Dudakları dudaklarıma değdiğinde… İkimizde durumu biraz abartık sanırım.
Valla bunu bende beklemiyordum. Bir anda Mert’in elini bacağımdan yukarı doğru çıkarmasına… Resmen beynim kısa devre yaptı.
Bir an donup kaldım. Nefesim kesildi. Kalbim sanki kaburgalarımı kırıp dışarı çıkacak gibi atıyordu. Bu… bu artık şaka değildi.
Elimi anında onun bileğine attım.
“Dur.” dedim, bu sefer gerçekten..
"Beni deli ettin.. Bunu yapmasaydım aklım kalırdı.. Merak etme seni zorlamayacağım." deyip geri çekildi.. Allah razı olsun ya.. Daha ne kadar zor durumda bırakacaktın acaba?
Daha kendime gelememiştim ki Şükran'ın
"Nalan aç çabuk kapıyı.." diyen sesiyle bir an panik oldum.. Mert sanki biraz önce hiçbir şey olmamış gibi kapıyı açtı. Şükran'ı ile göz göze geldiğimiz de "Aa kapı kilitlimiy miş hiç fark etmedim." diyerek geri çekildim..
"Mahalle yanıyor bunlar gelmiş burada iş pişiriyor.." diyerek boş sandalyeye oturdu.
"Saçmalama ne iş pişirmesi.. Biz birşey yapmıyorduk ki.." desem de bazı şeylerin geç farkına varmış olabiliriz.
"Belli belli.. Bu yapmamış haliniz se eğer.." deyip Mert'e gözlerini kısarak bakıp
"Mert dudağında ki ruj kaç numara? Kırmızı yakışmış" deyince anında Mert elini dudağına götürüp silmeye çalışınca pislik gülmeye başladı.. Resmen ayak üstü bizi kekledi. Mert’in dudağında ruj izi falan yoktu. Zaten ben de kırmızı ruj sürmemiştim.
"Şükran.. Çok pisliksin. Yaptığın çok ayıp"
Şükran kahkahayı bastığında yüzüm resmen alev aldı. Ne diyeceğimi bilemedim, sadece elimle yüzümü kapatıp başımı yana çevirdim.
“Gerçekten komik mi bu ya?” dedim ama sesimdeki titreme beni ele veriyordu.
Mert ise hâlâ neye uğradığını tam çözememiş gibi bir bana bir Şükran’a bakıyordu. Sonra derin bir nefes alıp arkasına yaslandı.
“Vallahi ben de inandım…” diye mırıldandı.
Şükran sandalyeye yayılıp eliyle gelinliğini düzeltirken “İnanırsın tabii. Sonuçta yapmadığınız şey değil. Ortam da çok müsait.” deyip kaşlarını kaldırarak bize imalı imalı baktı.
“Şükran!” diye çıkıştım bu sefer daha sert.
Ama o hiç umursamadı. “Tamam tamam sustum… Ama bak mahalle gerçekten karıştı. Aşağıda kavga var. Herkes dışarı çıkmış.”
Bir anda ortamın havası değişti. Az önceki o… tuhaf yakınlık, yerini garip bir gerginliğe bıraktı.
Mert hemen ciddileşti. “Nasıl yani kavga? Kim kiminle?”
"Bilmiyorum valla Erhan beni buraya gönderdi kendisi gitti." deyince Mert bana bakarak "Sende kal burada sakın çıkmayın" diyerek gitti" tabiki de burada öylece bekleyecek halim yoktu.
"Ben de gidiyorum" dediğim de Şükran
"Saçmalama otur.." desede kapıyı açıp çıktım.
"Valla benim adım atacak halim kalmadı.. Söyle onlara ne dertleri varsa çabuk çözsünlerde evimize gidelim artık." diyerek arkamdan bağırdı.. Bu kızda ki rahatlık şalvarda yok valla.. Kavga var diyor abimi gönderip kendisi odaya geçip oturdu. Koşar adım dışarı çıktığım da sadece halamın sesi geliyordu.. "Allah seni bildiği gibi yapsın Alaaddin.." diye ortalığı inletiyordu. Halamı tutmaya çalışan abimin yanına doğru gitmeye çalışırken kolumdan tutulup engellendim..
"Ben sana odada kal demedim mi?" diye tıslayan Mert tarafından.
"Dedin.. Ama ben tamam dediğimi hatırlamıyorum.." diyerek kolumu çeksem de nafile öküz gibi güçlü..
Annem bir anda yanımda bitince Mert kolumu anında bıraktı..
"Anne n'oluyor? Eniştem napmış?" diye sorduğumda annem yarı keyifli bir şekilde
"Enişten içip içip kafayı bulmuş. Yoldan geçen bir kadını halan sanıp sarılmak istemiş.. Kadın da sapık var diyerek ortalığı inletmiş. Tabi görenlerde sapık sanıp eniştenin üstüne çullanıp bir güzel benzetmişler.. Neyse ki tanıyan biri çıkmıştı son anda kurtarmışlar. " derken yeminle zevkten dört köşe bir şekilde anlatıyordu.. Yüz ifadesi kendini o kadar belli ediyor ki..
"Ee halam niye enişteme bağırıyor o zaman?"
"Elin karısına sarılıp öpmek istemiş.. Napsın aferin mi desin."
Yani öyle düşününce bi haklı gibi..
Adamın kafa yerinde değilmiş… ama halamın siniri baya yerindeydi.
Halam bir adım ileri atıyor, abim iki adım geri çekmeye çalışıyor, eniştem ise kenarda oturmuş hâlâ ne olduğunu tam idrak edememiş gibi etrafa bakıyordu. Üstü başı dağılmış, saçlar darmadağın… Yani mahalle gerçekten boş durmamış, adamı güzel bir “karşılamışlar.”
“Ben sana kaç kere dedim içme diye!” diye bağırdı halam, sesi resmen yankılandı sokakta.
“Bak rezil oldun! Bizi de rezil ettin!”
Eniştem başını kaldırıp mahcup mahcup baktı.
“Ben… ben seni sandım…” dedi, sesi o kadar zavallı çıktı ki bir an acıyasım geldi.
Ama halam hiç o modda değildi.
“Ben miyim o kadın ha?! BEN MİYİM?!” diye üstüne yürüyünce abim resmen panikledi.
“Tamam tamam, yeter! Millet izliyor!” dedi dişlerinin arasından.
Gerçekten de herkes izliyordu. Pencereler dolmuş, kapı önleri dolmuş… Mahalle dedikoduya aç zaten, böyle malzeme bulmuşlar kaçırırlar mı?
“Anne halam sinir krizi geçiriyor resmen.” dediğim de
Mert hafifçe eğilip kulağıma yaklaştı.
“Geçirsin… haklı,” dedi.
İstemsizce güldüm. Gerçekten haklıydı.
Abimle bir an göz göze geldiğimizi sandım. Ama o arkamda duran Mert'e bakıyormuş..
"Kardeşim halamı götürsen mi buradan, sana zahmet.." dediğin de Mert yavaşça yanlarına doğru yürüdü..
"Gel Fatma teyze.. Ben seni evine bırakayım." dediğin de annem beni itekleyerek "Yürü kızım halana yardım et" diyerek peşlerinden sürükledi.. Mert halamın koluna girip arabaya doğru götürdüğünde kalabalıkta dağılmaya başladı. Sanki biraz önce zevkten dört köşe halamın çıldırmasını izleyen annem değilmiş gibi, arabanın yanına kadar gelip
"Sakin ol Fatma.. Yanlış anlaşılma olmuş işte.. Adamın kafa uçmuş.. Zaten ne hala gelmiş, sen de daha fazla üstüne gitme. Ona da yazık.." diyerek teselli verdi.. Canım anam ne kadar da düşünceli.. En azından düşünüyor babam amcamlar ortalıkta bile değiller.. Şey sanırım halamla eniştemin ilk vukuatı olmadığından da olabilir tabi..
Halamı zar zor arabaya bindirdik. Kadın hâlâ söyleniyor, hâlâ söyleniyor… Sanki sustuğu an patlayacak gibi.
“Ben sana demedim mi içme diye? Demedim mi?! Bak rezil ettin beni, mahalleye maskara ettin!”
Mert direksiyon başına geçtiğinde kısa bir an aynadan bana baktı. O bakış… Az önce odada olanları hatırlattı bir an. Kalbim yine saçma sapan hızlanmaya başladı. Ciddileşmeye çalıştım, başımı camdan dışarı çevirip sokağı izledim.
Ama olmadı.
Aklımın bir köşesinde hâlâ onun eli, sesi, o an…
“İyi misin?” diye sordu birden.
Kafamı çevirip baktım. Sesi normaldi ama gözleri… gözleri hiç normal değildi.
“İyiyim.” dedim kısa keserek. Arkadan teyzem
"Nalan iyi tabi.. İyi olmayan biri varsa oda benim.. O ayyaş köpek yüzünden inasanlara rezil oldum.. Bak sana bir kez daha hak verdim.. O şerefsizi boşayıp kurtuldun.. En iyi erkek ölü erkektir.. Sakın bir daha bir hata edip de evleneyim falan deme.. Bunların kahırlarını çekene kadar git kedi, köpek besle.. En azından o canlılara bir faydan olur.." Düğüne gidiş ve geliş olarak halamın hayatı ikiye ayrıldı resmen.. Kadın bir anda erkek düşmanı kesildi.. Tabi Mert'de nasibini aldı..
"Boyuna posuna bakıp aldanma sakın.. Erkek değil mi en iyisine kibrit suyu.." derken gözleri Mert’in üzerindeydi.. Bence Mert’in halamı tanıdıktan sonra benden uzak durması gerekir.. Sonuçta kız halaya çekermiş.. Ama inşallah çekmemişimdir.. Annemin beğenmediği huylarımı halama benzetmesi dışında bence benzemiyoruz..
Halamın evine geldiğimizde arabadan üçümüzde indik. "Hala istersen bu gece burada kalayım" desem de kabul etmedi.
"Gerek yok.. Ama Serap bu gece sizde kalsın, gelmesin eve.. Şimdi o ayyaş gelir onu bir güzel haklamam lazım kız görmesin.." deyince Mert dişlerinin arasında
"Zaten kimse görmedi ya."
"Bir şeymi dedin oğlum sen?"
"Yok teyzem kendine dikkat et.. Üzülme sakin ol.." Tabi canım kesinlikle öyle dedin..
Halam evine girince bizde tekrar arabaya geçtik. Annemi aradım ne yaptıklarını sordum.
"Kızım biz eve geçiyoruz. Sende eve gelirsin artık." dediğin de hemen Serap'ı sordum
"Bizimle yanımızda.. Zaten olaylar çıkınca babam Serap'ı alıp tatlı yemeye götürmüş." deyince rahatladım. En azından görmemiş..
"Abim?" diye saçma bir soru sordum..
"Bizle gelecek hali yok ya kızım. Evlerine gittiler."
"Yok ben iyimiydi diye sordum" diyerek anında geri vites yaptım.
Annemle konuşurken Mert bir anda elini bacağıma koyunca gözlerim kocaman oldu.. Yok artık ya.. Elimle itmeye çalıştıkça inatla çekmedi.. Şimdi bir şey desem annem duyacak.. Allah seni bildiği gibi yapsın emi..
"Gayet iyiydi.. Tabi sonda ki rezillik olmasaydı daha iyi olurdu ama neyse.. Hadi kapatıyorum." deyip cevap bile vermemi beklemeden kapattı.. Zaten cevap verebilecek durumda da değilim.. Oysaki benim annemi arama amacım Mert ile yalnız kaldığımız içindi. Telefonu kapattığım anda arabada garip bir sessizlik oluştu.
Ve Mert’in eli. Hâlâ bacağımın üstünde.
“Çeker misin şu elini ?” diye dişlerimin arasından fısıldadım.
“Niye?” dedi gayet sakin. Sanki elini koyduğu yer koltuk falan.
“Niye mi?” dedim gözlerimi ona çevirip. “Gerçekten soruyor musun bunu?”
Göz ucuyla bana baktı. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Az önce ‘dur’ diyen sendin. Durdum.”
“Evet, teşekkür ederim. Şimdi de… tamamen dur.”
“Elim sabit zaten. Bak duruyor.”
Allah’ım sabır…
Elimi onun elinin üstüne koyup itmeye çalıştım. Ama yok. Kaya gibi. Adam bildiğin kas yığını. Sanki ben itince daha da yerleşti.
“Mert…”
“Hı?”
"Ne yapmaya çalışıyorsun?"
"Bende bilmiyorum ki Nalan.. Yaptıklarım değilde yapamadıklarım koyuyor gibi sanki?
Tövbe tövbe ne diyor bu böyle koymak falan. Sinirle "Ben şimdi sana bir koyacam görcen.. Çeker misin şu elini?" pislik herif sırıtarak
"Vallaha mı? Gerçekten koyacak mısın?" deyince tırnaklarımı eline geçirdim..
"Pislik.. Terbiyesiz.." desem de bir de utanmadan
"Senin için fesat ben kötü bir şey demedim" diyor. Tabi canım kesin benim içim fesattır.. Sen zaten hiç öyle imalarda bulunmazsın..
Bir iki saniye daha bekledi.
Sonra… yavaşça çekti.
Ama o çekerken bile… parmaklarının hafifçe kayması, tenime değmesi… içimi yine tuhaf bir şekilde titretti..
Pislik yapıp yapıp senin için fesat diyor.. Madem benim içim fesat bakalım şimdi ne yapacaksın? Koltuğu biraz geri itip ayağımı arabanın ön tarafına doğru uzattım.
"Ayaklarım şişti resmen çıkarmam lazım" diyerek. Tabiki de birazcık frikik veriyor olabilirim.. Tamam birazdan fazla da olabilir..
Mert önce hiçbir şey olmamış gibi yola baktı.
Bir saniye.
İki saniye.
Üç…
Sonra gözleri istemsizce kaydı.
Gördüm. Görmemiş gibi yapmaya çalışmasını da gördüm.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
Ohh… demek oyun oynamak istiyoruz ha?
“Mert…” dedim gayet masum bir sesle.
“Hı?” dedi, ama sesi… normal değildi. Hafif kısılmış.
“Yola bak istersen.”
“Bakıyorum zaten.”
“Emin misin?”
Bu sefer gözlerini kaçırmadı. Direkt bana baktı. Kısa bir an.
Sonra tekrar yola döndü.
“Tehlikeli oynuyorsun,” dedi sakin ama alttan alta gerilen bir sesle..
“Ne yaptım ki?” dedim omuz silkerek. “Ayaklarım şişmiş, onu da mı uzatmayayım?”
“Onu mu yaptın sadece?”
“Başka ne yapmış olabilirim?” dedim, gözlerimi kocaman açarak.
Yalan. Düpedüz yalan.
Ve ikimiz de bunun farkındaydık.
Mert derin bir nefes aldı. Direksiyonu biraz daha sıkı tuttu.
“Az önce ‘dur’ diyen sendin,” dedi.
“Evet.”
“Şimdi?”
Başımı hafif yana eğdim.
“Şimdi de ‘dur’ diyorum.”
“Hiç öyle dur diyen birine benzemiyorsun..”
Anında bacağımı geri indirdim haklıydı.. Onu yakayım derken. Sanırım bu yolun sonunda yanan ben olacağım..