Mert beni eve bıraktıktan sonra gitti.. Yani iyiki de gitti.. Zaten biraz daha yalnız kalsaydık. Hiç iyi şeyler olmayacaktı.. Gider ayak öpmeseydi iyiydi aslında. Yani öpmesi hoşuma gidiyor.. Hem bu kez geçen ki gibi de olmuyorum.. Sadece anı yaşıyorum..
Akşama kadar hiç yorulmamışım gibi eve geldiğim de yine bir curcuna vardı.. Düğünden çok halamla eniştem konuşuluyordu. Genel olarak halamı haklı bulsalarda enişteme de içten içe üzülüyorlar. Her kavga sonunda halam boşanacağım deyip ortalığı ayağa kaldırtıktan sonra, bir anda vazgeçiyor..
Bu süreçte olan bir tek Serap'a oluyor.. Annesi, babası sonuçta..
"Ben çok yorgunum uyuyacağım.. Kimse kusura bakmasın odama da kimseyi almayacağım" desem de odaya girdiğimde Serap çoktan yatağıma uzanmıştı bile..
Beni görünce doğrulup "Abla annemi eve siz götürmüşsünüz? Nasıldı? Çok mu üzgün?" diye sormaya başlayınca yanına oturup elimi omzuna attım..
"Yani gidene kadar enişteme sayıp sövdü.. Ama merak etme kendi aralarında hallederler.. Sonuçta eniştemin kafa yerinde değilmiş.. Ne yaptığını bilmiyor. "
"Öyle ama.. Annem kaç gündür babamı tembihleyip durdu.. Sakın içme diye.. Ama babam yine dinlemedi.. Her seferinde bizi rezil etmeyi başarıyor.. Okulda ki arkadaşlarım başlarlar yine benimle dalga geçmeye.. Bir çoğu gördü rezilliği.. Yeminle bıktım artık.. Neden benim de herkesin ki gibi normal bir babası yok?.."
Serap’ın sesi titriyordu… ama ağlamamaya çalışıyordu. En kötüsü de buydu zaten; ağlamaktan vazgeçmiş birinin kırgınlığı.
Bir an sustum. Çünkü vereceğim cevabın onu gerçekten etkilemesini istedim… boş bir “geçer” demek istemedim.
Elimi omzundan biraz daha sıkı tuttum.
“Bak…” dedim yumuşak ama net bir sesle.
“Senin suçun değil bu. Hiçbir şekilde değil. Babanın yaptığı şeyler, annenin verdiği kararlar… bunların hiçbiri senin yükün değil.”
Gözleri doldu ama yine de konuştu:
“İnsan yine de utanıyor abla…”
Başımı hafifçe eğip ona baktım.
“Utanması gereken sen değilsin Serap.”
“Sen kimseyi rezil etmedin. Sen sadece o ailenin içinde büyümeye çalışan birisin.. Annen, baban da olsa onların yaptıkları seni bağlamaz.. Rezil olduğun bir durum yok.. Hem ne olmuş yani birazcık kafası karştıysa? Baban bir gün olsun annene şiddet kullandı mı? Yada gerçekten başka kadınların peşinde koştumu?”
"Hayır.. Aslın da babam annemi, beni çok seviyor.." deyip bir süre sustu..
“Hem herkesin ‘normal’ dediği şey… aslında o kadar da normal değil.” diye devam ettim.
“Dışarıdan bakınca mükemmel görünen kaç tane aile var biliyor musun? İçlerinde neler dönüyor kimse bilmiyor.”
Serap dudaklarını ısırdı.
“Ben yoruldum abla…” dedi bu kez daha sessiz.
Onu kendime doğru çekip sarıldım.
“Yorulman çok normal.” dedim.
“Ama bu böyle devam etmek zorunda değil. Sen onların hatalarının içinde sıkışıp kalmak zorunda değilsin.”
Saçlarını okşadım.
“İstersen… okulda biri bir şey dediğinde nasıl cevap vereceğini birlikte düşünürüz.”
“İstersen bi süre burada bizde kalabilirsin.. Hem onların da biraz olsun aklı başlarına gelir.. Kendileri için yapamadıklarını, senin için yaparlar.."
Serap bu kez dayanamadı. Sessizce ağlamaya başladı.
“Ben normal bir hayat istiyorum abla…” diye fısıldadı.
Ah be güzelim hala normal hayat diyor.. Sanki herkesin normal bir hayatı varmış gibi.. Bende kendimi senelerce kandırdım.. Normal bir hayat yaşıyorum diye.. Ama değilmiş.. Bunu en acı tecrübeyle öğrendim.. Belki de normal olmayan hayatlar daha gerçekçi.. Herşey açık açık yaşanıyor.. Kimse kimsenin arkasından gizli saklı işler çevirmiyor.. Hem kime göre normal?.. Kim belirliyor bunları?
Serap'a sıkıca sarılıp göz yaşlarını sildim..
"Yeter bu kadar tamam.. Bak ağlamayı bırakırsan seni Mert'le kahvaltıya götüreceğim." dediğim de anında gülümsemeye başladı
"Vallaha mı?"
"He vallaha. " Anında böyle mod değiştireceğini bilseydim en başından söylerdim..
"Abla bir şey itiraf edeyim mi?" diyerek yüzüme bakıp "Çok yakışıyorsunuz.. Mert abi sana çok güzel bakıyor.. Bence sakın kaçırma bunu.. Hem kaçırırsan sırada çok fazla bekleyen var" dediğin de gözlerim büyüdü bir an
"Alla alla.. Kim bekliyormuş sırada?"
"Benden duymuş olma ama.. Kim görse iç çekip durdu valla.. Bir kaç kişinin kağıt uzattığını gördüm.. Telefon numaralarını yazmışlardı.." deyince beni bir sinir tuttu
"Çabuk söyle kimmiş onlar?"
"Sakin ol abla.. Kızları boşver.. Mert abi kağıtları kızların gözlerine bakarak yırtıp çöpe attı.."
Serap'ı sakinleştireyim derken sonunda sinir küpü olan ben oldum.. Hangi ara olmuş bunlar? Hiç fark etmedim..
"Sen neyi fark ettin ki bugüne kadar?" diyen iç sesimi tebrik ettim. Haklıydı valla..
Duş alıp yattım.. Ama sabaha kadar rüyamda iyi şeyler görmedim..
Uyumuşum ama dinlenmemişim gibi…
Gözlerimi açtığımda içimde garip bir sıkışma vardı. Hani kötü bir şey olacakmış hissi olur ya… tam olarak öyle.
Bir süre tavana baktım.
Rüyamdan kalan parçalar hâlâ zihnimdeydi.
Mert vardı…
Ama yüzü net değildi. Sanki bana bir şey söylemeye çalışıyordu ama sesi çıkmıyordu. Sonra bir anda arkamı döndüğümde yok oluyordu.
“Saçmalama…” diye mırıldandım kendi kendime.
Yataktan kalktım. Ev sessizdi. Dün geceki curcunadan eser yoktu.
Mutfağa indiğimde teyzem çay koyuyordu.
“Uyandın mı?” diye sordu normal bir ses tonuyla.
Sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi…
“Uyandım…” dedim, sandalyeye otururken.
"Nerede bu ahali? Hala uyuyorlar mı?" diye teyzeme sorduğum da herkesin sabah kahvaltıdan sonra gittiğini öğrendim. Şey ben biraz fazla uyumuşum da öğlen olmuştu.. Annem beni görünce her zaman ki gibi ilk işi laf sokmak oldu..
"Uyuyan güzel de uyanmış.. Prens mi öperek uyandırdı? Yoksa hiç uyanacak gibi değildin de.." Gözlerimi devirdim ama bu kez de teyzeme yakalandım..
"Prens de presti hani.. Ölüyü öpse diriltir" deyince ben salağı neyi kast ettiğini anlamadım bir an..
"Hangi prens? Kimden bahsediyorsunuz siz sabah sabah? Yeminle hiç bir şey anlamıyorum.."
Annemle teyzemin bakışları bir anda birbirine kaydı… o klasik “söylesek mi söylemesek mi” bakışı..
Teyzem bir anda kafama vurarak..
"Salak.. Yapıp yapıp birde anlamamazlıktan gelme.. Dün gece arabadan inmeden önce ne bok yiyodun?" deyince benim jeton düştü.. Biraz geç oldu ama anladım..
"Teyze yaa.." deyip kafamın kuma gömmek istedim.. Ama mutfakta kum olmadığı için yüzümü ellerimle kapattım..
Bir saat boyunca annem ve teyzemin gece boyunca düğünü değilde bizi takip ettiklerini dinledim.. Mert’in yaptığı her hareketi görmüşler.. Gelin odasına geldiğini bile.. Neyse ki odada neler olduğunu görmedikleri için ne söylersem inanmak zorundalar düşüncesiyle biraz yalan konuşmuş olabilirim.. "Sadece konuştuk saçmalamayın.. O kadar insanın olduğu bir yerde başka bir şey yapacak kadar salak değilim.." desem de tam olarak o kadar salaktım. Annem düğünde Mert’in annesinin de olduğunu söyledi. Teyzemle bir ara sohbet etmiş. Beni sormuş falan. Teyzem anlattıkça ben merakla dinledim.. Ama sonra bir kadının kızını getirip tanıştırmasıyla sohbetleri sona ermiş.
"Kızım mahallenin gözde bekarı.. Valla artık öyle erkek anaları kız beğenmiyor.. Kız anaları gözüne kestirdikleri erkek annelerinin yanına kızıyla gidiyor.. Devir değişti.. Elini hızlı tut.. Sonra bir anda uçup gider, sen de öylece sap gibi kalırsın.. Yaşın gelmiş otuza.. Hem bir de evlenip boşandın.. Böyle kısmet her zaman gelmez. " diyen teyzeme biraz sinirlendim..
"Ben daha 27 yaşındayım"
"Emin misin kızım?" diyen anneme daha sinirliyim..
"Tamam 28 yaşındayım oldu mu? Elimi hızlı falan turmuyorum.. İstemeyen almaz.. Gitsin evlenip boşanmamış kızlarla evlensin.." diyerek mutfaktan çıktım.. Tamam bir yere kadar sohbetleri çekiliyor ama konu evliliğe gelince hep aynı şey.. Evlenip boşandın.. Boşanmayıp ne yapaydım o manyakla? Kaderime razı olup ne yaparsa yapsın tamam mı deseydim? Mahallenin gözde bekarıymış... El birliğiyle evlendirsenler o zaman..
Ben kendi kendime kurulurken telefonum çaldı arayan Mert'ti..
Telefonun ekranına bir süre sadece baktım.
Açsam mı… açmasam mı?… Bir an parmağım “reddet” tuşuna kaydı.
Ama basmadım.
Derin bir nefes alıp açtım.
“Efendim…” diyerek açtım
“Uyandırdım mı yoksa?”
"Yok çoktan uyandım.." diyerek cevap verdim. Mert'le bir süre konuştuktan sonra kapattım.. Kapattım çünkü hazırlanıp çıkmam gerekiyor. Mert'e teyzemin bizi gördüğünü ve annemin yanında bunu söylediğini anlattım. "Senin yüzünden rezil oldum.." dediğim için gelip annemlerle konuşmak istedi beyefendi.. Hayır ne konuşacaksa?
“Gelip konuşayım” ne demek ya?
Bu ne özgüven? Bu ne rahatlık?
Bir yandan sinir oluyorum…
Bir yandan da içimde saçma bir huzur var.
Yani adam kaçmıyor.
Kaçabilecek bir sürü bahanesi varken, tam tersine daha da yaklaşıyor.
Bu iyi mi… kötü mü… bilmiyorum. Ama bizimkilerin niyeti belli.. Elinde çikolata çiçekle gelirse hemen kabul ederler.. Ama ben bilmiyorum.. Tamam Mert ile aramızda bir etkileşim var.. Yani hoşlanıyorum kabul.. Zaten hoşlanmamış olsam asla yaptıklarına izin vermem.. Ama evlilik o çok başka bir şey benim için.. Ben aşık olduğumu sandığım kişiye yıllarımı verdim.. Sonuçu ortada.. Az kalsın ölüyordum.. Şimdi ise bizimkilerin beklentisi olan evliliğe o kadar da sıcak bakamıyorum.. Evlenmek istemiyorum desem ilk söyleyecekleri şeyi biliyorum.. Onlar beni düşündükleri için söyledikleri şeyler bile bazen sinirimi bozuyor.. Özellikle de her seferinde boşandığımı vurgulamaları.. En yakının annen teyzen de olsa senin dul olduğunu düşünüp, bundan sonra ona göre adım atmanı bekliyorlar.. Boşandıktan sonra görünmez bir şekilde sanki ismimizin yanına dul kelimesi ekleniyor.. Ama erkek boşanınca hiçte öyle olmuyor..
Bir keresinde komşumuz boşanmış oğluna kız bakarken şey demişti "Tecrübeli.." Yani onlar boşanınca tecrübe etmiş oluyor.. Kadınlar ise dul.. Onlar evliliği tecrübe edip öğreniyorlar, kadınlar ise sanki evlilik için doğup büyümüşler.. Bir sıkıntı varsa kesin kadındandır..
Bende bekarlığı tecrübe etmek istiyorum belki.. Hayatıma gerçekten birini almadan onun tecrübelerinden yararlanmak istiyor olamaz mıyım?
Hazırlanıp evden çıktım.. Otobüs durağına doğru gidiyordum ki yanımda duran arabaya kafamı çevirdim.. Tabiki de Mert'ti..
"Hadi gel.."
Arabaya şöyle bir baktım… sonra Mert’e.
Hiçbir şey demeden kapıyı açıp bindim.
"Ben sana gelme, kendim gelirim demiştim" diyerek çıkışsam da kime diyorum acaba?
"Nalan aynı semtte oturuyoruz farkında mısın? İki dakikamı almadı gelmek.. Sen hayırdır bi gergin misin?"
"Evet gerginim" diye isyan ettim. Gerginim çünkü.. Evden çıkarken annem "Kızım böyle olmaz.. Konuş niyeti ciddiyse gelsinler.. Laf söz olur bak. " dedi çünkü..
Bir süre sessiz gittik. Mert ara ara kafasını çevirip baksada konuşmadım.. Çünkü tam olarak ne söylemem gerektiğini bilmiyorum..
Arabada hafif bir müzik çalıyordu ama ikimiz de başka şeyler düşünüyorduk.
“Bak…” dedim sonunda, sesim biraz daha yumuşak çıkmıştı.
“Her şey o kadar hızlı gidiyor ki… ben buna alışık değilim Mert. Annemler sen..”
“Biliyorum,” dedi hemen. “O yüzden kaçmıyorum zaten.”
Bu cevabı beklemiyordum.
“Kaçmamak ne demek?”
“Şu demek…” dedi yavaşça.
“Sen ne yaşıyorsan, ne hissediyorsan… ben de oradayım. Hızlıysa yavaşlatırız. Ama yok saymayız. Korkuyorsun diye hissettiklerini yok sayamazsın Nalan..”
Boğazım düğümlendi bir an.
“Ben…” dedim ama devamını getiremedim.
“Evlilikten korkuyorsun,” dedi direkt.
Gözlerim büyüdü. “Lanet olsun ki bunu biliyorum.. O şerefsizin sana yaşattıklarını biliyorum Nalan.. Seni çok iyi anlıyorum.. Ama lütfen sen de beni anla." dediğin de ne cevap vereceğimi bilemedim..
"Mert ben inkar etmiyorum senden etkileniyorum.. Ama bu..." devamını getirmeme izin vermeden.
"Tamam işte şimdilik bu bile yeter.. Beni sevmen için elimden geleni yaparım.. Ama lütfen benden uzaklaşma.. Bu kadar yakınlaşmışken uzak durmana izin veremem.."
"Ne yaparsın mesela?" diye sırıttım.. İkizler burcu olabilir miyim acaba?
Mert’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. O kendinden emin, sinir bozucu ama bir o kadar da güven veren gülüş…
“Ne yaparım mı?” dedi, gözlerini yoldan ayırmadan.
“Önce sabrını zorlarım.”
Kaşımı kaldırdım. “O zaten zorlanıyor farkındaysan.”
“Farkındayım,” dedi sakin bir şekilde. “Ama benim sabrımın yanında lafı bile olmaz.”
Cevap veremedim. Çünkü doğruydu.
“Sonra…” diye devam etti, sesi biraz daha yumuşadı, “seni güldürürüm. Şu an yaptığın gibi içten değil belki… ama zamanla gerçekten güldüğünü görürüm.”
İstemeden dudaklarım kıpırdadı. Gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Sonra?”
“Sonra seni korkutan şeylerle tek başına yüzleşmek zorunda bırakmam. Yanında olurum. İstersen bir adım geride… ama hep orada yanında..”
Bu sefer tamamen ona döndüm.
“Sen hep böyle misin?” dedim.
“Nasıl?”
“Bu kadar… net.”
Kısa bir nefes verdi. “Hayır. Ama seninle öyle olmak zorundayım.”
Kalbim o an saçma bir şekilde hızlandı.
“Niye?” diye fısıldadım.
“Çünkü sen yarım cümleleri tamamlamıyorsun Nalan,” dedi. “Sen ya tamamen varsın… ya da hiç yoksun.”
Ne demek istedi tam olarak anlamasam da hoşuma gitti. Sanırım onu sevmem için çok şey yapmasına gerek kalmayacak gibi..