Barış
Karşımdaki kadın güler yüzlü oldukça kendinden emin bir tavırla gülümsüyordu.
34 yaşındayım 35’ime kadar baba olmalıyım, çünkü şirketimi seviyorum ve onu kardeşime kaptırmaya hiç niyetim yok.
“Birlikte güzel çocuklarınız olur bay Soylu.” diyerek gülümsemeye devam etti.
“Doğru aday bu değil.” diyerek dosyayı kapattım.
“Ama bu görüştüğünüz 11.adaydı. Tam olarak ne arıyorsunuz? Hepsi sağlıklı yeterince akıllı ve hayatlarının 9 ayını imzalamaya istekli.” diyerek iç çekti.
“Soyadımı kendi adına çevirmeyi düşünmeyen birini arıyorum.” dedim düz bir sesle.
Kadın yavaşça güldü. “Yani Barış Soylu, olduğunu bilmeyen birini.” dedi kısaca.
“Bu en iyisi olurdu.” diyerek homurdandım.
“Ne yazık ki bu imkansız! Babaannen bu şehrin yarısını neredeyse satın aldı. İnsanlar seni tanıyor.” dedi.
Çenem kasıldı.
“35’ine kadar varis üret, yoksa her şey kardeşine gider.” diyen de babaannemdi ve bu sözler uzun zamandır aklımdan hiç çıkmadı. Gökçe’den sonra her türlü ilişkiden vazgeçmiştim ama şirketimi istiyordum ve eğer bir taşıyıcı anne tutmak ödemem gereken bedelse bunu öderdim.
Kadın sıradaki dosyayı açtı ve profil fotoğrafına tıkladı. “Aday on iki!”
Aşağıya baktım ve donakaldım. Sayfada bana tanıdık ela gözler bakıyordu. O ela gözlerde keskin bir zeka vardı. Arka plan bilgisi ayrıntılıydı. 25 yaşında, hukuk fakültesi öğrencisi, sınıfının en iyisi, mükemmel sağlık, yüksek IQ puanları. Bakire.
“Ela İnan.” diye okudum sesim beklediğimden daha derin çıktı.
Danışan kadın şaşkınca “Onu tanıyor musun?”
“O benim stajyerim.” dedim.
“Yani bu o mu?” dedi kadın.
“Evet kesinlikle o.” dedim kendimden emin. Banka hesabımı kovalamayacak türden biri. Bunu toplantılarımdaki duruşunda, çalışma tarzında gördüm.
“Onu içeri davet et.” dedim.
On dakika sonra içeri girdi. Gözleri beni bulduğunda irileşti ve bir an için ofisime yanlışlıkla girdiği ilk andaki gibi aynısı oldu.
Nefesi kesilmiş, afallamış, yapmaması gereken bir şey yapmış da yakalanmış bir çocuk gibi duruyordu karşımda.
İlk kez ofisime yanlışlıkla ayak bastığında da bu haldeydi ve bu hali uzunca bir süre aklımdan çıkmamıştı. Çoğu stajyer gevezece özür diler, çoğu da beni etkilemeye çalışırdı. Oysa o hiçbirini yapmamıştı. Kapıyı tutan bakım görevlisinden bahsetmiş, kendi ofisimde gömleksiz olduğum için bana adeta suçluyum gibi bakmıştı.
Bunu sevimli bulmuştum ve akılda kalıcı. Şimdi aynı kıvılcım yine gözlerinde vardı. Karışık bir şaşkınlık ve ilgimi canlı tutmaya yetecek kadar inat. Bir eliyle çantasını siper ederken kendine diğer eliyle uzun kestane saçlarını geriye atarak
“Bay Soylu?” dedi karşısındaki kişinin CEO’su değil de benzeri olduğunu umuyormuş gibi.
Ayağa kalktım ve “Lütfen Ela, oturun!” diye söyledim.
Adımları tereddütlü ve temkinliydi. Ağzı ince bir çizgiye dönüşmüştü, genelde toplantılarda bir ortağın mantığını düzeltmek için kendini tuttuğunda yaptığı gibi.
“Sanırım bir hata oldu. Ben burada danışmanlık için…” demişti ki sözünü keserek,
“Ve ben adayı onaylamak için buradayım.” dedim yumuşak bir şekilde, kelimelerin yerine oturmasına izin vererek “Aday sensin.”
Kaşları hızla çatıldı ve “Sen müşteri misin?” diye sordu.
“Evet, müşteri benim.” dedim.
Bir karardan çok çöküş yaşıyor gibi görünüyordu, çantası hala kucağında duruyordu, sanki onu kapmaya çalışacakmışım gibi.
“Bu olamaz! Sen benim patronumsun!” dedi hızlıca.
“Ve ne?” diye sordum bu konuşmanın nereye gideceğini gerçekten merak ederek.
“Ve bu oldukça uygunsuz.” dedi en sonunda aramızdaki mesafeyi işaret ederek.
“Bunda uygunsuz hiç bir şey yok, doğal yolla hamile kalmayacaksın yani aramızda sözleşmeden başka hiç bir şey olmayacak.” dedim doğrudan gözlerine bakarak.
“Bu romantik mi gelmeli?” dedi doğrudan ela gözleriyle beni karşılayarak, bakışı inanamaz gibiydi.
Gülümsedim. “Bunda romantiklik yok bayan İnan, romantizm teklif etmiyorum. Sadece karşılıklı fayda sağlayan bir düzenleme öneriyorum. Sizin paraya benimse hayatımı karmaşıklaştırmayacak kadar zeki birinin çocuğumu taşımasına ihtiyacım var.” diye açıkladım.
Ağzı açılıp kapanırken sanki ne diyeceğini bilemez halde durdu. Sonra kısa küçük bir kahkaha attı.
“Bunu uzaktayken çiçeklerini sulayacak birini arıyormuşsun gibi anlatıyorsun.” dedi.
“Sadece bir iş anlaşmasını pembe diziye çevirmeyecek birini arıyorum.” dedim bakışımı bırakmayarak.
Bir an ikimizde konuşmadık. Sonra yine ofisimde ilk gördüğüm andaki bakışını gördüm yine onda. Yarı meydan okuma, yarı kaçma isteği.
Sonra aniden ayağa kalktı ve başını sallayarak,
“Bunu yapamam.” dedi.
Arkasından bakakaldım, omuzları dik ve adımları sertti. Çoğu aday tereddüt etmeden imzalardı, kimi sözleşmedeki rakama bakıp, kimi de bana bağlanma hayaliyle…
Ama Ela çoğu aday gibi değildi. Zaten onu seçmemin asıl nedeni buydu.
Şehirde kaybolmasını bir daha geri dönmemesini istedim bir an. Ama bir parçam dönmesini istiyordu.
On dakika sonra geri geldi, “Yapacağım.” dedi.
“Bu hızlı oldu.” dedim kaşlarımı kaldırarak.
“Şartlarımla.” diye devam etti ne dediğimi umursamayarak. “Çek şimdi verilecek, romantik bir ilişki olmayacak, yapay döllenme.” diye sıraladı.
Başımı eğdim “Tamam.”
“Ve…” dedi onaylamamın hemen ardından gözleri gözlerime kilitlendi “Malın olmayacağım, bağımsızlığımı koruyacağım.” diye söyledi.
“Kabul.” dedim sözleşmeyi ona doğru uzatarak “Doğuma kadar hiç bir ilişkin olamaz. Çocuğum 3. Şahıs ilişkiyle bağlantılı olmayacak.” dedim doğrudan.
Başını bir kez salladı. “Ve bir şey daha.” dedi.
Geriye yaslanıp onu bekledim. “Devam et.” dedim konuşmadığını görünce.
“Bunun için neredeyse bir yıl kaybedeceğim. Bu yüzden bittiğinde şirkette kalıcı bir pozisyon istiyorum. Stajyer olarak değil kalıcı gerçek bir pozisyon. Bunu yazılı olarak garanti etmenizi istiyorum.” dedi.
İlk kez sustum. Çünkü bu gerçekten etkileyiciydi. Sadece para için pazarlık etmiyor, geleceğini ortaya koyuyordu, kalıcı bir şey için savaşıyordu.
Sonunda yavaşça başımı salladım. “Tamam.” dedim.
Sadece bir an tereddüt etti ve eline kalemi alarak imzaladı. Bittiğinde belgeleri topladım ve bakışını yakaladım.
“Yeni düzenlemeye hoşgeldiniz bayan İnan.” dedim.
İfadesi yumuşamadı aksine “Beni kabul ettiğime pişman etme bay Soylu.” dedi.
Sadece gülümsedim. “Benim de pişman olmamı sağlama.” diye düşündüm.
Devam edecek…