15. Bölüm

1832 Words
Kalbim. Gerçekten. Kontrolden çıktı. Bir adım geri attım bu sefer. “Tamam,” dedim hızlıca. “Bu konuşma çok saçma bir yere gidiyor. Ben... ben üzerimi değiştirip eve gidiyorum.” Dönüp gitmeye yeltendim ki… Bileğimden tuttu. Donakaldım. Tutması sert değildi. Ama… Bırakmayacak kadar kararlıydı. Yavaşça bana doğru çekti. “Kaçma,” dedi. Nefesim kesildi. “Kaçmıyorum,” dedim ama sesim hiç de inandırıcı çıkmadı. “Kaçıyorsun,” dedi. Gözlerim gözlerine kilitlendi. İkimiz de birkaç saniye konuşmadık. Ev… sessizdi. Sadece kalbimin sesi vardı. Ve onun nefesi. Nefesi gerçekten kuvvetliymiş.. 🫣🤭 ... Bileğimdeki parmaklarının sıcaklığı… garip bir şekilde tüm vücuduma yayıldı. Yutkundum. “Bırak…” dedim ama sesim… hiç de kararlı çıkmadı. Mert başını hafif yana eğdi. Gözleri hâlâ gözlerimde. “Gerçekten bırakmamı istiyor musun?” diye sordu. Cevap veremedim. Çünkü… işin en korkunç kısmı şuydu: Emin değildim. Bu sessizlik uzadıkça uzadı. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyor, nefesim düzensizleşiyordu. Sonunda… yavaşça bıraktı bileğimi. Ama geri çekilmedi. Kalbim hâlâ hız kesmeden çarpıyordu. Sanki o mesafe… o yok denecek kadar az mesafe… her şeyi daha da büyütüyordu. Gözlerimi kaçırmak istedim ama yapamadım. Mert bakıyordu. Ben bakıyordum. Ve bu tehlikeliydi. Yani olmaması gereken bir durumun içindeyiz gibi.. Mert’in bakışları bu sefer farklıydı. Daha derin. Daha sabırsız. Elini yavaşça tekrar kaldırdı. Bu sefer bileğime değil, yanağıma. Parmak uçları tenime değdiği an içimden bir şey kaydı. Nefesim titredi. “Gitmek istiyorsan…” dedi alçak bir sesle, dudakları neredeyse benimkine değecek kadar yakındı, “git...” Ama çekilmedi. Aksine… Bir adım daha yaklaştı. “Durmak istiyorsan da…” diye fısıldadı. Cümlesini bitirmedi. Ama bitirmesine gerek yoktu. Çünkü o an… her şey çok açıktı. Kalbim “git” demiyordu. Aklım çoktan susmuştu. O çok konuşan iç sesim bile ortalıkta yoktu.. Ve bedenim onun o sıcaklığını inkâr edemiyordu. Yutkundum. Gözlerim istemsizce dudaklarına kaydı. Anında fark etti pislik.. Hafifçe gülümsedi. O kendinden emin, sinir bozucu gülüşüyle.. “Ben..” demeye çalıştım ama cümlem yarım kaldı. Çünkü o an… Elini çeneme koyup yüzümü kendine çevirdi. Yavaş. Acele etmeden. Sanki her saniyeyi uzatmak ister gibi. Nefesi dudaklarımda gezindi.. "Evet.. Sen.. " diye fısıldadı.. Ne olmuş bana? Ne söyleyecektim ki? Şuan ben bende değilim.. Artık aramızda hiçbir mesafe kalmadı. Ama hâlâ… son adımı atmıyordu. Sanki beni bekliyordu. Seçimi bana bırakıyordu. Kalbim deli gibi atarken, gözlerimi kapatıp kapatmamak arasında kaldım.. Hayır bu kadar yakınlaşıp neden bana bırakıyorsun.. Delice yapmak istediğim şeyin suçunu sonra sana atmam lazım değil mi? Beni neden öptün diyerek suçlamam lazım... Gözlerimi kapatıp kapatmamak arasında sıkışıp kaldığım o saniye… uzadıkça uzadı. Sonra… bıraktım. Direnmeyi, düşünmeyi, kaçmayı… hepsini. Gözlerim yavaşça kapandı. Bunu görmesi için bir an bile yeterliydi. Mert’in nefesi dudaklarıma değdi. Bir saniye durdu… sanki gerçekten emin olmak ister gibi. Ve sonra… Dudakları dudaklarıma değdi. Yumuşak. Ama içinde bastırılmış bir şey vardı… o an patlayan. Kalbim resmen durdu sandım. Bir an… hiçbir şey yapamadım. Sadece hissettim. Onun sıcaklığını, yakınlığını… o anın gerçekliğini. Sonra… Elim istemsizce tişörtüne tutundu. İşte o an değişti her şey. Öpüşü derinleşti. Daha kararlı. Daha sahiplenici. Sanki geri çekilme ihtimalimi tamamen ortadan kaldırmak ister gibi… Beni biraz daha kendine çekti. Nefeslerimiz birbirine karıştı. Zaman… tamamen anlamsızlaştı. Düşünemiyordum. Sadece hissediyordum. Parmakları saçlarımın arasına kaydı. Hafifçe kavradı. O temas… içimde bir şeyleri daha da ateşledi. Geri çekilmek yerine… karşılık verdim. Ve bu… onu daha da cesaretlendirdi. Öpüşümüz artık yavaş değildi. Yoğundu. Aceleci değildi ama tutkulu. Kontrolsüz. Sanki ikimiz de aynı anda ipin ucunu bırakmıştık. Nefesim kesildiğinde dudaklarımdan ayrıldı ama uzaklaşmadı. Alnını alnıma yasladı. İkimizin de nefesi düzensizdi. Gözlerimi açtığımda gözleri hâlâ üzerimdeydi.. Dudakları hafifçe aralandı. “Şimdi…” dedi kısık bir sesle, hâlâ bana bu kadar yakınken, “Gitmek istiyor musun?” Yani gitmek istiyor muyum bilmiyorum.. Ama şuan istediğim şeyler hiç masum değil.. Nefesim hâlâ düzensizdi. Kalbim sanki göğsümden çıkıp onun avucuna düşecek gibi atıyordu. Gözlerim dudaklarına kaydı… Sonra tekrar gözlerine. “Bilmiyorum…” dedim fısıltıyla. Ve bu, söylediğim şey çokda dürüst değildi.. Mert’in bakışları yumuşamadı. Aksine… daha da derinleşti. Sanki verdiğim cevabı beğenmemiş gibi. Elini yanağımdan çekmedi. Başparmağı, çok hafif… neredeyse düşünmeden, dudaklarımın kenarına dokundu. Nefesim yine takıldı. “Bilmiyorsun…” diye mırıldandı. “Ama gitmiyorsun.” Haklıydı. Gitmiyordum. Gitmek istesem… çoktan gitmiştim. Ama hâlâ buradaydım. Hâlâ ona bu kadar yakındım. Ve hâlâ… geri çekilmiyordum. Gözlerimi kapatmadım bu sefer. Bilerek baktım ona.. Uzun zamandır hissetmediğim o sıcaklığı gördüm gözlerinde.. Birini gerçekten arzulamak, istemek.. Ama onun için beklemek... "Allah kahretmesin seni Nalan.. Şu an aklına gelmesinin sırası mıydı?" Mert'i aniden ellerimle ittim.. Okan ile yaşadığım o mecburi birleşmeler gözümün önüne geldi.. Kendimi istenmeyen, arzulanacak kadar güzel bulmadığın o anlar. Mert’in gözlerindeki o sıcaklık… bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı. Ben ise… nefes nefese kalmış, bir adım geri çekilmiş haldeydim. Ellerim hâlâ onun göğsünü itmiş olmanın gerginliğiyle titriyordu. “Ne oldu?” diye sordu, sesi bu sefer daha net… daha gerçekti. Az önceki o yoğunluk yoktu ama tamamen de silinmemişti. Cevap veremedim. Çünkü boğazım düğümlenmişti. Gözlerimi kaçırdım. Bir noktaya sabitledim ama hiçbir şey görmüyordum. Sadece… geçmiş. İstemediğim anılar. İstemediğim hisler. “Ben…” dedim ama devamı gelmedi. Mert bu sefer yaklaşmadı. Bu önemliydi. Az önceki gibi üstüme gelmedi. Sadece olduğu yerde durdu. “Bana bak,” dedi yumuşak ama net bir sesle. Başımı iki yana salladım. “Bakmak istemiyorum.” Sessizlik oldu.. Sonra bir adım sesi duydum. Ama bu sefer bana doğru değil… biraz yana. Alan tanıyordu. “Az önce istemediğin birşey mi yaptım?” dedi. “Ben.. Senin de istediğini düşünmüştüm..” Sesi suçlayıcı değildi. Ama gerçekti. Gözlerimi sıkıca kapattım.. Evet ben de istemiştim.. Hem de fazlasıyla.. Ama şimdi nasıl söyleyebilirdim.. Ben yıllarca sadece kullanıldım.. Ve bunu bile sonra fark ettim diye... "Mert gitsen olur mu?" dediğim de hiç bir şey söylemeden öylece yüzüme bakıp arkasını dönüp gitti... Mert’in arkasından kapanan kapının sesi… beklediğimden daha sert geldi. Sanki sadece kapı kapanmadı da… az önce yaşadığımız o an da yüzüme çarpıp kapandı. Olduğum yerde kaldım. Nefesim hâlâ düzensizdi ama bu sefer sebebi o değildi. Bu sefer… içimdeki karmaşaydı. Yavaşça geriye doğru bir adım attım. Sonra bir tane daha. Dizlerim sanki bir anda gücünü kaybetmiş gibi olduğum yere oturdum.. Ellerim titriyordu. “Ne yaptın sen…” diye fısıldadım kendime. Az önce… gerçekten istemiştim. Bunu inkâr edemezdim. Onun dokunuşunu. Yakınlığını. O bakışını… İstemiştim. Ama sonra… Geçmiş. O lanet geçmiş yine gelip en güzel anın ortasına oturmuştu. Gözlerimi kapattım. Derin bir nefes almaya çalıştım ama göğsüm sıkıştı. “Ben böyle biri değildim…” dedim bu sefer biraz daha yüksek sesle. Sanki kendimi ikna etmeye çalışır gibi.. Sanki geçmişi hatırlamak istemez gibi.. Bir evliliği bitirmek kolaydı belki.. Tabi benim ki kolay olmadı orası ayrı.. Ama o evliliğin içinde ki hissettiğin duyguları unutmak kolay olmuyor.. Kendimi yetersiz, değersiz hissettiğim o anları.. Bazı anların özel olmasını istersin. Sevdiğini mutlu etmek için her yolu denersin.. Ama o sadece işini bitirip geri çekilir.. Ben yıllarca tam olarak o duyguyla yaşadım.. Ben yıllarca o bir anlık küçük bir bakışı bekledim.. Gerçekten arzulanmak istedim.. Kadın olduğumu hissetmek.. Ama şimdi en beklemediğim anda karşıma çıkınca ne yapacağımı şaşırdım.. Ya ben yanlış anladıysam.. Ya yine yanılırsam.. Boğazım düğümlendi. Elimi yüzüme kapattım. Parmaklarım dudaklarıma değdiğinde irkildim. Hâlâ oradaydı. Onun izi. Ama ben ona git dedim.. Kalbim yine hızlandı ama bu sefer… farklı. Pişmanlık mıydı bu? Yoksa… korku mu? Ya bir daha yaklaşmak istemezse? Gözlerim doldu ağlamaya başladım.. Ne için ağladığımı dahi bilmiyorum.. Ama içim de bir yerler acıyor.. Ne kadar kaldım bilmiyorum.. Kapının açılmasıyla kafamı kaldırdım. "Nalan!!" diyen Şükran'ın sesiyle daha çok ağlamaya başladım.. Şükran kapıdan içeri girer girmez duraksadı. Gözleri önce yüzümde gezindi… sonra yere, sonra tekrar bana döndü. O bakışı… her şeyi anlamış gibiydi. Ama hiçbir şey sormadan önce yavaşça kapıyı kapattı. “Gel buraya…” dedi yumuşak bir sesle. O an güçlü durmaya çalışmak gibi bir niyetim kalmamıştı zaten. Dizlerimin üstünde sürünür gibi ona yaklaştım. O da eğildi, beni kollarının arasına aldı. Ve ben… tamamen çözüldüm. Omzuna yüzümü gömüp ağlamaya başladım. Sessiz değil. Tutmaya çalışmadan. İçimde ne varsa dökülür gibi. Şükran hiçbir şey demedi önce. Sadece saçlarımı okşadı. Sabırla. Acele etmeden. “Tamam…” diye fısıldadı bir süre sonra. “Ağla. Tutma kendini.” Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ama ağlamam yavaş yavaş hıçkırıklara dönüştüğünde, biraz geri çekilip yüzüme baktı. “Ne oldu?” diye sordu bu sefer. Gözlerimi kaçırdım. “Ben…” dedim ama sesim yine titredi. “Ben bir şeyleri mahvettim galiba.” Kaşlarını hafifçe çattı. “Mert mi birşey yaptı?” İsmisini duyunca kalbim yine sıkıştı. Başımı yavaşça salladım. “O bir şey yapmadı.. Ben yaptım…” dedim refleksle. Şükran derin bir nefes aldı. Yanıma oturdu. Dizlerimizi birbirine değdirecek kadar yakın. “Bana yalan söyleme sakın.. Ne oldu anlat bakalım,” dedi sakin ama net bir sesle. “Gözlerin de başka bir şey var..” Sustum. Çünkü anlatırsam… gerçek olurdu. Ama zaten gerçekti. “Öptümü yoksa seni,” dedi bir anda. Başım hızla ona döndü. Gözlerimdeki şaşkınlığı görünce hafifçe omuz silkti. “Tahmin etmesi zor değil.” Boğazım yine düğümlendi. “ Ama ben de karşılık verdim,” dedim fısıltıyla. Şükran’ın yüz ifadesi değişmedi. Yargı yoktu. Şaşkınlık yoktu. Sadece… dinleyen biri vardı karşımda. “Sonra?” diye sordu. Derin bir nefes aldım. Ellerim hâlâ titriyordu. “Sonra… aklıma geldi,” dedim. “Her şey. Okan. O his… o iğrenç boşluk hissi. Kullanılmış gibi… değersiz gibi…” Sesim kırıldı. “Ve onu ittim.” Şükran birkaç saniye sustu. “Peki şimdi neden ağlıyorsun?” dedi yavaşça. Cevap hemen gelmedi. Çünkü bu sorunun cevabı… en zor olanıydı. “Çünkü…” dedim zorlanarak, “bu sefer farklıydı.” Gözlerim doldu tekrar. “Bu sefer biri beni gerçekten istedi,” dedim. “Hissettim. İlk defa… gerçekten hissettim.” Şükran’ın bakışları yumuşadı. “Ama korktum,” diye devam ettim. “Ya yine aynı olursa diye… ya yine o boşluk gelirse diye… ya yine kendimi kaybedersem diye…” Bir an durdum. “Ve onu gönderdim.” Sessizlik oldu. Şükran başını hafifçe eğdi. “Yani sen,” dedi yavaşça, “onu değil… geçmişini ittin.” Bu cümle… içime oturdu. Çünkü doğruydu. Hiçbir şey diyemedim. Şükran elimi tuttu. “Bak,” dedi. “Bu çok normal.” Başımı kaldırdım. “Normal mi?” “Evet,” dedi net bir şekilde. “Sen yara almışsın. Hem de öyle böyle değil. Ve şimdi biri o yaraya dokunduğunda… bedenin alarm veriyor.” Gözlerim dolu dolu ona bakıyordum. “Ama şu farkı kaçırıyorsun,” dedi. “Ne farkı?” “Mert… Okan değil.” Bu cümle… içimde bir yere çarptı. Şükran devam etti. “Az önce sana zorla bir şey yaptı mı?” Hemen başımı salladım. “Hayır.” “Sınırını geçti mi?” “Hayır…” “Seni dinledi mi?” “Evet.” “Sen ‘git’ dediğinde gitti mi?” Boğazım düğümlendi. “gitti.” Şükran hafifçe gülümsedi. “Herkes aynı olacak diye bir şey yok.. Tamam hazır olamayabilirsin... ama kendine şans vermelisin." Şans... Bana pek uğramayan birşeydi.. Şükran bir süre beni kendime getirmeye çalıştıktan sonra bu kez kendi özüne döndü.. Bu kız niye böyle valla bilmiyorum. Beş dakika önce beni akıllı akıllı sakinleştirip, teselli veriyorken şimdi dalga geçiyor.. "Kızım sizi de iki dakika boş bırakalım dedik. Hemen işi pişirmeye başlamışsınız.. Valla odam da daha ben bir şey yapmadan siz yapmış olsaydınız çok bozulurdum.." "Şükran!!" desem de kime diyorum ki ben...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD