Rüya...

1181 Words
Memleketin birinde 3 kere camiye gitmeyeni idam ediyorlarmış. Usulen idam edilmeden önce 3 dileğini yerine getiriyorlarmış. Adamın teki 3 kere gitmemiş ve tabi yakalanmış. İdam edilmeden önce sormuşlar; "ilk dileğin ne" diye. O da "vezirin karısıyla birlikte olmak istiyorum" demiş. Vezir 'olmaz' dese de padişah 'mecbur' demiş. Ve adam vezirin karısıyla beraber olmuş. Adam ikinci dileği olarak padişahın karısıyla birlikte olmayı seçmiş. Bu sefer padişah 'hayır' dese de herkes itiraz edince padişah mecbur kalmış. "Son dileğin ne" diye sorduklarında; adam bir vezire, bir padişaha bakmaya başlamış. Aradan 5 dakika geçtikten sonra vezir bakmış kendisi de elden gidecek; "Ben bunu sanki camide gördüm gibi" deyince padişah da: "Ne gibisi lan! Yanımda kılıyordu!" diye yükselmiş. Şimdi bizim hikayemizle bu fıkranın ne alakası var diye soracaksanız; Bizim hikayedeki vezirle padişah, yani Melis'le Yusuf; sanki ben onları mikecekmişim gibi beni tanımamazlıktan geldiler. Dolu Kadehi Ters Tut kadehleri çevirdi, şarkıyı yarıda kesti, diğer masadan Esat biraderim koptu geldi, beni yerden kazımak için davrandı ama bizim hainler arkalarını dönüp tanımıyormuş gibi yaptı resmen. Tamam, bu onları ilk rezil edişim olmayabilir ama insan bir merak eder, bu kız öldü mü kaldı mı, düştüğü yerden neden kalkmadı değil mi ama? Ben de bunu şöyle en unutulmayacak yere yazıp, bana uzanan elin kimin olduğuna bakmadan kalktım yerden. Allah'tan altımda şort vardı, memelerim de atletimden taşacak kadar büyük değildi de daha fazla manzara çıkmadı millete. - Bücür, iyi misin? Canın yandı mı? - Sağol patron iyim, bu ilk düşüşüm değil. - Bak bir de gevşek gevşek sırıtıyor ya. Her neyse iyisen tutmayalım seni. Hadi gel Barış, bizimkiler ilerideki masada. - Tamam abi geliyorum. Hanfendi çok özür dilerim, görmedim sizi. - Senin bir suçun yok Barış. Kız zaten görünmeyecek kadar ufak. - Ay, espri mi yaptı bu şimdi? Benim boyum kısa değil bir kere. Sizin boyunuz zeytin sırığı gibi. Allah Allah. Sen de dert etme kardeşim, iyim ben. Hata bende koskocoman adamı görmeyen benim. Ama arkadaşına söyle intikamımı çok pis alacağım ondan. İki hafta, sadece iki hafta sonra rüzgarıma hazır olsun. Zavallı Barış oğlan alık alık bakarken de ona; asıl götüm yere yapışınca değil de seni görünce düştüm diyemedim tabii. Onun yerine enişte namzetinize kardeş dedim, kardeş. Hay benim falsolu manifestime eşşekler işesin emi. Benim için gece burada bitmiştir. Bizim iki haine de tribimi atayım da azıcık ezilen egom okşansın. Bu sebeple çantamı falan masada bırakarak attım dışarı kendimi. Kadıköy iskelesine doğru peşimden köpek kovalıyomuş gibi yürümeye başladım. Çünkü arkamdan havlayan iki köpek vardı. Sahipleri birinin adını Melis, diğerininkini de Yusuf koymuştu. Onlar afkuradursun ben çoktan dolmuş duraklarının oraya varmıştım. Ama ne yazık ki büyük bir sorunumuz vardı. Bütün malvarlığım çantamdaydı ve yanımda dolmuşa verecek tek kuruşum bile yoktu. Mecbur yanıma gelmelerini bekledim. - Huysuz köpek. Cebinde beş kuruş yok nereye gideceksin bu halde. Bir de sanki bu durumda değilmiş gibi depar atman yok mu? - Sizi tanımıyorum, lütfen beni rahatsız etmeyin. - Lan sussana her yerde siviller var, gerçekten askıntı oluyorum sanacaklar. - Dua et Hasan amcanın azabından ben bile korkuyorum da seni şuracıkta tutuklatmıyorum. İnsan yanındaki bayanı düştüğü yerde öylece bırakır mı lan it? Üstelik ben senin için herhangi biri değilim, süt kardeşinim ulan. Hadi bu neyse elin kızı ama sen, sen yapmayacaktın oğlum bunu. Ben sana bunun hesabını ağır sorarım. Pekala onları sık sık rezil ediyor olabilirdim. Ama dakikalar önce olduğum masayı gösterip arkadaşlarımla geldim dedikten sonra, yerde bir piç gibi bırakılışımı kolay sindiremem. Belki onlar bana şaka yaptıklarını sanıyorlardı ama kariyerim için önemli bir karşılaşmayı baltaladılar. Yusuf bizi eve bırakıp, daha fazla sinirimi bozmadan son arabayla Eceabat'a geri döndü. Eminim o da buraya gelirken günün bu şekilde sonlanacağını bilmiyordu ama napiim? Arkadaş dediğin, hele ki süt kardeş dediğin her duruma hazırlıklı olmalıydı. Mine hanım ile it sevgilisi de biz mekandan çıktıktan sonra ancak gelebilmişler zaten. Mine eve gelince akşam olan biteni anlatma faslını Melis'e kilitleyip odama çekildim. Ben kendimi düzlüğe çıkarmaya çalıştıkça bir şeyler gelip benim ayağıma dolanıyordu mutlaka. Bugün olanları düşüne düşüne uykuya daldım. En çirkin alışkanlıklarımdan biri de pijama giymeye üşenip olduğu gibi yatmaktı. Annem bu yüzden kaç kere etlerimi kıstırıp morartmıştır hatırlamıyorum bile. Huzursuz uyuyunca huzursuz rüyalar görmeye başladım tabii. Mesela Barış Günter'in düz koşu yaptığı antremanda, şut çalışan takımın diğer üyelerinin saha dışına kaçan toplarını topluyordum. Ulan bu kadar mı beceriksiz olurlardı? Attıkları bütün şutlar ya taca ya da kornere çıkıyor, yaklaşık 100 metrelik parkuru bana defalarca kez koşturuyorlardı. Üstelik ben ne yöne gidiyorsam, Barış tam tersi istikamete koşuyordu. En sonunda dayanamadım, çıkardım cebimden çakımı, dışarı kaçan her topu kesip sahaya geri attım. Sıçarım böyle işe arkadaş. - Eceee uyan. Ece kalksana kızım sabah oldu. - Yürü git kızım başımdan. Duygusal olarak çok yorgunum, uyuyacam ben. - Saçmalama kızım, bir sürü işimiz var bugün. - Banane, bensiz halledin. Düşenin dostu olmaz derlerdi de inanmazdım, benim de yokmuş dostum. - Saçmalama da hadi kahvaltıya gel. Hem telefonunu da salonda unutmuşsun, sabahtan beri patron diye biri arayıp duruyor. - Ne? - Ne, ne? Duydun işte. Patron kim kızım, sen ne zaman iş buldun hem? - Nerede, nerde telefonum? Çabuk söyle, ne yaptın ona. - Salak salak konuşma, bırak yakamı manyak. Salonda unutmuşsun, kalk da geri ara kimse. Allah beni ne yapmasın emi. Adama çemkirip, iki elin kanda olsa o telefonu aç diyecek kadar dilini çıkarıyorsun da adam kendi eliyle seni arayınca ne diye götünü devirip yatıyorsun gerizekalı. Ağzım yüzüm dağılmış, saçlarım birbirine dolanmış umursamadan, bakın sabahları çişim benim baş düşmanımdır, uykularımı böler hatta, onu bile umursamadan telefona koştum. Ekranda tam 4 cevapsız arama vardı ve hepsi de Esat beyden di. Ne konuşayım ne bahane bulayım diye düşünürken; nasıl olduğunu anlamayıp görüntülü arama tuşuna basmışım. Salak salak tırnaklarımı yiyip evde dolanırken bir ses doldu kulağıma: "Alo, avize ile mi görüşüyorum?" Hiiii! - Patron kusura bakma aramalarını göremedim. Telefon başka yerdeydi, ben başka yerde, nasıl uyudum anlamadım bile. - Keşke ben de bu halini görmeseydim bücür. - Ha? - Bak on dakikan var ayılmak için. Ayıl, kendine gel ve beni tekrar ara. Onbeş dakika sonra arasan bulamazsın ona göre. - Ta taaamaaam. Ben hemen bi ayak yoluna gideyim, hemen sizi ararım. - Sakın oradayken arama, bir de o halini görmek istemiyorum. Allah'ım ne olur bu da o saçma rüyalardan biri olmasın. Telefonu masanın üstüne koyar koymaz tuvalete gittim ve ucu neredeyse çıkmak üzere olan hacetimi giderdim. Yüzüme kaç avuç su vurdum ya da dişlerimi kaç dakika zımparaladım bilmem; çıktığımda saçım başım toplu, elim yüzüm daha bir katlanılır olmuştu. Elbette aynı hataya düşüp tekrar görüntülü aramayavaktım ama ne olursa olsun kendimde olmalıydım. - Tam yedi dakikada geldim ha. Bu atikliğimin artı hanesine yazılmasını istiyorum. - Vallahi bu kadar sakar olup da kendine bu kadar güvenen başka insan tanımadım hayatımda. - Tanıyamazsın zaten. Bir tane Ece Engin var. - Öyle olsun bakalım. Ne yapıyorsun bugün, önemli bir işin var mı? - Varsa da şu dakikadan sonra yok. Gönder gelsin. - Tamam öyleyse, saat 2'de sana gönderdiğim adrese gel de şartları konuşalım. Ajans işe alımları açmadan önce ben kendi elemanımı bir önden değerlendireyim. - Yalnız mı geleyim? - Yalnız gel. Polise haber verirsen anlaşmayı unut. Tövbe estağfirullah. Kiminle gelirsen gel, bana ne. Hadi kapat gönderiyorum adresi. Allah'ım rüyam hayra çıkıyordur inşallah. Yoksa bu bahtsız hayatımda bir tane daha şerre tahammülüm kalmadı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD