7. Bölüm. Sen ne dedin?

1167 Words
Halil İbrahim'in anlatımı... Gelinliği üstünde eve getirdiğim kıza hepsi şaşırmışça bakıyorlardı. Şimdi akıllarında bu deli Halil İbo bir düğünü basıp gelini kolundan tutuğu gibi alıp gelmiştir diye geçirmiyorlarsa bende Halil İbo değilim. Hepsinin gözünde o ifade vardı. Ee bizim meslekte insan analizi yapmak önemliydi neticede... Derin bir iç çekip yüzümü ovuşturarak açıklama bekleyen teyzeme baktım. “He teyze, kaçırdım.” dedim sonunda, sesimi olabildiğince düz tutarak. “Ne edeyim? Bıraksaydım da başkasının gelini mi olsaydı?” Şirin arkamdan hafifçe güldü. “Abim...” “Şirin,” dedim bu kez ben uyararak. Gözlerim bir an Ayşegül’e kaydı. Olduğu yerde durmuştu.… ama yorgunluğu her halinden belliydi. Gözlerinin altındaki o gölge, yaşadıklarının sessiz bir özeti gibiydi. Şimdi de sen ne diyorsun? Der gibi bakıyordu. Ama başka çarem yoktu. Annem Zeynep hanımı öğrendiği an Ayşegül'ü ölse eve sokmazdı. Ayşegül'ü uzağımda koruyamazdım. Bakışlarımı tekrar teyzeme çevirdim. “Düğünü vardı,” dedim kısa bir duraksamadan sonra. “Ama olması gerektiği gibi bitmedi.” Nihal teyze kaşlarını çattı. “Ne demek o?” "Anne tamam işte neyi soruyorsun?" diye uyardı Sancar. Cevap vermeden önce bir saniye düşündüm. Ne kadarını anlatmam gerektiğini tartıyordum. “Şimdilik bu kadarını bilseniz yeter.” Sancar hafifçe başını yana eğdi. “E hadi bakın Ayşegül yorulmuş, kızı bugün rahat bırakın. Yarın çekersiniz sorguya.” Şirin bu kez daha ciddi bir ifadeyle Ayşegül’e baktı. “Ben sana yardım edeyim.” dedi. Ayşegül cevap vermedi. Sadece hafifçe başını salladı. Ama ben o baş hareketinin ne kadar zor geldiğini gördüm. Annem sessizliğini bozdu. “Halil,” dedi, sesi daha düşüktü ama daha ağırdı. “Bu işin ucu nereye gidiyor?” Gözlerimi ondan kaçırmadım. “Yarın ana, yarın devam edelim. Söz ne sorarsan cevap vereceğim.” “Yine ne işlere karıştın?” diye sordu, bu kez sesinde açık bir endişe vardı. Cevap vermedim. Evde kısa bir sessizlik oldu. Sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu. Sonra başımı merdivenlere doğru çevirdim. “Şirin,” dedim. “Üst kata çıkar.” Şirin hemen hareketlendi. Ayşegül’ün yanına geldi, bu sefer daha temkinliydi. “Hadi,” dedi yumuşak bir sesle. “Sana bir şeyler bulalım. Böyle duramazsın.” Ayşegül bir an bana baktı. O bakış… Soru doluydu. Güvenmekle kaçmak arasında kalmış birinin bakışıydı. Başımı hafifçe salladım. Bu sefer Sancar bir adım öne çıktı. “Şirin...” Sancar'ın elinde yabancı yazılı bir kitap vardı. "Efendim Sancar abi... " dediğinde Sancar'ın yine yüzü gerildi. Deli gibi aşıktı kıza. Bakarken içinin titremesini ben bile buradan görebiliyordum. "Aradığın kitabı buldum." diyerek Şirin'e uzattı. Şirin'in zaten kocaman olan gözleri daha çok büyürken hızlı bir adım atıp kitabı eline aldı. Köy yanar deli taranır dedim içimden. "Teşekkür ederim abi... ben bunu ne zamandır arıyordum." Tek kaşımı kaldırıp Sancar'ın yüzüne baktım. "Sen ne ara gittin bunu almaya?" diye imayla sordum. "Bir ara gittim işte." dedi. "Evi kütüphaneye çevirdin kız Şirin. Hadi geç oldu." Annem başını tutarak ortama nokta koyarken Ayşegül sonunda hareket etti. Şirin’le birlikte merdivenlere yöneldi. Adımları yavaştı… ama bu sefer geri dönmedi. Onlar gözden kaybolana kadar bekledim. Sancar'ın gözleride Şirin'in ardından gitti. Sonra arkamı döndüm. Evdeki herkes hâlâ bana bakıyordu. Nihal teyze kollarını bağlamıştı. Annem ise… susuyordu. En tehlikelisi oydu zaten. “Şimdi anlat,” dedi sonunda. Derin bir nefes aldım. “Ana bir sal gözünü seveyim. Sana gelin aldım geldim işte. Ne zamandır demiyor musun evlen diye. Al sana gelin.” Annemin yüzü bir anda değişti. “Halil İbo...!” Başımı sallayıp ellerimi teslim olur gibi kaldırdım. "Ben çocuk değilim, salak, hiç değilim. Seni ben doğurdum. Bir kızı kolundan tutup getirmeyeceğini bilirim." Sancar'a baktım. Beni kurtarsın diye. Neticede avukat adamdı. “Teyze bizim İbo'yla önemli bir meselemiz var. Onu