17. Bölüm

1655 Words
Düğün günü Bir haftadır anam ağladı resmen.. Onlar evlenip mutlu olacak diye ben niye bu kadar strese girdim bilmiyorum. Her işe de Nalan, yani ben koşturulmaz ki.. Ben olmasam ne yapacaklarmış acaba? diye sormadan edemiyorum.. Sabahın köründe kalktım. Önce kuaför, sonrada fotoğraf çekimi. Hayır madem fotoğraf çekimini açık alanda şehirden uzak iki saatlik yerde yapacaksınız düğünden bir kaç gün önce yaptırın.. Ama yok.. İlla herşey sıkış sıkış olacak.. Hadi herşeyi geçtim.. Beni kuaförde unutup gitmek nedir? Hadi gittiniz niye illede gelmen gerekiyor diye ısrar ediyorsunuz? Damat ben miyim? Yada gelin? Şükran’ın saç, makyaj herşeyi yapıldı. Gelinliğini de giydirdik herşey okey.. Abimi beklerken bende üzerimi giyeneyim diyerek boş odaya geçtim. Hayır şimdi dönüşte kıyafetimi giyecek yer bulamam diye.. Çünkü saolsunlar çekim yeri uzak ve bunun dönüşü var. Direkt düğün salonuna da gitmeyeceğiz. Şükran’ı önce evine bırakıp, sonra konvoyla almaya gideceğiz.. Ev desen , kedi yavrusunu kaybeder o derece.. Halalar, teyzeler, amcalar, yengeler, kuzenler ne ararsan var.. 3+1 dairede gece yirmi kişiden fazlası vardı.. Düşünün bir kaç saat uyuyabilmek için balkonda yattım. Çünkü yer yok.. Sivrisineklerin ırzıma geçmek için sarf ettiği çabayı söylemiyorum bile.. Kuaförde kıyafetimi giyindim, aynaya uzun uzun baktım.. Kırmızı çok yakışmış.. Neyseki dünden beri halam okuyup duruyor da nazar korkum yok.. Tam bir görümce gibi oldum.. Ama benim gibi güzel görümce bulmakta herkese nasip olmaz işte.. Aynaya bakıp “tamam Nalan, bugün herkes seni konuşacak ama iyi anlamda mı kötü anlamda mı orası meçhul” diye içimden geçirdim. Kırmızı elbise gerçekten ayrı bir havadaydı. Sade gibi dursada adımımı attığım anda tüm sadeliği gidiyordu. Derin yırtmacı vardı.. Ama en önemli tedayı yırtmacın üst iç kısmı dantelliydi.. Gördüğüm anda elbiseye bayıldım.. Ben aynada kendime bakmaya doyamazken kapıya vurarak içeri elinde telefonumla çalışan girdi.. "Abla gelinle damat gitti, seni unuttular galiba." diyerek.. Ben unutulacak kadın mıyım? "Nasıl yani? Gitmiş olamazlar.." diyerek kızın elindeki telefonumu alarak çıktım.. Yeminle gitmişler.. Hemen Şükran'ı aradım.. Tabiki de ilk çalışta açtı "Nalan.. Kız biz seni unuttuk ya.. Abin beni görünce kaçırır gibi çıkardı.." "Kızım siz manyak mısınız? Ne demek unuttuk?" derken sağdan sağdan gelmeye başladılar yeminle. "Karım o kadar güzel olmuştu ki kimseler görsün istemedim" diyen abime sinirle "Karına da sana da... Lan ben n'apcam şimdi?" elimde telefon sinirle kuaförün içinde dönerken ikinci şokla olduğum yerde kaldım.. "Nalan abicim merak etme ben seni almaya araba gönderdim.. Şimdi biz geri dönüp zaman kayvetmeyelim.." diyen abime tüm küfürleri armağan ediyorum.. "Allah razı olsun hiç gerek yoktu.. Pislik.. Kapat ya kapat" "Şey abicim biz aceleyle çıkınca ödemeyi yapmadık, onu da sana zahmet hallet. " "Allah belanızı vermesin sizin emi kapat.." telefonu sinirle kapattım.. Hain pislikler.. Bunu da bana yıktılar ya helal olsun valla.. Sırf bunun için gitmediyseler bende bir şey bilmiyorum.. Kasaya gittiğim de kız yüzüme bakarak gülümsedi.. Aynı şekilde gülümseyerek "Borcumuz ne kadar diye sordum" verdiği cevabı duyunca "Oha... Çüş.. Dükkanı mı satın aldık bu ne?" desem de el mecbur ödedim.. Taksit bile yapmadılar.. Gitti maaşın yarısı.. Kapıya çıktım bu kayıpla içerde kalmazdım ya "Bir daha buraya gelen Nalan'ı öpsünler" diye söylenirken Mert ile göz göze geldim.. Ha bir sen eksiktin.. Yemin ederim şu an bir eksik parça varsa o da buydu… Evren “Bugün Nalan’ı nasıl çileden çıkarırız” diye toplantı yapmış belli. Kapının önünde dikilmiş, sanki beni bekliyormuş gibi... Baştan aşağı süzdükten sonra "Hadi gidelim.. Erhan seni almamı istedi" deyince bir şey diyemedim.. Abime ana avrat küfredecek halim yok demi.. O yüzden bende beddua ettim "İnşallah yorgunluktan gece uyuya kalırsın" diye. Bir kaç adım atmıştım ki Mert’in "Siktir..." dediğini duyunca kafamı çevirdim.. "Nalan!!! çabuk arabaya geç" diyerek önüme geçti.. Sanki ben başka yere gidiyordum.. Zaten o günden sonra ilk kez karşılaştık ve ne yapacağımı bile bilmiyorken bunun surat bir anda niye asıldı ki? Kapıyı kapatır kapatmaz klimanın serinliği yüzüme vurdu. Hayatımın en güzel üç saniyesi olabilirdi.. "Hiç giyinmeseydin.. O yırtmaç az dikkat çekiyormuş gibi o tantel kısmı.." diyen Mert Kapıyı öyle bir çarptı ki araba bile “ben neye uğradım?” demiştir muhtemelen. Bir an sustum. Şaşkınlıktan mı, sinirden mi, yoksa klimanın verdiği o üç saniyelik huzuru kaybetmemek için mi… ben de çözemedim. Kaşımı hafif kaldırıp yan döndüm. “Devam et…” dedim sakin sakin. Ama o sakinlik var ya… tamamen fırtına öncesi sessizlik. Mert direksiyona abanmış, çenesini sıkmış, gözlerini yoldan ayırmadan konuştu. “Devamı yok. Gayet açık söyledim.” “Yok canım, ben anlamadım da… Biraz daha detay verirsen belki idrak edebilirim. Çünkü az önce bana ne giydiğim elbiseyi eleştiriyor muşsun gibi geldi de..” Bir anlığına bana baktı. O bakış… hani bir şey söylemek isteyip de tutarsın ya kendini… tam o. “Ben sana karışmıyorum,” dedi dişlerinin arasından. “Ama o elbise…” “Ne var elbisede?” diye atladım. “Çok mu güzelim? Evet farkındayım. Herkesin dikkatini çekeceğini biliyorum zaten.” “İşte problem o zaten!” diye patladı. Araba bir anda sessizliğe gömüldü. Sadece motor sesi… ve benim yükselen nabzım. Başımı koltuğa yasladım, dudaklarımı büzüp hafifçe güldüm. “Sen ciddi misin ya?” dedim. “Mert… sen kimsin? Babam mısın? Abim misin? Yoksa…?” Cümleyi özellikle yarım bıraktım. Direksiyonu tutan eli biraz daha sıkıldı. “Yoksa ne?” dedi sertçe. Gülümsedim. Ama o gülüş… masum falan değildi. “Yoksa kıskanıyor musun?” Şükran’ın iki gün önce verdiği gazla biraz fazla yüklenmiş olabilirim.. Bu işin sonu kötüye giderse sebebi Şükran.. Bana o gün çok gaz verdi.. Tabi birde iki gündür evde bolca bulunan kadınlardan aldığım iltifatlarda etkili.. Araba sanki bir saniyeliğine yavaşladı. Gerçekten mi yavaşladı yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama Mert’in yüzü… ilk defa çözüldü. Gözleri bir an bana kaydı. Sonra tekrar yola. “Saçmalama,” dedi ama sesi az önceki gibi net değildi. Eğildim, biraz daha yaklaştım. Bilerek. “Yok ya… hiç de saçmalamıyorum. Çünkü az önceki tepkin… bayağı kişiseldi.” “Sen her şeyi yanlış anlıyorsun,” deyince "Olabilir.. Belki de ben yanlış anlamış olabilirim.." Bir süre konuşmadı. Ben de sustum. Ama bu sefer o sessizlik… ağırdı. Sonra aniden sinyal verdi, arabayı kenara çekti. “Ne yapıyorsun?” dedim kaşlarımı çatarak. Kontağı kapattı. Bana döndü. Bu sefer direkt gözlerimin içine. “Evet,” dedi. Tek kelime. Ama öyle bir “evet” ki… Devamını getirmedi. Gerek de yoktu zaten. Kalbim… saçma bir şekilde hızlandı yine. Sinirliyim, evet. Ama aynı zamanda… ne bileyim işte. Garip. Gözlerimi kaçırdım istemsizce. “İyi,” dedim omuz silkerek. “Beni ilgilendirmez.” Yalan. Bayağı ilgilendiriyordu. Mert hafifçe eğildi. Aramızdaki mesafe… gereksiz derecede azaldı. “Beni ilgilendiriyor ama,” dedi. Yutkundum.. Çok yakındı.. Şu an burada öpse hayır demez gibiyim.. Ama desem iyi olacak gibi de.. Mert’in gözleri dudaklarıma kaydı.. Sonra başını sallayıp uzaklaştı. Kontağı tekrar çalıştırdı.. Tabi adam öpünce git dersen şimdi öpecek gibi yapar ama öpmez.. Yol boyunca çok konuşmadık. Bir kaç kez telefonda Şükran'la konuştum. Bu konuşmaları Mert duyduya bence bizden asla olmaz.. Şükran yüzünden ağzım bozuldu.. Çekim alanına geldiğimiz de abimler çekime başlamıştı bile.. Yanlarına gitmek için her adım attığımda arkamdan "Nalan!! yavaş yürü.. Küçük adımlar at" diyen bir adet Mert vardı.. Ama üzgünüm Mert yavaşlığa tahammülüm yok.. * * * * * Mert Arslan Sanırım birileri sabrımı sınıyor.. Yeminle şuradan katil olmadan gidersem kendimi kutlayacağım.. İlk görünce dedim ne güzel hanım hanımcık giyinmiş.. Dekoltesi çok yok diye.. Ama adım attığı anda lafımı geri yuttum.. Bu nedir kardeşim bu neyin modası.. Yırtmaç desen ip çok gitmesin diye boydan boya dikmemişler. Yetmezmiş gibi insanın aklını karıştırsın diye oraya o danteli niye koymuşlar.. Hadi tüm bunları geçtik bu kız niye böyle herşeye koşturuyor.. Topuklu ayakkabıyla maraton koşuyor resmen. “Nalan!! yavaş yürü.. Küçük adımlar at” dedim bilmem kaçıncı kez. Dönüp bana öyle bir baktı ki… sanki “sen hâlâ burada mısın?” der gibi. “Benimle mi konuşuyorsun?” dedi kaşını kaldırarak. “Yok, yanımdaki görünmez varlıkla sohbet ediyorum,” dedim. “Komik,” diye göz devirdi. Değilim. Hiç de komik değilim şu an. Sinirimden damarlarım şişmiş. Ama mesele sinir değil. Mesele… herkesin ona bakması. Evet. Kabul. Kıskanıyorum. Ve bu durum beni rahatsız edecek seviyeyi geçmiş durumda.. Koduğumun fotoğrafçısı her pozu Nalan'la göstermeye başlayınca daha fazla dayanamayıp Erhan'a bağırdım.. "Verin şu pozlarınızı düzgünce gidelim artık" yoksa katil olacağım.. Tabi bu kısmını içimden söyledim.. "Şöyle yaklaşın birbirinize" diyerek elini bir kez daha Nalan’ın beline atınca günah benden gitti.. Sinirle bir kaç adım atmıştım ki Şükran’ın o tiz sesiyle durdum.. "Mert abi!! Nalan hadi sizlede birlikte bir fotoğrafımız olsun.." Hadi yine yırttın şerefsiz.. Yanlarına geçtiğimizde çok bilmiş fotoğrafçı Nalan'a "Siz gelinin yanına geçin, gelinle damat ortada kalsın" desede "Yok biz böyle çekineceğiz" diyerek Nalan'ın yanımdan gitmesine izin vermedim.. "Allahım bir gün bize de nasip et şöyle mutluluk" içimden duamı da ettiğime göre katil de olmadan gidebiliriz artık.. Arabaya geçtiğimizde davetsiz misafirimiz de vardı.. İlla kendini öldürtmek için büyük çaba sarf ediyor.. Benim suçum yok.. O damarıma damarıma basıyor.. Düğün salonunda ki fotoğraflarıda kendisi çekmeye karar verdiği için bizimle dönen fotoğrafçı.. Tabi diyemedim şerefsiz neyle geldiysen onunla dön.. Yol boyunca susmadı.. "Nalan.. Kesinlikle teklifimi düşünmelisin" deyince ne teklif ettiğini sordum.. Nalan anında "Boşver önemli bir şey değil" dese de bu yavşağın ne teklif ettiğini öğrenmem lazım.. "Şu teklifi sen bi söylesene.. Belki Nalan'ın karar vermesinde yardımcı olurum" deyince anında ötmeye başladı.. "Modellik teklif ettim.. Ben sadece düğün fotoğrafı çekmiyorum.. Bir çok giyim firması içinde çekim yapıyorum.. Nalan hanımın muhteşem bir fiziği var.. " Fotoğrafçının ağzından çıkan her kelimeyle içimdeki sinir damarı bir tık daha gerildi. “Muhteşem bir fiziği var…” Lan sus. Devam ederse indiricem arabadan. Ciddiyim. Ama o konuşmaya devam etti. Hiç utanmadan. Hiç durmadan. “Yani yüz hatları da çok uygun. Kamera onu seviyor. Işığı çok güzel alıyor. Birkaç profesyonel çekimle...” aniden frene basınca kafası koltuğa çarptı.. Tüh ya.. İsteyerek oldu.. Tabi öncesinde Nalan'ın kemeri taktığına emin olmuştum.. Nalan anlamış gibi yüzüme bakıp sonra arkasına dönüp "İyi misiniz? Bir şey oldumu? Kadir bey.." İyidir bi bok olmadı.. Ama susmasza her an her şey olabilir.. "İyiyim.. iyiyim merak etmeyin.." Merak etmemiştim aslında ama.. "Mert biraz dikkat etsene" diyen Nalan'ın gözlerine bakarak "Dikkatımı dağıtıyorsun ne yapayım?? Hem suç senin.." "Suç niye bana kaldı şimdi?" "Bu kadar güzel olmak senin suçun.." deyip göz kırptım.. Yani başka şeyler yapmak isterdim
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD