Bu gün hastaneden çıkalı bir hafta olmuştu. Bebeklerim, kızlarım beni bırakıp gitmişti. Hamileliğim süresince ne kadar yalnız olmasam da, bebeklerim ayrı bir güç veriyordu bana.
Ben onların annesiydim.
Ben onları kaybettim, yine de güçlü duracağım.
Onlar şu an yanımda olmamış olsalar da, bu benim onların annesi olduğum gerçeğini değiştirmez.
Ben sonsuza kadar onların annesiyim. Bu her zaman böyle olacak.
Selim, bana araba çarptığı zaman hastanede hamile olduğumu, baba olacağını öğrenmişti. Ne acı... Baba olacağını öğrenmesinin ardından 1 saat bile geçmemiş, çocuklarını kaybettiğini öğreniyor...
Şimdi düşünüyorum da Selim bana ihanet etmeseydi, ben hâlâ Selim ile beraber olsaydım, yine bana araba çarpar mıydı, bebeklerimi kaybeder miydim?
Sanırım evet. Araba çarpmasa da başka bir şekilde bu olay yaşanacaktı. Çünkü onlar bana melek olarak gelmişlerdi.
Kader...
Tabii ki kızlarımın doğmasını, onları büyütmeyi çok isterdim. Ama Rabbim böylesini istemiş... Bana düşen, bebeklerimin ardından isyan etmemek.
Onlara beni anneleri seçtikleri için çok minnettarım.
Meleklerim, ben her zaman sizin annenizim. Siz de benim masum bebeklerim... Sizi çok seviyorum annem. Hoşça kalın...
1 yıl sonra
Selimle boşanmamızın üstünden 1 yıl geçmişti. Anlaşmalı olarak boşandığımız için, tek celsede bitmişti. Selim boşandıktan bir ay sonra Ayşe ile evlenmişti. Şu an Ayşe 3 aylık hamileydi. Benim onlara karşı öfkem boşanana kadardı. Boşandıktan sonra hiçbir şeyleri beni ilgilendirmiyor.
Evlendikten sonra tekrar mahalleye taşınmışlardı. Hem de bana ihanet ettikleri eve... Güle güle otursunlar bakalım!
Ben ailemle yaşamaya devam ediyordum. Bu durum değişecekti galiba. Çünkü bir iş teklifi aldım. Arkadaşım İpek, benim gibi hemşire. Ama varlıklı bir aileden geliyor. Ailesi özel bir hastane açmaya karar vermiş. İpek artık orada çalışacak. Bana da orada çalışmam için iş teklifinde bulundu. Ben düşüneceğimi söyledim. Galiba evet diyeceğim.
Biz İstanbul’da yaşıyoruz. İpeklerin açtığı hastane Ankara’daydı.
Biraz uzaklaşmak iyi gelir diye düşünüyorum...
Asıl meselem annem ve babam...
Odamdan çıktım, salona annem ve babamın yanına gidiyordum. İş konusunu bir an önce halletmem lazımdı...
Salonda annem meyve doğruyor, babam ise televizyon izliyordu.
Koltukta oturup:
“Anne, baba, sizinle bir şey konuşmam lazım. Önemli bir konu.” dedim.
Babam televizyonu kapatıp yerinde dikleşti. Annem ise meyve tabağını sehpanın üzerine koydu.
“Ben bir iş teklifi aldım. İş yerinden arkadaşım İpek’i tanıyorsunuz zaten. Onun ailesi varlıklı bir aile. Özel hastane açmaya karar vermişler. Bu ay sonuna kadar açmış olacaklar. İpek de artık orada çalışacak. Bana da teklifte bulundu onunla çalışmam için.” dedim.
Annem “Ne güzel kızım, arkadaşınla çalışmaya devam edeceksin.” dedi.
Babam “Hanım dur, bir lafını tamamlasın. Belli ki devamı var.” dedi.
Ben dudaklarımı ısırmaya başladım. Babam beni okumayı çok iyi biliyordu.
“Evet babacığım şöyle ki, İpek aslen Ankaralı ve açtıkları hastane Ankara’da. Eğer kabul edersem oraya taşınmam gerekecek.” dedim ve tepkilerini izledim.
Annem elini ağzına götürdü, sanki büyük bir olay olmuş gibi:
“Kızım sen o Selim denen mahlûk yüzünden şehirden gitmeyi mi düşünüyorsun yoksa? O Ayşe ile evlendi, şimdi çocukları olacak. Senin canın yandığı için mi gitmek istiyorsun?” dedi.
Annemin olaya böyle bakması beni biraz üzdü açıkçası. Demek ki annemin gözünde hâlâ aşk acısı çeken biriydim.
“Hayır anne, onlar benim umurumda bile değil. Onlara olan öfkem boşanana kadardı. Boşandım, bitti. Evlendiler, çocukları olacak. Benden uzak olsunlar. İster mutlu olsunlar ister mutsuz, beni ilgilendirmiyor.” dedim.
“Ben sadece biraz uzaklaşmak, yalnızken neler yapabileceğimi görmek istiyorum.” dedim.
Babam bu sırada hiç konuşmuyordu, sadece beni dinliyordu.
“Benim yalnız kalmaya ihtiyacım var. 1 senede az şey yaşamadım. İhanete uğradım. Bebeklerimi kaybettim. Boşandım. Kafam çok doldu. Biraz uzaklaşmak bana iyi gelecek diye umuyorum. İyi gelecek demiyorum çünkü yaşamadan bilemem. Bu yüzden denemek istiyorum.”
Babam:
“Tamam kızım, haklısın. Git. Benim senin yalnızken de her şeyin üstesinden gelecek olduğundan şüphem yok. Ama olur da zorlanırsan hiç düşünmeden dön. Biz her zaman senin yanındayız.” dedi.
Bu konuşmasından sonra gözlerim doldu. Anneme baktım, o da benim gibi dolu dolu gözlerle beni izliyordu.
Hemen koltuktan kalktım ve babama, ardından anneme sarıldım.
“Sizi çok seviyorum.” dedim ve tekrar sarıldım.
2 ay sonra
15 gündür Ankara’daydım. Ailemle konuştuktan sonra İpek’i aramış ve teklifini kabul ettiğimi söylemiştim. İpek çok sevinmişti ayrılmayacağımız için.
Sonraki günler babam da İpek’le konuşmuş, hastanenin adresini öğrenmişti. Ona yakın adreslerde internetten ev bakmaya başlamıştı.
10 gün sonra ise hepimiz toparlanıp Ankara’ya gelmiştik.
Önce babamla 2 günlük otele yerleşmiş, sonra babamın internetten bulduğu evleri gezmeye çıkmıştık.
Günün sonunda bir evi beğenmiştik. Oldukça güzel bir evdi, 2 kişi rahatlıkla yaşayabilirdi. 2 yatak odası, 1 salon, Amerikan mutfak ve banyosu ile oldukça ferah, güzel bir evdi. Beğenmiştim. En önemlisi eşyalıydı. Bu çok iyi olmuştu. Sadece evi temizleyip tabak, tencere falan alacaktık, başka eşyaları tamdı.
Annem ve babam ben eve yerleştikten sonra 1 hafta kaldılar ve geri döndüler. Dönmeden önce babam bana hediye olarak 6 aylık kiramı ödedi.
“Yeni hayata başlıyorsun, 6 ay para biriktir. 6 ay sonra kiranı ödemeye başlarsın.” dedi.
İstesem kirada bile oturmayabilirdim. Bizim maddi durumumuz kötü değildi. Babama ailesinden kalma 2 dükkân, bir de 5 katlı apartman vardı. Her katta 2 ev, hepsinde kiracı vardı.
Oturduğumuz evi babam kendi emekleri ile almıştı. Babamdan istesem bir ev alabilecek imkâna sahipti. Ama ben kendim çabalamak için istememiştim.
Bu gün hastanede işe başlayalı 1 hafta olmuştu. İş arkadaşlarımla tanışmış, anlaşmıştım. Henüz İpek dışında samimi olduğum biri yoktu.
Günler iş–ev arasında geçiyordu. Arada İpek’le konuşup yemek yiyip sohbet ediyorduk.
Haftaya İpek’in ailesiyle tanışacaktım. Ne kadar kendi hastaneleri olsa da, hastaneyi işletmek için başka bir yönetici seçmişlerdi. İpek dışında ailesinden hiç kimse hastanede çalışmıyordu...
Bu gün İpek’in ailesinin evine davetliydim. Ailesiyle tanışacaktım. İpek tek çocuktu. Annesi, babası, dedesi ve babaannesi ile yaşıyordu.
İpek’in anlattığına göre aslında kalabalık ailesi vardı. Amcası, halası, teyzesi, dayısı ve birçok kuzeni varmış. Kalabalık aile olmasına bakmayarak, ailede yalnızca iki kız çocuğu varmış: biri İpek, diğeri ise amcasının kızı Melek.
Geri kalan kuzenlerinin hepsi erkekmiş. İpek’in söylediğine göre ailede iki kız olmanın keyfini sürüyorlarmış. Herkes onları şımartıyormuş. Özellikle dedeleri.
Erkek kuzenlerinin hiçbiri evli değilmiş. Aralarında sevgilisi olanlar varmış ama hiç kimse evlilik gibi bir karar almamış.
En küçük kuzeninin 9 yaşı varmış. En büyüğünün ise 30.
İpek’in evinin önündeydim. Kapıyı çaldım. Kapıyı İpek açtı. Sarılıp selamlaştık.
Bu gün izin günümüzdü, görüşememiştik.
İpek benim elimden tutup salon olduğunu tahmin ettiğim yere doğru resmen sürükledi beni. Onun bu haline güldüm.
Salona geçtiğimizde annesi, babası, dedesi ve babaannesi ayağa kalkmış bizi bekliyordu.
Babası ile el sıkışarak selamlaştım. Annesi hemen beni kendisine çekip sarıldı. Samimi bir kadındı.
Babaannesinin ve dedesinin elini öpüp selamlaştım.
İpek’in ailesi beni güler yüzle karşıladı. Bu durum beni rahatlattı. Çünkü onlar arkadaşımın ailesinden başka aynı zamanda patronumdu.
Yemek saati geldiği için hemen yemeye geçtik.
Yemekte İpek’in babası:
“Kübra kızım, kaç yaşındasın?” diye sordu.
“22 yaşındayım Remzi amca.” diye cevapladım.
“Efendim değil kızım. Bana Remzi amca diyebilirsin. İpek’in arkadaşısın, çekinme.” dedi ve gülümsedi.
“Peki Remzi amca, nasıl istersen.” diye cevap verdim.
İpek’in annesi:
“Benim sana dememe gerek yok diye düşünüyorum kızım. Bana da Sema teyze diye sesleneceksin.” dedi ve kahkaha attı.
“Peki Sema teyzeciğim.” dedim.
Çok samimi aileydiler. Herkes bana sanki bu ailedenmişim gibi davrandı. Çok hoşuma gitti.
Remzi amca:
“Ailen İstanbul’da mı yaşıyor?” diye sordu.
“Evet Remzi amca, İstanbul’dalar. Buraya geldiğim ilk hafta onlar da yanımdaydı. Beni yerleştirdikten sonra gittiler.” diye cevapladım.
Remzi amca kafasını salladı, anladım der gibi:
“Ailen ne zaman buraya gelirse, alıp buraya getiriyorsun. Tanışalım ailenle de.” dedi.
Sema teyze de onayladı.
Sonra dede ile babaanne ile konuşarak vakit geçirdik. Babaannesi hayatımda biri olup olmadığını sordu.
Hayatımda birini istemediğimi açıkladım.
Neden diye sorunca kısaca başımdan evlilik geçtiğini ve ayrıldığımı açıkladım. Detay vermeden.
İpek, ihanete uğradığımı, çocuklarımı kaybettiğimi biliyordu ama ailesine anlatmamıştı.
Benim de anlatmadığımı görünce kararıma saygı duydu. Bana bakıp “yanındayım” der gibi gözlerini kırptı.
Boşanmam değil ama bebeklerim benim hassas noktam.
Onları anlatacağım insanlara tam güvenmeliyim ki bebeklerimden bahsedebileyim.
İpek’in ailesi beni çok güzel karşıladı. Ama güven zamanla olan bir şey ve henüz bunun için erken.