2 yıl sonra
Düğünümüzün üzerinden iki yıl geçmişti. Bu iki yılın bir yılı çok güzel geçmişti. Selim’le beraber yaşamak, onunla vakit geçirmek, birlikte çalışıp çabalamak beni çok mutlu ediyordu. Ne kadar hem iş hem okul beni yormuş olsa da bundan şikâyetçi değildim. Çok mutluydum. Evliliğimizin 1 yılı dolduktan sonra Selim iş yerini değiştirdi. İyi bir firmada mimar olarak çalışmaya başladı. İşleri yoğundu. Bu yoğunlukta aramıza bir soğukluk girdi. Eve gelir gelmez yemeğini yiyor, biraz ya televizyon izliyor ya telefonla oyalanıyor ya da hemen gidip yatıyordu. Bunu işlerinin yoğunluğuna verdim her zaman. Yoruluyordu, yoksa beni ne kadar sevdiğini biliyordum.
Ben ise bu iki yıl içinde okulumdan mezun olup özel bir hastanede çalışmaya başlamıştım. Çalışma arkadaşlarıma alışmıştım, içlerinden yakın olduğum bir kız arkadaşım da vardı. Adı İpek’ti. Çok güzel bir kızdı. Sarı saçları, yeşil gözleri vardı. Güzel bir enerjisi vardı.
İşlerimden fırsat kaldıkça mahalleden yakın arkadaşımla, Ayşe ile de vakit geçiriyorduk. Sık sık işten sonra bize geliyordu. Arada buluşup çay kahve içiyorduk. Selim’le de iyi anlaşıyorlardı.
Evliliğimizin ikinci yılı olmasına rağmen çocuk istemiyorduk. Ne kadar birbirimizi sevsek de önce kendi evimizin olmasını istiyorduk. Ailelerimiz tabii ki aynı fikirde değildi. Onlara göre torun sevme zamanları gelmişti. Özellikle Selim’in ailesi. Benim ailem de istiyordu torun ama benim düşüncelerime saygı duyuyorlardı. Ama Selim’in ailesi… Bu konuda biraz baskıcıydılar. Sürekli “Ne zaman torun sevmeye başlayacağız biz?” diye söyleniyorlardı.
Bu gün hastanede gece nöbetim vardı. Ama bir arkadaşım benden rica etti, nöbetleri değişelim mi diye. Kendisinin iki gün sonraki nöbeti vardı. Ama işi olduğu için başhemşireye gitmiş, o da nöbet değiştirme önerisinde bulunmuş. O yüzden bugünkü nöbetimi arkadaşıma verdim. Ben de onun yerine iki gün sonra geçeceğim.
Selim bu gün nöbette olduğumu biliyordu. Arayıp nöbet değişimini olduğunu söylemedim. Sürpriz yapmış olurum diye düşündüm. (Nereden bilebilirdim sürprizin büyüğü beni bekliyor…)
Hastaneden çıktım, durağa yürüyüp otobüse bindim. 40 dakikanın ardından artık apartmanımızın önündeydim. Evimizin ışıkları yanmıyordu. Galiba Selim henüz gelmemişti. Saat geç olduğu için hava kararmıştı. Apartmandan içeri geçip dairemizin olduğu 2. kata çıktım. Kapıyı anahtarla açıp içeri girdim, paltomu çıkarıp astım. Eve girerken ses çıkarmamıştım. Çünkü Selim’in evde olmadığını düşündüğüm için. Işıkları yakmadan mutfağa geçtim. 1 bardak su alıp içtim. Bardağı tezgâha koyacağım zaman kulağıma bir ses geldi. İnleme gibi bir ses. Kaşlarımı çattım.
Bu ses de neydi şimdi?
Bardağı tezgâha bırakıp mutfaktan çıkıp sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. Sonra bir ses daha duydum; hem inleme hem konuşma. İnleme sesinin kime ait olduğunu bilmiyordum ama konuşan Selim’di. Yüreğime bir ağrı girdi. Ben şu an rüyamda bile görmeyeceğim şeyi yaşıyordum. Selim beni aldatıyordu. Hem de bizim evimizde, bizim yatağımızda!
Yatak odasına doğru yürüdüm. Yaklaştıkça sesler daha net duyulmaya başladı. Selim konuşuyordu:
“Çok güzelsin. Bana bugüne kadar girdiğim ilişkiler içinde bu kadar zevk veren tek kadınsın. Seni becerirken yaşadığım zevkin tarifi yok.”
Ben hâlâ kulaklarıma inanamıyordum. Bunları söyleyen Selim’di. Benim âşık olduğum adam. Yıllarımı verdiğim adam.
Sonra başka ses duydum. Tanıdık bir ses:
“Sana en iyi zevki ben verdim her zaman. Yıllar önce de böyleydi, şimdi de.”
Bu sesi duyduğum an hem şaşkınlık hem hayal kırıklığı ile dolup taştım. Bu kişi benim çocukluk arkadaşım Ayşe’ydi. Şu an Ayşe, Selim’le bizim yatağımızda sevişiyordu. Benim en güvendiğim insanlar bana ihanet ediyordu…
Gözümden şimdi yaş akmalıydı değil mi? Ama akmadı. Nedenini bilmiyorum ama ağlamadım. Gözlerim bile dolmadı. Sadece şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile yatak odasının kapısının arkasında onları dinledim. Onların ise benim geldiğimden haberi bile yoktu. Kendilerinden geçmiş, adlarını inleye inleye birbirlerine zevk veriyorlardı.
Onların inlemelerini duyunca sessizce mutfağa geçtim. Telefonumu çıkarıp babama mesaj attım. Hemen bize gelmesi için. Sessiz olmasını söyledim. Ardından mahallemizin ayaklı gazetesi olan Şermin Teyze’ye de mesaj attım. Bize gelmesini, hiç kimseye haber vermemesini, önemli bir dedikodu olduğunu söyledim. Tabii ki “Hemen geliyorum.” yazdı.
Sessizce babamların ve Şermin Teyze’nin gelmesini bekledim. Bu arada yatak odamdan sesler hâlâ devam ediyordu. Bu kadar enerji ancak kuvvetlendirici hapla olur… Benleyken 5 dakikada gücü düşüyordu. Mutlaka hap kullandı bu şerefsiz. İşin acı tarafı hâlâ ağlamıyorum.
Telefonuma bildirim düştü; babam ve Şermin Teyze’den… Geldiklerini söyleyen mesaj atmışlar. Sessizce kapıyı açtım. Elimle sus işareti yaptım ki konuşmasınlar. Sonra telefonu çıkarıp Şermin Teyze’ye:
“Telefonunu çıkar, kamerayı aç. Video kaydı başlat hatta canlı yayın aç.” dedim.
Babam’a da: “Sen burada bekle baba, seni içeri alamam. Ama ihtiyacım var sana.” dedim. Babam kaşlarını çattı. Sonra içeriden yüksek bir inleme sesi geldi. Çatık kaşları havalandı. Galiba anladı. Başıyla tamam işareti yaptı.
Şermin Teyze’nin de babamdan kalır yanı yoktu. Hem şaşkın hem merakla bana bakıyordu. Bir yandan da dediklerimi yapıyordu. Hem kayıt açıp hem canlı yayın başlattı. Benimle içeri doğru ilerledi. Kapıya yaklaştıkça sesler artıyordu. Şermin Teyze bir elini koluma atıp ona bakmamamı sağladı. Bana “Emin misin?” gibi bir bakış attı. Ben de ona başımı sallayarak emin olduğumu söyledim.
Yatak odasına doğru gitmeye başladık. Kapının önünde durduğumuzda, Şermin Teyze’nin canlı yayın katılım sayısına baktım: 1000 kişiye yakındı. Açıkçası bu kadarını beklemiyordum. Bayağı sosyal medyada aktif, 45 yaşlarında hoş bir hanımdı.
Elimi kapının koluna attım ve hızla açtım. Kapının açılmasıyla görüş alanıma girdiler. Şermin Teyze’nin gördüğü görüntüyle gözleri kocaman açıldı. Selim yatakta oturmuş, Ayşe kucağında. Ayşe’nin göğsü Selim’in ağzında. Ben bu görüntüye mide bulantısı hissettim. Hemen şoktan çıkıp kendilerini saklama gereği duydular, üzerlerine yerde olan çarşafı örttüler. Telefonu görür görmez yüzlerini kapatma gereği duydular.
Ben mi ne yapıyordum? Şu an ikisinin bu hâline bakıp neredeyse kahkaha atacaktım. Rezildiler…
“Ne yapıyorsunuz! Çıkın dışarı! Kamerayı kapatın!” dedi Selim. Ayşe’nin sesi bile çıkmıyordu.
Onlara son kez bakıp yatak odasından çıkıp kapıya doğru ilerledim. Babamın görüş alanına girdiğimde beni çekip sarıldı. Başımın üstünden öptü:
“Sen yalnız değilsin. Kimse sana böyle bir şey yapamaz. Sen güçlü bir kadınsın.” dedi.
Selim’in bana yaptığı beni ağlatmamıştı. Ama babamın söyledikleriyle gözlerim dolmaya başladı.
Bundan sonra her şey çok farklı olacak. Artık ben eski Kübra değilim…