konuşalım. Dedi ya. Yarın ne istiyorsan sorarsın.” Kurtarış nihayet geldiğinde anamla teyzemin bakışlarından sıyrılıp Sancar'la dışarı çıktım. "Düğün mü kurmuş adam?" Sancar'ın sorusuna evin kapısına bakıp kafamı salladım. "Nikahı kıymışlar mı?" "Yok.. Ayşegül evlenmek istemediğini söylemiş. Biz vardığımızda kargaşa vardı zaten." "İyi... en azından bu iyi bir şey." "Öyle.. burada da olay olmuş. Çocuklardan duydum." Sancar gülerken ışığı yanan odanın penceresine gitti gözü. "Şişşştt.... sana diyorum oğlum." Sancar’ın bakışlarını takip ettim. Üst kattaki odanın perdesi hafifçe aralanmıştı. Işık loştu ama içeride bir hareket olduğu belliydi. “Ne yapıyorsun oğlum?” dedim alçak bir sesle. Sırıttı. “Senin gelin yukarı kaçtı, benimki de peşinde. İnsan merak eder.” Omzuna hafifçe vurdum. “Benim gelin ne lan?” “E ne diyelim? Kaçırdım dedin az önce içeride.” Başımı iki yana salladım. “Ne yapsaydım, kim olduğunu söylesem kızı kurtardım. Bu evde ölüme getirmiş olurdum.” Sancar ciddi bir ifadeye büründü. “Şaka bir yana Halil… bu iş öyle kaçırdım getirdimle kapanmaz. O adamlar bu işi bırakmaz.” “Biliyorum. Şu Ayşegül'ün babası kendine gelsin. Bu işi bir güzel ele aldım.” Bu sefer cevap vermedi. Gözü hâlâ o perdedeydi. Derin bir iç çekip bana döndü. “Oğlum, ne olacak senin bu halin?” dedim sonunda. Sancar kaşlarını çattı. “Bugün abimin kız arkadaşı hepimizin içinden geçti. Şirin'le konuşmuş.” “Allah Allah..ne yaptı?” Sancar başını eğdi. “Uzun şimdi. Şirin'in Suat'la bir ilgisi yok. Ama seninlede yok dedi bana.” “Deme be...ama sen gidip konuş diyorum. Bak başkası olsa, benimle Şirin hakkında böyle konuşacak...öldürürdüm ha.” Kısa bir sessizlik oldu. Rüzgâr hafifçe esince bahçedeki ağaçların yaprakları hışırdadı. “Fark eder belki bir gün...” “He gülüm he...sen kitap, çanak çömlek taşımaya devam et. Geri zekalı.” Sancar hafifçe güldü. Ama gülüşü buruk bir gülümsemeydi. "Neyse sen onu şimdi bırakta. Yarın babamları görme şansımız var mı?" "Yook.. uzaktan görürsün de. Yanına yaklaştırmazlar." "Banada mı be... kardeşiz biz. Teyzemin oğlu.. sen ayarlarsın." “Avukat olarak söylüyorum… o iş o kadar kolay değil.” “Abi olarak söylüyorum…” dedim, gözlerimi ona çevirerek. “Gerekirse kolaylaştırırsın. Bak kızın annesiyle babamı görmesi biraz moralini düzeltir.” İkimiz de ne demek istediğimi anlamıştık. "Tamam... ayarlamaya çalışırım. En azından kapı önünde falan görürsünüz işte." "Aslansın be teyzem oğlu. Bak valla sana verecem ben bu Şirin'i." Sancar'ın kaşları çatılırken bana ters bir bakış attı. "Tamam... tamam bakma öyle." "Ulu orta konuşma şöyle, biri duyacak... hele senin ananla benimki duysa yandım. Zaten ikisi bir olmuş kızı evlendirmeye çalışıyor." Derin bir nefes alıp ciddileştim. "O meseleyi ben konuşacağım anamla. Sen dert etme. Şirin'i sever bilirsin. Yabana gitmesin diye uğraşıyor." Öyleydi de. Necibe hanımdı bu. Pek sevdiği kimse olmazdı. Ama Şirin'i severdi. Daha 16 yaşında ailesi yani amcam Şirin'in kardeşini hastaneye yetiştirmeye çalışırken bir kamyonun altına girmişti. O günden sonra Şirin bizimleydi. Kızar, bağırır ama asla kıyamazdı. "Tamam. Kapat konuyu annem geliyor." Arkamı döndüm. "Dedikodu bitti galiba teyze? Yanlız bugün gelinin gelmiş öyle duydum." "Zevzek.... sen git tansiyonuna bak ablamın. Kadını ne hale soktun. Hepiniz bir gün kalbimize indireceksiniz." Güldüm. Sancar'da teyzemin yanında giderken bende eve girdim. "Halil... " Anamın sesiyle ilk basamakta kaldım. "Ana valla çok yoruldum. Sen sabaha kadar biriktir. Söz ben seni dinleyeceğim." Daha konuşmasına bile izin vermeden merdivenlerden ikişer ikişer çıktım. Şirin'in odasının önüne gelip vurdum. "Şirin... " "Gelebilirsin abi." Kapıyı yavaşça açtım. Şirin, Ayşegül'e pijama vermiş. Şirin'in tek kişilik yatağında oturuyordu. Benim geldiğimi duyunca hızla ayaklanırken kapıyı sertçe kapatıp önümde durdu. "Sen ne dedin aşağıda öyle..!"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD