3.Bölüm..çıkış yok!

775 Words
Ayşegül'ün anlatımı.. Bu oda… bu ağır perdeler, yüksek tavan, duvarlardaki soğuk işlemeler… Hepsi bana ait olmayan bir hayatın içine hapsedildiğimi hatırlatıyor. Nefes alıyorum ama sanki her nefeste biraz daha daralıyor içim. Sert bir şekilde kapıya yeniden vurdum... "Baran Zaferi... beni duyuyor musun? Çıkar beni buradan....!" Kapı beklemediğim bir anda açılırken bedenim geriye doğru sendeledi. “İstesen de istemesen de bu nikâh kıyılacak Ayşegül Sönmez…! Boşuna bağırıp çağırma!” Ellerim titriyor ama bu korkudan değil… Hayır. Bu başka bir şey. Öfke. Direnme isteği. Boyun eğmeme. “Gelin var ama nikâhın olmayacak Baran Zaferi…” diye konuşup işaret parmağımı yüzüne kaldırıdım. “Ben hiçbir zaman senin nikâhına evet demeyeceğim.” Kapının eşiğinde durdu. Gözleri bir anlığına yüzümde gezindi; sanki söylediklerimin ne kadar gerçek olduğunu tartmaya çalışıyordu. Dudaklarının kenarında beliren o alaycı kıvrım, içimdeki öfkeyi daha da körükledi. “Bunu bana söyleyen ilk kadınsın,” dedi soğukkanlı bir sesle. “Ama son söyleyen de sen olacaksın.” Bir adım attı içeri. Refleksle geri çekildim. O yaklaştıkça oda daha da küçülüyormuş gibi hissettim. “Benden korktuğunu inkâr edebilirsin,” diye devam etti. “Ama buradan çıkamayacağını ikimiz de biliyoruz.” Başımı dik tuttum. Gözlerimi onunkilerden kaçırmadım. “Korkmak mı?” diye acı bir kahkaha attım. “Sana boyun eğeceğimi sanacak kadar kendini büyük görüyorsan… asıl korkması gereken sensin, Baran Zaferi.” Bu kez yüzündeki ifade değişti. Çok hafif. Ama gördüm. Sinirinin bir anlığına yüzeye çıkışını gördüm. “Tehdit mi ediyorsun beni?” diye sordu, sesi alçalmıştı şimdi. “Hayır,” dedim yavaşça. “Sadece gerçeği söylüyorum. Bu nikâh olmayacak. Beni zorla o masaya oturtsan bile… o evet asla çıkmayacak ağzımdan.” Sessizlik çöktü odaya. Ağır, keskin, nefes kesen bir sessizlik. Sonra birden güldü. Ama bu kez o alaycı gülüşten eser yoktu. Daha karanlık, daha tehlikeli bir şeydi bu. “Evet demene gerek yok, zaten sen benimsin. Unutma...baban seni bana sattı.” dedi. Kalbim bir anlığına durur gibi oldu. "O benim babam değil...!" diye yüzüne haykırdım. Ne dersen diyeyim bu adama ulaşmak yerine duvara çarpıp bana geri dönüyordu. “O nikâh… sen istesen de istemesen de kıyılacak.Ve kendi rızanla evet diyeceksin Ayşegül.” Ne demek istediğini anlamaya çalışırken gözlerim büyüdü. “Ne demek bu?” diye fısıldadım. Cevap vermedi. Sadece geri çekildi, kapıya yöneldi ve çıkmadan önce son bir kez bana baktı. “Hazırlan, Ayşegül Sönmez,” dedi. “Bu akşam… hayatının geri kalanının başladığı gece olacak.” Kapı kapandığında, içimde bir şey kırılmadı. Aksine… sertleşti. Derin bir nefes aldım. Titreyen ellerimi sıktım. “Göreceğiz, Baran Zaferi…” diye fısıldadım kendi kendime. “Bu hikâyenin sonunu kim yazacak… gerçekten göreceğiz." Kapı kapandıktan sonra birkaç saniye kıpırdamadım. Sadece dinledim. Ayak sesleri… uzaklaşıyor. Koridorda yankılanıp yavaş yavaş siliniyordu. Ardından derin bir sessizlik. İşte şimdi. Hızla kapıya yöneldim. Kolu çevirdim. Kilitli. Beklediğim gibi. Gözlerim odanın içinde dolaşmaya başladı. Her detayı bu kez farklı bir gözle inceliyordum. Kaçacak bir yol, en küçük bir açık… bir zayıflık. Pencereye yürüdüm. Ağır perdeleri sertçe araladım. Demir parmaklıklar. “Tabii ki…” diye mırıldandım dişlerimin arasından. Ama vazgeçmedim. Odayı adımlamaya başladım. Halının altına baktım. Duvar işlemelerini yokladım. Dolabın kapaklarını açtım, çekmeceleri karıştırdım. Hiçbir şey. Hiçbir şey yokmuş gibi görünüyordu. Tam vazgeçmek üzereyken… aynanın köşesinde küçük bir çatlak dikkatimi çekti. Yaklaştım. Parmağımla yokladım. Gevşek. Kalbim hızlandı. Aynayı iki elimle kavrayıp dikkatlice çektim. Ve… Hafifçe yerinden oynadı. “İşte bu…” diye fısıldadım. Biraz daha zorladım. Aynayı yana kaydırdığımda arkasında dar bir boşluk ortaya çıktı. Eski bir servis geçidi gibi… karanlık ve tozlu. Bir an bile tereddüt etmedim. Cesaretimi toparlayıp aralıktan içeri süzüldüm. Duvarlar dar, hava ağırdı ama özgürlüğün kokusu gibi geldi o an. İlerledim....Adım adım. Karanlıkta ellerimle yolu yoklayarak… nefesimi tutarak… kalbimin sesinin bile beni ele vereceğinden korkarak. Sonunda ileride zayıf bir ışık belirdi. Çıkış. Hızlandım. Işığa ulaştım, kapıyı ittim... Açıldı. Temiz hava yüzüme çarptıdığında başardım dedim içimden. Gerçekten başardım… Tam dışarı adımımı atacakken.. “Bu kadar kolay olacağını mı sandın?” Ses yükseldi. Donup kallırken yavaşça başımı kaldırdım. "Baran Zaferi." Kapının hemen dışında, kollarını göğsünde bağlamış, sanki beni başından beri izliyormuş gibi sakin… hatta neredeyse sıkılmış bir ifadeyle duruyordu. Gözlerim büyüdü. “Sen…” dedim nefessizce. “Bu geçidi… nasıl...” “Bilmeyeceğimi mi sandın?” diye sözümü kesti. Bir adım geri çekildim. Ama arkamdaki dar geçit artık bir çıkış değil… bir tuzaktı. “Bu evdeki her gizli kapıyı ben yaptırdım,” dedi yavaşça. “Ve her kaçış yolunun nereye çıktığını da ben belirledim.” Kalbim deli gibi atıyordu ama geri adım atmadım. “Yine de denedim, yine denerim.” dedim. “Evet,” dedi. “Denedin.” Sonra sesi sertleşti. “Ama artık oyun bitti, Ayşegül.” Arkamdaki geçide baktım. Önümde o vardı. Ve ilk kez hissetmiyordum bu çaresizlik hissini ama. İlk kez çıkış yok gibi görünüyordu...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD