2025 yılının ilkbaharı, Ankara’nın bozkırına erguvanların ve taze iğde kokularının fısıltısıyla girdiğinde, Cebeci’deki o geniş bahçeli ev tarihinin en huzurlu, en entelektüel ve en köklü günlerini yaşıyordu. Zaman, geçmişin o kanlı, çamurlu ve gözyaşı dolu izlerini tamamen silmemişti belki; ama o izleri paha biçilmez birer zafer abidesine, sabırla işlenmiş birer hayat tecrübesine dönüştürmüştü. Prof. Dr. Nehir, seksek sekiz yaşına adım atarken hayatının en dingin, en doyumsuz baharını sürüyordu. Eşi Prof. Dr. Ediz Karadağ ile kurdukları o muazzam entelektüel vaha, Cebeci’deki evin bahçesinde yer alan ve iki akademisyenin on binlerce ciltlik kütüphanelerini birleştirdikleri o geniş çalışma salonunda atıyordu. Nehir, artık sabahları pencerenin kenarındaki ceviz ağacından oyulma masasına ot

