3/bölüm ✔️

1242 Words
Babamla sarılmamızdan sonra gözlerim dolmuş, ağlamıştım. Babam beni evimize getirip, evlenmeden önce kaldığım odadaki yatağıma yatırmıştı. Şimdi ise sabahtı ve ben şu an kendim için büyük bir savaşa hazırlanıyordum. Bana ihanet eden o iki şahısla yüzleşmeye… Burada kalan kıyafetlerim olduğu için şanslıydım. Üzerimi değiştirdim. Telefonumu elime alıp ilk önce çalıştığım hastaneyi aradım, 2 günlük izin almak için. Neyse ki çok problem etmediler, izin verdiler. 2 gün evdeydim ya da savaşta da diyebilirim… Babam da bugün işe gitmemişti, benim için evde kalmıştı. Salona geçtim. Tahmin ettiğim gibi kaynanam ve kayınpederim salonda üçlü koltukta oturmuşlardı. Yüzleri resmen sirke satıyordu. Tabii oğullarını mahalleye rezil ettim ya, tüm rezilliklerini gözler önüne serdim… Yediremediler, hemen kapıma geldiler. Sessizce salona geçtim. Sanki hiçbir şey olmamış gibi “Merhaba.” dedim. Bütün gözler üzerime döndü. Ortam zaten gergindi, benim gelişimle daha da gerginleşti. Selim’in annesi “Merhaba.” dedi, memnun olmayan ses tonuyla. Selim’in babası söze başladı: “Kızım, dün yaşanan olayları duyduk. Yalnızca biz değil, tüm mahalle dün yaşananları konuşuyor. Selim bir hata yapmış, kabul ediyorum. Selim’in hatası büyük.” dedi. Önünde duran su bardağından birkaç yudum su içti, sonra “Oğlumu savunmuyorum ama oğlumun hatası olduğu kadar senin de hatan var.” dedi ve nefes aldı. Benim bu söyledikleriyle kaşlarım hafifçe çatıldı. Merakla ne söyleyecek diye beklemeye başladım. Dünkü olaydan beri biri bana bu kadar sabırlı, sakin davranabileceğimi söyleseydi güler geçerdim. Ama şimdi çok sakin davranıyorum. Sebebi ise bu işten az yara alarak kurtulmam. Selim’in babası: “Sen de kızım, dün onları tüm mahalleye rezil etmişsin. Şermin’i çağırıp sosyal medyada bile canlı açtırmışsın. Kendi aranızda halledebilirdiniz. Siz karı kocasınız.” dedi. “Karı koca” lafından sonra dudaklarımda alaylı bir gülüş belirdi. “Çoğu evlilikte böyle olaylar oluyor ama kimse senin gibi davranmıyor.” dedi, sustu. Sonra sevgili kaynanam söze başladı: “Kızım zaten senin yanındayız. Biz demiyoruz hemen affet, süründür kapında, kul köle yap ama bu biraz fazla olmadı mı? Tüm mahallenin dilindeyiz.” Sinirden dudağımın kenarı kıvrıldı ama hâlâ susmaya devam ettim çünkü ne söyleyeceklerini, oğullarının yaptığı iğrençliği nasıl savunacaklarını merak ediyordum. Babam ve annem de benim gibi nasıl savunma yapacaklarını merak ettikleri için, sessiz kalıyorlardı. Selim’in annesi yeniden konuşmaya başladı: “Biz Selim’le konuştuk kızım. Çok pişman. Seni çok seviyor. Kız kandırmış onu, yoksa yapmaz sana! Siz birbirinizi seviyorsunuz. Aşkla kurdunuz yuvanızı. Böyle olayların yuvanızı bozmasına izin vermeyin. Biraz kal babanın evinde, tatil gibi düşün. Sonra dön evine, süründür Selim’i, aklı başına gelsin. Sonra yeniden mutlu yuvanıza devam edin.” dedi. Benim de bütün devreler yandı resmen. “Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Selim bana bağırmadı, bana kötü bir söz söylemedi… Selim bana ihanet etti! Bunun affı yok. Kim böyle bir şeyi kabul ediyorsa, bir şey söyleyemem. Hiç kimseyi yaşadıklarıyla yargılayacak insan değilim ama benim doğrularımda ihanetin asla affı olamaz. Ben bunu affetmem. Affedersem kendime olan saygımı kaybederim. Yaşım henüz genç. Ben hayatımın en büyük kararını 19 yaşımda verdim, evlendim. Şimdi ise 21 yaşımda hayatımın ikinci büyük kararını veriyorum. Bu hatamdan dönüyorum. Oğlunuzdan boşanacağım. Bir daha benim yoluma çıkmasın! Eğer çıkarsa dün yaşadığı rezilliği mumla arar.” dedim. Kaynanam ve kayınpederimin yüzlerinin rengi mor oldu. Böyle bir tepki beklemiyorlardı. Çünkü ben Selim’e aşıktım. Bunu her defasında dile getirmekten asla çekinmedim. O yüzden benim aptal âşık olmamı bekliyorlardı. Selim ne yaparsa yapsın affetmemi… Evet, Selim’i çok seviyordum. Ama bu sevgi, bu aşk onun bana her şeyi yapabileceği anlamına gelmez… --- Bugün uğradığım ihanetten sonra tam 10 gün geçmişti. İşime geri dönmüştüm. Selim ve Ayşe’yle de karşılaşmamıştım. Tahminimce rezilliklerinden sonra mahalleden kaçmışlardı. Mahalleli beni yolda gördükleri zaman kimisi fısır fısır konuşuyor, kimisi yanıma gelip iyi olup olmadığımı, onlara derslerini çok güzel verdiğimi söylüyor. Bu süreçte ben mi nasıl hissediyorum? Hayal kırıklığım devam ediyor. Bunları hak etmediğimi düşünüyorum. Güvendiğim iki insan tarafından ihanete uğradım. Bu beni ağlatmalıydı. Garip bir şekilde ağlamadım. Aslında garip falan değil! Bana ihanet eden insanlar için kendimi üzmeyi, ağlayıp yıpratmayı istemem. Bu yüzden ağlamayışım… Bugün işteyken arkadaşlarımla bir hastamız hakkında konuşuyorduk. Hastamız hamileydi. Bebeğin babası bebeği istemiyordu. Ama kadın bebeği doğurmaya karar vermişti. Kendisinin kimseye ihtiyacı olmadığını, bebeğine kendisi bakabileceğini söylemişti… Biz kadın hakkında konuşurken aniden bir şey aklıma geldi. Ben bu ay adet olmamıştım. Ben korunuyordum, hamile olmam… Ama yine de içime bir şüphe düştü. Hemen ayağa kalkıp arkadaşlarımın yanından ayrıldım, kadın doğum bölümüne gittim. Oradaki kadın doğum uzmanı olan genç bir doktor hanım vardı. Aynur Hanım’ın odasının kapısını çaldım. İçeriden “Gel.” sesi duyulduğunda içeriye geçtim. Beni görünce neden burada olduğumu anlamaya çalıştı. “Merhaba Aynur Hanım, kusura bakmayın rahatsız ediyorum.” dedim. Aynur Hanım yaka kartımdan adımı okuyup: “Merhaba Kübra, buyur lütfen.” dedi. “Aynur Hanım, sizden bir konu hakkında ricada bulunacağım. Ben bu ay adet olmadım. Hamile olup olmadığımı öğrenmek istiyorum. Rica etsem bana yardımcı olur musunuz? Kan vermeden ultrasonda bakabilir miyiz?” dedim. Aynur Hanım hafif tebessüm edip: “Tabii bakarız. Geç içeriye, hazırlan. Geliyorum.” dedi. Ben de tebessüm edip içeri geçip hazırlandım. Aynur Hanım çok geçmeden geldi. Karnıma jel sürdü. Jelin soğukluğu hafif ürpermeme sebep oldu. Aynur Hanım ultrasona bakmaya başladı. “Evet Kübracığım… Hamilesin. 8 haftalık… ve bir sürprizim var… Hem de ikiz.” dedi. Ben şok oldum. Hamileydim, hem de 8 haftalık! Yani 2 aylık! Ben bunu nasıl fark etmemiştim? Üstelik ikiz… Aynur Hanım benim şok geçirdiğimi anlamış olacak ki: “Galiba planlı bir şey değildi?” diye sordu. Ben de toparlanıp: “Evet, planlı bir şey değildi. Ben korunuyordum. Ama 8 haftalık dediniz, ben bu zaman içinde sadece bu ay geciktim. Geçen ay adet olmuştum.” dedim. Aynur Hanım gülümseyip: “Hamileliğin ilk aylarında bazı kadınlar adet olabiliyor. Bazen adet değil de yerleşim kanaması oluyor, bunu adet sanıyor kadınlar. Sende de böyle olmuş olmalı.” dedi ve: “Korunmaya gelirsek de, hiçbir korunma yöntemi yüzde yüz koruma garantisi vermiyor.” dedi. Ben hâlâ hamile olduğumu ve ikiz olduklarının gerçeğini kavrayabilmiş değildim… Doktora teşekkür edip çıktım. Mesaimin bitmesine az bir zaman kalmıştı. O yüzden işimin başına döndüm, düşünmeyi erteleyerek işimi yaptım. --- Mesaim bitmiş, eve gelmiştim. Şu an salonda babamın ve annemin karşısında oturmuş: “Anne, baba… size önemli bir şey söylemem lazım.” dedim. Babamla annem birbirine bakıp bana döndüler. “Ben bugün hastanede bir doktora göründüm. Aynur Hanım bizim hastanenin genç kadın doğum uzmanlarından biri.” Annemle babam “kadın doğum” lafını duydukları zaman merakları arttı, daha dikkatli dinlemeye başladılar. “Beni Aynur Hanım muayene etti. 8 haftalık hamile olduğumu söyledi.” dedim. Gözlerim annemle babamın vereceği tepkiyi takip ediyordu. Babam hamilelik lafını duyduğu zaman kaşları önce hafifçe çatıldı, sonra kalktı. Annem ise elini ağzına götürdü. Konuşmalarına fırsat vermeden diğer haberi de verdim: “Aynur Hanım bir şey daha söyledi. 8 haftalık ikiz bebeklere hamileymişim.” İkiz haberini beklemedikleri için daha çok şaşırdılar. Babam: “Peki ne yapmayı düşünüyorsun? Bebekleri doğuracak mısın?” dedi. Sonra yüzü hoşnutsuz bir ifade alarak: “Yoksa aldıracak mısın?” diye sordu. Hemen başımı iki yana salladım: “Hayır, aldırmayacağım. Ne kadar planlarımda bebekler olmasa da onlar bana geldi. Onlardan vazgeçmem.” dedim. Babamla annemin yüzünde rahatlama belirdi. “Peki Selim’e bebekleri söylemeyi düşünüyor musun?” diye sordu annem. Biraz düşündüm: “Bebekleri Selim’den gizleyemem. Ben ne kadar anneleriysem, Selim de babaları. Selim’e kızgınım, kırgınım… Ama bu onun hakkı. Bu hakkı onun elinden alamam. Bebeklere baba olup olmayacağı ise onun kendisinin bileceği bir iş. Ben her zaman çocuklarıma bakabilirim, birine ihtiyacım yok.” dedim. Babamın yüzünde beni takdir ettiğini gösteren bir ifade belirdi. Bundan sonra Selim çocuklar hakkında ne karar verir bilmem… Ben kendimi bilirim. Benim iki bebeğim olacak. Ben artık bir anneyim…
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD