Sabah namazına katıldım, hemen banyoya gidip rutin işlerimi halledip namazımı kıldım ve hakkımda hayırlısını diledim. Sonra okul için hazırlandım, yeni aldığım tunik takımını giyip şalımı da sadece göz kalemi çekerek, saatimi ve birkaç bileklik taktım koluma. Hazırdım, son kez aynaya baktım kendime. Okulun ilk günü olduğu için hem de Emre'yi göreceğim için heyecanlıydım. Ceketimi ve çantamı alıp mutfağa geçtim:
Zilan:’ Çay hazır mı abla?
Fatma:’ Hazır hanımım.
Zilan:’ Bana hanımım deme dedim sana Fatma abla, bana ismimle hitap et.
Fatma:’ Olur mu hanımım?
Zilan:’ Olur.’ Dedim, gülümsedi. ‘Bana küçük termosa çay koyar mısın abla? Ufak da bir ekmek arası yapar mısın, kaşar, salam, marul, domates, salatalık olsun içinde, güzelce paketle, okula giderken yanıma alacağım.
Fatma: ‘ Tamam hanımım hemen hazırlıyorum.’ Dedi, ters bir şekilde baktım. ‘ Fatma Abla.’ Ağız alışkanlığı kızım.’ Başımı sağa sola salladım, kahvaltı sofrası hazırdı, babaannem vardı sadece.
Zilan: Günaydın Sultanım.’ Dedim ve kocaman bir öpücük kondurdum yanağına
Zozan: ‘ Günaydın kuzum, hayırdır ne bu neşe sabah sabah?’ dedi. Gülümsedim.
Zilan:’ Neden mutlu olmayayım Sultanım, senin yanındayım, işime dönüyorum, benden mutlusu yok. ‘dedim ve gülüştük. Hızlıca bir şeyler yedim, saatime baktım 8:00 gösteriyor. ‘ Ben gidiyorum sultanım, görüşürüz.’ Dedim ve elini öptüm.
Zozan:’ Hayırlı işler kuzum, Allah işini rast getirsin’. dedi
Zilan:’ Amin babaannem.’ Konağın kapısını açınca Celal ağabey arabamı getirir misin?’ Dedim ‘Hemen hanımım’ dedi.’
Fatma: ‘Kızım bu çantayı da al, unuttun.’ Dedi, gülüştük. ‘ Teşekkürler abla.’ Dedim. O arada arabam gelince ‘görüşürüz’ dedim ve arabama binip yola çıktım. On dakika sonra okulun bahçesine vardım, arabamı park edip çantalarımı da alıp okula doğru yürüdüm. İçeri girdim, etrafa bakıp öğretmenler odasına bakarken Emre’yi ve yanında okul müdürü Ahmet Bey'i gördüm. Ve yanlarına yürüdüm.
Zilan:’Günaydın.’ Dedim, onlar da bana bakıp gülümseyip ‘günaydın.’ Dediler aynı anda.
Fatih müdür:’ Nasılsınız?
Zilan.’ İyiyim, teşekkürler.’
Fatih müdür:’ Emre oğlum Zilan kızıma sınıfını göster, benim de biraz işlerim var, onları halledeyim.’ Dedi, kızardığımı hissettim.
Emre:’ Tamam Ahmet bey, ben eşlik ederim.’ Dedi
Fatih müdür:’ İyi dersler.’ Dedi ve kendi odasına doğru yürüdü.
Emre:’ Size sınıfınızı göstereyim Zilan Hanım. Dedi’ Sizin sınıf 1A, sınıfta 6 öğrenciniz var.’ Dedi, sadece dinledim. ‘Sınıfınız burası dedi’
Zilan:’ Teşekkürler Emre bey.’ Dedim
Emre:’ Rica ederim, bir ihtiyacınız olursa ben yan sınıftayım, ben 2A ders veriyorum.’dedi
Zilan: ’Tamam, siz merak etmeyin, ihtiyacım olursa uğrarım.' dedim ve müsaade isteyip oda sınıfına geçiyordu. Arkasından baktım, o da dönüp baktı. Anında kızardım, gülümsedi ve sınıfına geçti.
Ben de kendi sınıfıma geçtim. Küçük ama çok güzeldi sınıfım. Hemen öğretmen masama geçip ceketimi çıkarıp arkadaki öğretmen dolabına koydum. Çantamı açıp içindeki termosu masaya koydum, sonra çantalarımı dolaba kaldırdım. 5 dakika sonra öğrenciler gelmeye başladı.
Saat 9.45, sınıfın tamamı gelmişti. Önce kendimi tanıttım, sonra sınıftaki öğrencilerle de tanıştık. Derse başlamak istiyordum ama nerede kaldıklarını bilmediğimden çocuklara beklemelerini söyledim. Emre’nin sınıfına doğru yürüdüm, kapıyı çaldım ve içeri girdim.
Zilan: ’Emre Bey, müsait misiniz, bir şey sormam lazım.’
Emre: ’Müsaitim, buyurun.’
Zilan: ’Derse başlayacağım ama hangi harfte olduklarını bilmiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?' dedim.
Emre Bey kısaca bana nerede kaldıklarını anlattı, müsaade isteyip sınıfıma geçtim ve derse başladık. İlk teneffüs zili çalınca termosla çayımı alıp ben de bahçeye çıktım.
Emre'yi gördüm, o da beni gördü. Birlikte hem çocuklarla ilgilendik hem de sohbet ettik. Emre artık iş arkadaşı olduğum için resmiyeti kaldıralım dedi ve kabul ettim. Günüm güzel. Okul bitince sınıftaki işlerimi halledip eve geçtim.
Odama çıkıp önce banyo yapıp rutin işlerimi halledip namazımı kılıp babaannemin yanına geçecektim. Zeynep aradı, telefonda biraz konuşup babaannemle de biraz sohbet ettik. Fatma Abla sofra hazır diye gelince aşağı indik.
Helin ve Boran'la biraz konuştuk, diplomanın fotokopisini çekip önce Türkçeye çevirip sonra milli eğitime yollayacaktık.
Amcam ve yengem o kadar sinirle bakıyorlardı ki ürkmedim desem yalan olur. Rohat’ın bakışları gün geçtikçe beni daha da rahatsız ediyordu.
Boran da farkına varmış olmalı ki Rohat'a ters ters bakıyordu. Yemekten sonra müsaade isteyip akşam namazını kılıp biraz Kur'an okudum dedeme, sonrasında yatsıyı kılıp uyudum...