16. Bölüm

1903 Words
Mert Arslan Nalan... İlk gördüğüm gün anlamıştım başıma bela olup, aklıma takılacağını.. Ama ilk görüşte anlayamazdım bir kaç hafta sonra evleneceğini.. Babam vefat ettikten sonra annem oturduğumuz evde kalmak istemedi.. İnsanın güzel anıları olmayınca o ev ona cehennem gibi geliyor.. Babam vefat ettiğinde daha onaltı yaşındaydım.. Ama ruhum otuzun üstünde gibiydi.. Hani derler ya tebdili mekanda ferahlık vardır diye.. Gerçekten de çok doğru.. Bu mahalleye geldikten sonra ruhum da yavaş yavaş kendini bulmuştu.. Arkadaşlarım oldu, çevrem oldu.. Ama en çokta annemin istediği gibi polis olmayı başarmıştım.. Abimin polis olmasını istiyordu.. Abim olmayınca bu kezde benim olmam için dualar etmeye başlayınca nasip mi, yoksa anne duası mı bilinmez polis olmuştum.. Dedem polismiş annem sırf o yüzden istiyordu.. İyi ki de annemin istediğini yapmışım.. Belkide şu hayatta yaptığım en doğru şeylerden biriydi.. Ama hiçbir şey, Nalan’ı gördüğüm o gün kadar içimde iz bırakmamıştı. İlk gördüğümde sıradan bir karşılaşma gibi gelmişti belki… Mahallenin köşesindeki o eski bakkalın önünde durmuş, elindeki poşetlerle uğraşıyordu. Rüzgâr saçlarını yüzüne savuruyordu, o ise sinirle bir yandan saçlarını düzeltiyor, bir yandan düşmek üzere olan poşeti tutmaya çalışıyordu. Ben mi? Ben sadece bakıyordum. Öylece. Hiçbir şey yapmadan. Sonra bir poşet yere düştü. İçindeki domatesler yuvarlandı. İşte o an… hareket ettim. Eğilip birini aldım, sonra diğerini. Elim eline değdiğinde… saçma sapan bir elektrik çarptı sanki. Göz göze geldik. “Sağ ol,” dedi. O kadar basit… o kadar sıradan… Ama o ses… İnsanın içine işleyen türdendi.. O arkasına bile bakmadan öylece gitti. Ama ben onun arkasından baka kaldım.. O beni fark etmedi bile.. Oysaki fark edilmeyecek biri değildim.. Kendini beğenmişlik değil.. Ama etrafımdaki kızların tepkilerinden bakışlarından anlıyordum. Yani aynaya baktığımda gördüğüm adam gayet hoş biriydi.. Ama Nalan bakmadı.. Umursamadı bile.. O gün ilk defa birinin dönüp arkamdan bakmamasına bu kadar takıldım. Garipti… Çünkü alışık değildim. Normalde bir bakış yeterdi. Bir gülüş, küçük bir laf… Devamı zaten gelirdi. Ama Nalan… sanki ben orada hiç yokmuşum gibi davranmıştı. Ne bir ikinci bakış, ne bir merak, ne de o klasik “teşekkür ederim” sonrası uzayan bir sohbet… Hiçbir şey. Ve insan, alışık olmadığı şeyi unutamıyor.. Bende unutamadım.. Unutmak istesemde unutamadım.. Mesleğimde başarılıydım. Okulu birincilikle bitirmiştim. Bir gün önüme öyle bir teklifle gelmişlerdi ki kabul etmemek delilik gibi birşeydi.. Ama ben o deliliği yapıp kabul etmedim.. Çünkü annemi, abimi bırakmak istemedim.. Tabi birde o an aklımda çok başka hayaller vardı.. Bir kez gördüğüm kızla evlenmek gibi.. Bir kaç gün aynı bakkalın önünden sürekli geçtim. Kendime kızdım niye takip edip oturduğu evi öğrenmediğim için.. Ama inanıyordum tekrar göreceğime.. Tekrar gördüm de. Hemde arkadaşımın kız kardeşi olduğunu öğrendim.. Erhan ile mahalleye taşındığımızda tanışmıştık.. Sakin iyi birisiydi.. Çok yakın olmasakta iyi arkadaş sayılırdık.. Kız kardeşi olduğunu biliyordum ama o kızın Nalan olduğunu bilmiyordum.. Öğrenince de zaten çok bir şey değişmedi.. Nalan nişanlıymış.. Bir kaç hafta sonra da düğünü varmış.. İnsan sadece bir kez gördüğü kız evleniyor diye üzülür mü? Ben tuhaf bir şekilde üzüldüm.. Bazen çok saçma karşılaşmalar insanın hayatını değiştirirmiş ya.. Benim hayatım da Nalan'ı görünce değişti.. Normal bir polis memuru olup, evlenip, çoluk çocuğa karışma isteğim bir anda yok oldu.. Kimine göre çok saçma gelir belki.. Ama o an kararımı değiştirdim.. Devletimin verdiği görevi kabul ettim.. Senenin yarısı yurt dışında, yarısı burada olacaktım.. Kimine göre kaçıştı bu. Kimine göre yükseliş. Ama benim için… ikisinin ortasında bir yerdi. Aslında kaçıyordum. Kabul ediyorum. Bir kere gördüğüm bir kadının gölgesinden kaçıyordum. Saçma, değil mi? Ama insan bazı şeyleri aklıyla değil… kalbiyle yaşıyor. Ve benim kalbim, mantıklı davranmayı pek beceremiyordu o sıralar. “Sağ ol.” Lan, insan bir “sağ ol”u bu kadar mı hatırlar? Hatırlıyormuş. Ben hatırladım. Aradan aylar geçti. Görevler, operasyonlar, koşuşturma… İnsan zamanla alışıyor. Hatta unutuyor bile.. Yada öyle sanıyormuş.. Hayatıma doğru düzgün kadın girmedi.. Yani denedim.. Aşık olayım seveyim istedim.. Ama olmadı.. Sevip aşık olacağım birisi karşıma çıkmadı.. Öyle oluncada bende tüm sevgimi mesleğime verdim. Yurt dışı görevlerini daha çok istedim. Bazı yıllar sadece ailemi görüp bir kaç hafta kalıp döndüm.. Yabancıların arasında olmak daha mantıklı geldi.. Sanki aynı şehirde olunca karşılacaktık.. Oysa ki aynı şehirde bile değilmişiz. Erhan'la karşılaştığımız da sormadım.. Zaten ne diyecektim ki? Ben bir kez sadece bir kez gördüğüm kız kardeşini aklımdan çıkartamıyor muyum diyecektim.. Yıllar geçti hiç bir şey artık eskisi gibi değildi.. Ben bile eski ben değildim.. Duyguları ölmüş, soğuk birine dönmüştüm.. Annem bile umudunu kesti benden.. Neyse ki abim evlendi de torun sevgisini de onda yaşıyor.. Ama bazen kaderi kimse hesaba katmıyor.. Bir kaç haftalığına geldiğim Ankara'da yıllar sonra Nalan ile karşılaşacağımı nerden bilebilirdim ki.. Tesadüfen gittiğim kafede Erhan ile oturuyordu. İlk başta onun olduğunu fark etmedim.. Ama gözlerimiz bir kaç saniyede olsa denk gelince hemen tanıdım.. Yıllar bana haksızlık yaparken ona kıyak geçmiş.. Daha güzelleşmiş.. Erhan'ın ısrarıyla bir sandalyeye çekip oturdum.. Ne yalan söyleyim Erhan tek olsa oturmazdım.. Çünkü beni bekleyen önemli bir işim vardı.. Ama ben oturup Nalan'ı izledim.. Ama o sağ olsun yine yüzüme bakmadı.. Yine görmedi beni.. “Geldiğin iyi oldu bu arada,” dedi Erhan. “Ankara’ya gelmesen görüşemezdik.” Başımı salladım. “He…” Ama içimden geçen başka bir şeydi. İyi mi oldu? Emin değilim. Çünkü onu tekrar görmek… unuttuğumu sandığım her şeyi yüzüme çarptı. Hem de sert bir tokat gibi. Ama bu sefer bir fark vardı. İlk gördüğümde merak etmiştim. Şimdi ise… Canım yandı. Gözlerindeki o kırgınlığı görmemiş olmayı isterdim. Çünkü o bakış… bir şeylerin ters gittiğini söylüyordu. Ve insan, bir zamanlar sadece uzaktan hayran olduğu birinin gözlerinde acı görünce… garip bir şekilde kendini suçlu hissediyor. Saçma, değil mi? Hiç konuşmadığın bir kadının acısına üzülmek… O beni görmese de ben bu kez onun gözlerinde ki kırgınlığı gördüm.. Bu kez başka bakıyordu.. İlk gördüğüm kızın bakışları değildi kesinlikle.. Yine çıkıp gitti. Yine bir kez olsun arkasına dönüp bakmadı zalımın kızı.. Her seferinde kendimden şüphe duymamı sağlıyor.. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum yine Erhan ile karşılaştık.. Nalan'ı anlatmaya başladı. “İyi değil,” dedi Erhan, gözlerini kaçırarak. İşte o an… İçimde bir şey koptu. “Ne demek iyi değil?” dedim, sesim istemsizce sertleşti. Erhan bana baktı. Şaşırdı. Çünkü normalde böyle tepkiler vermem. Ama bu normal değildi. Hiçbir zaman olmadı zaten. “Boşanacak.. Ama şerefsiz hem kızı aldatmış, hemde şimdi sorun çıkartıyor ” dedi kısa ve net. Dünya sustu. Gerçekten. O an ne ses vardı, ne hareket… Sanki biri kulağımın dibinde patlayan bir bomba gibi her şeyi yok etti. Nalan aldatılmış... İmkansız gibi bir şey olmalıydı.. Ben kocasının dünyanın en şanslı insanı olduğunu düşünürken o şerefsiz utanmadan aldatmış.. “Ne sorunu çıkarıyor?” diye sordum, sesim bu kez daha kısıktı.. Çünkü aklım hala almıyordu aldatılmış olmasına.. Bazen bizim kıyamadıklarımıza diğerlerinin önemsememesi hiç adil değil... Göreve hazırlandım yine gitmem gerekiyordu.. Ama içimde tuhaf bir his vardı.. Erhan'ın aramasıyla o hissin nedenini anladım.. Nalan ortalıkta yokmuş.. En son o şerefsiz arayıp son kez görüşmek istemiş.. Erhan telefonu kapatınca anında onu bulmak için elimde ki tüm imkanları kullandım.. Nalan'ı bulmam lazımdı.. Buldum da.. Ama asla o halde görmek istemezdim.. Yemin ederim o an o şerefsiz Okan elime geçmiş olsaydı bir saniye bile düşünmeden ellerimle gebertirdim.. Benim bir bakışına yandığım kadını öldüresiye dövmüş.. Şerefsiz köpek.. Hastanede ki halini görünce sinirden o şerefsizi biraz incitmiş olabilirim.. Hayatını siktim diyemeyeceğime göre, meslek icabı birazcık incittim.. Hastane koridorunda volta atarken ellerim hâlâ titriyordu. Sinirden mi, korkudan mı… bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey vardı; onu o halde görmek… içimde yıllardır donmuş ne varsa paramparça etmişti. Kapının önünde durdum. İçeri girmeye cesaret edemedim önce. Çünkü güçlü olmaya alışmıştım ben. Ama o kapının ardında yatan kadın… beni ilk defa güçsüz hissettirmişti.. İfade bahanesiyle içeri girdim.. Oysaki benim işim değildi ifade almak.. Ama onu görmem lazımdı.. Gitmeden görmem lazımdı.. Bu kez ben gittim.. Arkama baksam da bakan bir çift göz yoktu.. Kalırsam rahat durmazdım biliyorum.. Tabi birde bir gerçek vardı.. Nalan iyileşmeden yaklaşamazdım.. Yaklaştıkça belkide olacağı varsa da olmazdı.. Ama biliyorum geri dönecektim.. Döndüm de.. İlk fırsatta karşısına çıktım.. Onlar tesadüf olduğunu sanıyorlar. Ama ben onların orada olduğunu bilerek gittim.. Bu kez iş birlikcim de vardı.. Aslında öyle bir talebim yoktu.. Ama kendisi gayet gönüllü gibiydi.. Ben de fırsatı geri tepemem değil mi? Şükran.. Biraz fazla konuşuyor ama olsun.. İşime yaradığı sürece hiç sıkıntı değil.. Hem Erhan düşünsün bana ne... Aslında amacım Nalan'a yavaş yavaş yaklaşmaktı.. Ama onun o hallerini gördükçe freni patlamış kamyon gibi gidesim var.. Çünkü o gözler… O gözler bana “yaklaşma” diyordu ama içindeki o kırık, o yorgunluk… “gel” diye bağırıyordu. İnsan böyle bir çelişkiye nasıl karşı koyar, bilmiyorum.. Zaten yeteri kadar bekledim.. O bilmese de ben onu çok bekledim.. Eskisi gibi uzaktan izleyen adam değildim artık. Bu kez biliyordum. Onun kim olduğunu, neler yaşadığını… Ve en önemlisi, ona bunu yapanın kim olduğunu. Bu sefer sadece bakan adam olmayacaktım. Her anında yanında olmaya kararlıyım. Bu kez görecek, bakacak.. Valla ona başka yol bırakmayı düşünmüyorum.. Kendimi gözüne gözüne sokmaya kararlıyım.. Şükran mesaj attı. "Biz Nalan'la bizim evdeyiz.. Erhan'da gelecek birazdan 🫣" yazıp göndermiş. Yani sende gel diyor.. Kesinlikle öyle, yanlış anlama ihtimalim yok.. İki dakika da Erhan'ın yanına geçtim. O adinin de işine geldi tabi.. Bana iş kitleyecek.. Ama hiç umurumda değil valla.. İşin içinde Nalan'ı görmek var.. Ama bu haliyle görmek bana da sürpriz oldu ne yalan söyleyim.. Al beni kaçır der gibi çıktı karşıma.. Bir de oku diyor.. Yavrum ben seni sayfa sayfa okuyup her satırını ezberlemek istiyorum.. Haberin var mı acaba? İnsana durduk yere ne hayaller kurduruyor zalımın kızı... Önce biraz iş yapmış gibi gözüktükten sonra Şükran'a mesaj attım "Sizin işiniz çıkıp gitseniz mi acaba?" Beş on dakikaya kalmadan gittiler.. Ne yapayım yani yıllarca uzak durmuşum. Azıcık yakın olmanın kime ne zararı var değil mi? Ama işte azıcık yakın olmak isteyim derken sanırım Nalan'ı korkuttum.. Aslında ilk başta her şey yolunda gibiydi.. Tamam kendime hakim olamayıp öptüm ama karşılık verdi, kaçmadı.. Onu zorlamadım.. Ama sonra ne olduğunu anlamadım.. Bir anda geri çekildi.. Kendimi pislik gibi hissettim.. "Az önce istemediğin birşey mi yaptım?” dedim. “Ben.. Senin de istediğini düşünmüştüm..” dediğim de sadece "Mert gitsen olur mu?" dedi.. O an hiç birşey diyemedim.. Kapıdan çıktım sadece.. Ama gidemedim.. Onun neden böyle yaptığını anlamam lazımdı.. Aklıma ilk gelen şeyi yapıp Şükran'a mesaj attım "Gelmen lazım Nalan iyi değil." diye.. Hemen aradı. "Ne yaptın? Niye iyi değil?" diye.. Ben birşey yapmadım. Desem de yok.. Dengesiz valla.. Şükran’ın sesi telefonda tizleşmişti, panikle karışık sinirli… “Ne yaptın sen?!” dedi. “Kız az önce iyiydi, iki dakika yalnız bıraktık, ne oldu?!” Dişlerimi sıktım. “Bir şey yapmadım diyorum ya… Sadece… konuşuyorduk.” “Yalan söyleme Mert, bak yeminle öğrenirim. Bir daha da sana yardım falan etmem.” “Lan yok!” dedim, sesim istemsiz yükseldi. “Zorlamadım! Sadece… bir an… oldu işte.” Karşıdan derin bir nefes sesi geldi. “Öptün mü?” Yuhh... Hemen nasıl anladı? Cevap vermedim. “Öptün…” dedi bu sefer daha sakin ama daha tehlikeli bir tonla. “Sen harbiden akıllanmazsın.” “Zorla kimseyi öpmedim sonuçta Şükran,” dedim dişlerimin arasından. “O da… karşılık verdi.” “Sonra?” “Sonra… geri çekildi. ‘Gitsen olur mu’ dedi.” Bir an sessizlik oldu. Sonra Şükran’ın sesi değişti. Bu sefer ciddiydi. “Mert…” dedi yavaşça. “Tamam ben geliyorum.. Ama senlik bir durum değil gibi.. O kadar şey yaşadı Nalan biliyorsun.. Bir anda öpünce onun beyin eror vermiştir. Eskilere gitmiştir.." deyince sevinsem mi? Yoksa halime ağlasam mı bilemedim.. Eskilere gitti ne demek? Ben öpünce o şerefsizi mi hatırladı? Onun öptüğünü hayal edip beni görünce şaşırdı mı? Ne bok oldu? Ah Nalan ah... Yine yaktın beni.. İki dakika mutlu olmuştum.. Neyse gideyim de o şerefsizden alayım bunun acısını..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD