Kafeden çıktıktan sonra biraz alışveriş için mağazaları gezmeye başladım.
Kafedeki adamı, ah gerçi ismi Ateşti her neyse işte Ateşi düşünmeye başladım.
Otoriter bir yapısı olmasına rağmen aşırı tatlı gelmişti gözüme.
Hele o sesi, o kokusu, kaşı, gözü, burnu Allah'ım bir insan bu kadar yakışıklı olamaz ya resmen özene bözene yaratılmış.
Ne kadar beğensem de onu fazla düşünmek istemiyordum sonuçta tanımam etmem.
Ki o bana bakmazdı kesinlikle. Yunan tanrısı gibi herifti bana niye baksın zaten.
Daha fazla onu düşünmek istemediğim için gördüğüm ilk mağazaya girip kıyafetlere bakmaya başladım.
Gözüme siyah mini bir eteği kestirdim ve hızlıca onu almaya gittim.
Elime alıp kumaşını falan kontrol ettim aşırı güzeldi.
"O çok kısa başka bir şeye bak."
Artık bu soğuk ve erkeksi sesi nerde duysam tanırdım.
Ateş...
Yavaşça arkamı dönüp sesin sahibine baktım.
Kaşlarımı hafif çatıp gözlerimi kıstım ve kollarımı birbirine doladım.
"Sapık gibi beni mi takip ediyorsun?"
Dediğimi sanki hiç duymamış gibi düz bir ifadeyle az önceki dediğini tekrar etti.
"O çok kısa başka bir şeye bak."
Pes artık der gibisinden bir sırıtış sundum ve tek kaşımı kaldırarak ona baktım.
"Pardon da beyefendi ben neye bakıp bakmayacağımı size mi soracağım?"
"Evet."
Sabır dilercesine gözlerimi saniyelik kapatıp derin bir nefes aldım.
"Allah Allah bak sen! Neden size soruyor muşum?"
Bıkkınlıkla ama düz ifadesini hiç bozmadan konuştu.
"Ben öyle istiyorumda ondan."
Dudaklarımı ıslatıp konuştum. Gözleri dudaklarımdaydı.
Allah'ım sana geliyorum.
"Peki madem söyleyin bende bileyim başka neye bakamazmışım?!"
Gözlerini dudaklarımdan çekip gözlerime baktı.
"Kısa şeylere bakamazsın!"
"Sadece bu mu?"
Dudağının kenarı hafif kıvrılır gibi oldu ama hemen o donuk ifadesine geri döndü.
"Benden başka hiç bir erkeğe bakamazsın!"
Dediği şeyle resmen hayrete düşmüş gibi ona bakıyordum.
Şaşkınlıktan bir kaç saniye konuşamadım.
Kendime geldiğimde hızlıca konuştum.
"Pardon da siz kimsiniz de benimle bu denli konuşursunuz?
Ayrıca ne yazık ki size de bakamam."
Anlamamış olacak ki kaşları hafif çatıldı.
"Kısa şeylere bakmamamı söylediniz unuttunuz mu?"
Meydan okurcasına gözlerine bakarken dudaklarının kenarları fazla kıvrıldı ve ardından kahkahaya döndü.
Çok güzel gülüyordu ama bu vicdansız olmaz ki böyle.
O gülüşü istiyordum...
Saniyesinde gülmesini keserken bana bir adım yaklaşıp hafif eğilerek yüzlerimizi eşitledi.
"Kısa olmadığımı ikimizde biliyoruz ufaklık."
Pekâlâ kabul ediyorum kısa değildi ama bu boyda yani maşallah gibi bir şey ona bakarken boynum tutuluyordu resmen.
Daha fazla konuşmak anlamsız olduğu için göz devirip elimdeki etekle birlikte kabine girdim.
Girer girmez pantolonumu çıkardım, nereden bilebilirdim ki bu pis sapık delinin benim ardımdan kabine gireceğini.
Korkuyla ona dönüp gözlerimi büyüttüm, gözlerime bakarken bir anda bakışları aşağıya kaydı ardından tekrar gözlerime baktı.
Sapık herif diye boşuna demiyorum. pat diye girilir mi be. Hızlıca pantolonla önümü kapatıp ona baktım.
"Sapık mısın kardeşim ne giriyorsun pat diye? Bu perdeli kabinleri yapanın ben!"
Bana doğru bir adım attı.
Zaten ufacık kabindi ne diye üzerime geliyorsa.
Sanki mümkünmüş gibi duvara iyice yapıştım.
"Korkma ufaklık sana zarar vermeyeceğim."
Saniyelik bir şey düşünmüş olmalı ki histerik bir gülüş sergileyip gözlerime baktı.
"En azından şimdilik."
Dediğini anlamayıp hızla kaşlarımı çatarken onunla göz temasımı kesmiyordum.
Şimdilik derken neyi kast etmişti bu manyak?
Tam görevlilere seslenicekken eliyle ağzımı kapatıp boşta kalan elini duvara yaslayıp beni kapana kıstırdı.
"Sakın bağırmayı aklından geçirme güzelim. Yoksa pişman olursun."
Güzelim mi demişti o? Ay Berfin kendine gel düşündüğün şeye bak kızım ya.
Şuan resmen altında iç çamaşırı dışında bir şey yok ve seni duvara montelemiş gibi yapıştıran bir adam var kendine gel gözünü seveyim.
Tüm gücümle ittirmeye çalışsamda bir milim oynamadı.
Kasları da maşallahtı resmen.
Neyse!
Ağzım hâlâ kapalı olduğu için gözlerine bakıyordum sadece.
Elini yavaşça çekti ve direkt soru yağmuruna tuttum.
"Ya sen kimsin? Ne diye beni takip ediyorsun? Amacın ne? Sapık mısın? Kafede olanlar yüzüne benden intikam mı alacaksın? Napa-"
Devamını getiremeden dudaklarımın üstündeki sıcaklıkla bana bir kal geldi.
Resmen öpmüştü beni ama hemen geri çekildi.
"Çok konuşuyorsun!"
Diyerek iyice yaklaştı bana.
Tam dibimde olduğu için kokusunu net alabiliyordum ve bu aklımı karıştıyordu.
Gözlerim saniyelik dudaklarına kaydı ama hemen gözlerine geri baktım.
Hafiften dudağının kenarı kıvrılırken hemen eski ifadesiz haline geri döndü.
Beynim en sonun da tek kişilik kabinde tanımadığım bir adamla dip dibe olduğum gerçeğini hatırladı ve hızlıca onu ittirdim.
bana iyice yaklaşıp belimi tuttu ve hiçbir şey demeden boş boş baktı.
Kurtulmaya çalışsam da kurtulamamıştım ve resmen tacize uğruyordum komşular yetişin.
En sonunda konuşmayı akıl edip tek kaşımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
"Ne bu samimiyet pardon? Çekin ellerinizi hemen benden!"
Ne yaptığının farkına varmış gibi yavaşça geri çekildi ve bana baktı.
"Özür dilerim. Sadece-"
Özür mü? Ney? Bu yunan tanrısı sapık herif benden özür mü diledi? Hiçte özür dileyecek bir tipi yokken?
Sözünü kesip hemen konuştum.
"Sapık herif çık git rahat bırak beni!"
Düz ifadeyle bana bakıp hiç bir şey demeden arkasını dönüp gitti.
Bir süre az önce yaşananları sindirmeye çalıştım ve eteği bırakıp hızla çıktım mağazadan.
Kapının önünde arabanın içinde oturmuş bana bakıyordu.
Kaşlarımı çatıp hızlıca ilerlerken kolumun tutulmasıyla durmak zorunda kaldım.
"Benim ol!"
Dediği şeyle bir deliye bakarmış gibi bakıyordum resmen.
"Anlamadım?"
"Benim ol dedim."
Eğer uzatırsam beni bırakmayacaktı kesin. Dalga geçer bir şekilde konuşup kolumu kurtardım.
"Tamam bir şans veririm ve senin olurum."
Sabır dilercesine gülüp arkamı dönüp gittim.
Nereden bilebilirdim ki beni ciddiye alıp peşime düşeceğini?
Resmen kendi ölümüme kendim gidiyordum...