi herşeyi üç güne sığdırmaya çalışıyorlar. Bunlar sürekli ev yerleştiriyoruz diye evden çıkıyorlardı. Ama evde yerleşen bir şey yok.. Artık ne yerleştirdiyseler günahları boynuna.. "Şükran!!! Bulaşık makinesi bitti. Gel yerleştir.." diye bağırsam da duyan kim. Tezgâhın üstünde bezle dolap kapağını silerken kendi kendime söylenmeye devam ettim. Vallahi var ya… ev yerleştiriyoruz diye diye beni köle yaptılar. Ev yerleşmedi ama ben yerleştim bu mutfağa. Eğer olurda bir gün bir hata yapıp tekrar evlenirsem, her işi Şükran'a yaptıracağım.. "Geldim, geldim" diyerek geldi bizim kaçak gelin. "Abinle konuşuyordum. Perdeleri takmak için gelecek" deyince.. "Kızım siz iki gün önce perdeler geldi, onları takacağız demedin mi?" diyerek sinirle tezgahtan indim. Hayır korkum onuda bana kitlemeleri. 1.60 boyumla süper perde takarım.. "Sende hiçbir şey unutma Nalan.. Annemden betersin yani.. Biz o gün geldik.. Yatak odasının perdelerini taktık... Sonra.." Sonra dediği anda söyleyeceği şeyden korkmaya başladım.. "Tamam Şükran tamam.. Duymak istemiyorum.." Şükran ellerini iki yana açıp masum masum bana baktı. O bakışı var ya… insanı ya güldürür ya da cinnet geçirttirir. Ben şu an ikincisine çok daha yakındım. “Sonra…” dedi yine. “Elini kolunu bağlayıp balkondan aşağı mı attınız perdeyi? Ne sonra Şükran?!” diye çıkıştım. “Ya Nalan, abartma hemen. O gün sadece yatak odasını hallettik. Sonrada yorulup azıcık uzandık.." "Ayy iki perde takıp yoruldunuz mu? Yazık size, keşke zahmet etmeseydiniz.. Lan manyak karı.. Boş yer buldukça fingirdeşmekten iş yapamadık demiyorda. Bir de utanmadan yorulup uzandık diyor.. Kim kimin üstüne uzandı da dinlendiniz" derken kendimden utandım.. Ben ne saçmalıyorum yine ya.. Şükran hâlâ o masum bakışıyla bana bakarken ben gözlerimi devirip derin bir nefes aldım. “Bak…” dedim, parmağımı havaya kaldırarak, “Ben şu an sinirimin zirvesindeyim. Bir tık daha zorlarsan ya seni boğarım ya da şu perdeleri başınıza geçiririm. İkisi de bana mantıklı geliyor.” Şükran bir an durdu… sonra pat diye gülmeye başladı. "Kız bu ne sinir böyle.. Aslında ben senin nasıl yumuşayacağını biliyorum." derken ne kast ettiğinden eminim.. “Gülme ya…” dedim, bezi tezgâha atarken. “Vallahi şaka yapmıyorum. Sinirliyim.” "Tamam.. tamam.. Hadi sen içeri geç biraz dinlen. Ben tabakları yerleştirirken iki de kahve yapayım bize.. O arada Erhan'da gelir" Bak kahve deyince sinirim geçti bir anda.. Bana şöyle şeylerle gelin.. "Büyük kupa, bir de bol şekerli olsun.. Hatta yanında tatlıda olsa çok iyi olur.." Şükran gözlerini kısarak "Sana boylu poslu, kaslı, yakışıklı tatlı buldum görümceciğim.. Senin bu sinirini o sakinleştirir.. Yoksa şeker çuvalına da düşsen iyi gelmez.." dedi Şükran, o sinsi gülüşüyle. Şükran gibi gözlerimi kısıp onun bana baktığı gibi baktım. “Şükran…” dedim yavaşça, tehlikeli bir tonla, “Eğer yine Mert diyorsan var ya… o makinenin içindeki tüm tabakları kafanda kırarım.” Şükran bir an durdu… sonra daha da sırıttı. “Ben isim mi söyledim canım?” dedi masum masum. "Bak senin aklına hemen Mert gelmiş.." “Senin o masumluğunu var ya…” diye söylenerek mutfaktan çıktım. “İçimdeki son sabır kırıntılarını da alıp gidiyorsun yemin ederim.” Mert ile aramızda geçenleri sana anlatan kafamı sikeyim. Zaten aklımı az karıştırmış gibi resmen turşu yaptı.. Neyseki o günden sonra görmedim de biraz kendime geldim.. Salona geçerken girişteki kocaman aynada kendimi görünce durup baktım.. Şu tipe bak ya.. Saçlar özgürlüğünü ilan etmek için savaşıyor gibi.. Üstümde çamaşır suyu lekeli crop.. Oysaki ben bunu tatile gidersem diye almıştım.. Altımdaki şortun abimin olması ise ayrı bir şey.. Beyaz pantolonla temizlik yapmaya geldiğim için. Çok düşünceli canım yengem kendi şortlarına kıyamadığı için abimin şortunu verdi. Rahat rahat temizlik yapayım diye.. Kendimi koklamaya başladım nedensizce. Yani aslında nedeni çok terledim için olabilir. Ama neyseki kokmamışım.. Zaten o kadar deterjan kokusundan ter kokumu anlayamam.. Ama herşeye rağmen yinede güzelim be.. Yanaklarım da al al olmuş.. Durduk yere kendime nazar etmeyim diyerek anında duvara vurdum.. Nazara kesinlikle inanırım.. Annem olsaydı okurdu.. Neyse dur arayımda evden okusun.. Telefonumu alıp annemi arayacaktım ki kapı çaldı.. Hah abim gelmiştir. "Ben açıyorum" diyerek kapıya yöneldim.. Neyse abimde okur.. Zaten renkli gözlülere okun derdi annem. Çünkü ne alakaysa en çok onların nazarı değdiği gibi. En etkilide onların okuması oluyormuş.. Daha kapıyı açmadan "Abi beni bi okusana nazar değmesin" diyerek kapıyı açtım.. Ben size dedim, nazara inanıyorum diye.. Bak anında kendime nazar edip, kendimi rezil ettim.. Karşımda abim değil Mert vardı çünkü..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD