1. BÖLÜM — ORMANDAN GELEN SES
Gece saat 23.47'ydi.
Yağmur, arabanın ön camına öfkeyle vuruyordu. Farların aydınlattığı dar yol, ormanın karanlığında kayboluyordu. Ağaçlar rüzgârla sallanıyor, dallar birbirine çarparak ürkütücü sesler çıkarıyordu.
Leyla direksiyonu daha sıkı kavradı.
Buraya gelmemesi gerektiğini biliyordu.
Bunu kendisine defalarca söylemişti. Mesajı okuduğu anda telefonu kapatabilir, arabayı geri çevirebilir ve hayatına kaldığı yerden devam edebilirdi.
Ama yapmamıştı.
Çünkü mesajı gönderen kişi onun en büyük korkusunu biliyordu.
Geçmişini.
Telefonu yeniden titredi.
Leyla gözlerini yoldan ayırmadan ekrana baktı. Bilinmeyen bir numaradan yeni bir mesaj gelmişti.
“Son kez söylüyorum. O eve girme. Bu gece öğrendiğin gerçek, hayatını mahvedecek.”
Leyla'nın dudaklarından öfkeli bir kahkaha döküldü.
“Zaten mahvoldu, şerefsiz.”
Arabayı yolun kenarına çekti. Telefonu eline aldı ve numarayı aradı.
Bir kez çaldı.
İki kez.
Üçüncü çalışta biri açtı.
Leyla konuşmak için ağzını açtı ama karşı taraftan gelen ses onu susturdu.
Bir erkekti.
Nefes nefese kalmıştı.
“Leyla?”
Leyla'nın kalbi bir an duracak gibi oldu.
Bu sesi tanıyordu.
Yıllardır duymadığı hâlde unutmadığı bir sesti.
“Cemal?”
Karşı taraf sustu.
“Cemal, sen misin? Nerdesin lan sen?”
Hat üzerinden bir gürültü duyuldu. Sanki telefon yere düşmüştü.
Ardından Cemal fısıldadı.
“Beni dinle. Sakın Kuzey'e güvenme.”
Hat kesildi.
Leyla birkaç saniye boyunca telefonun ekranına baktı.
Sonra telefonu koltuğa fırlattı.
“Lanet olsun!”
Cemal on iki yıldır ortalarda yoktu. Herkes onun öldüğünü düşünüyordu. Hatta bir süre sonra adı bile anılmaz olmuştu.
Şimdi ise bir anda ortaya çıkmış ve Leyla'ya Kuzey'e güvenmemesini söylemişti.
Kuzey.
Leyla'nın hayatında unutmak istediği tek adam.
Ve unutamadığı tek adam.
Motoru yeniden çalıştırdı.
Dağ evine giden yolun son virajını döndüğünde evi gördü.
Büyük, eski ve karanlık.
Ormanın ortasına kurulmuş bu ev, yıllardır aile sırlarını saklayan bir mezar gibiydi.
Pencerelerin yalnızca ikisinde ışık yanıyordu.
Leyla arabadan indi. Soğuk yağmur saçlarını ve yüzünü ıslattı. Çantasını omzuna attı ve kapıya yürüdü.
Kapı kilitli değildi.
Bu, onu daha çok tedirgin etti.
İçeri girdiğinde ilk fark ettiği şey alkol kokusu oldu.
İkincisi ise salondaki adam.
Kuzey, şöminenin önünde duruyordu. Siyah gömleğinin kollarını kıvırmış, elinde bir bardak tutuyordu. Saçları dağınıktı. Yüzündeki ifade her zamanki gibi sertti.
Leyla'yı görünce bardağı masaya bıraktı.
“Geldin.”
Leyla kapıyı kapattı.
“Beni çağırdın. Ne bekliyordun? Gelmeyeceğimi mi?”
Kuzey ona birkaç saniye baktı.
“Değişmişsin.”
Leyla acı acı güldü.
“Sen de aynı kalmışsın. Hâlâ insanları gece yarısı çağırıp emir verebileceğini sanıyorsun.”
“Biraz sakin ol.”
“Bana sakin olmamı söyleme.”
Kuzey'in yüzü sertleşti.
“Bir şey oldu, Leyla.”
“Bunu tahmin etmek zor değil. Bana nedenini anlat.”
Kuzey masanın üzerindeki zarfı aldı ve ona uzattı.
Leyla zarfı açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta altı kişi vardı. Leyla, Kuzey, Selin, Emir, Cemal ve yıllardır öldüğü sanılan Meryem.
Fotoğrafın arkasında bir tarih yazıyordu.
On iki yıl öncesine ait.
Leyla'nın parmakları titredi.
“Bu fotoğraf nereden çıktı?”
“Kapımın önüne bırakılmış.”
“Kim bırakmış?”
“Bilmiyorum.”
Leyla fotoğrafı masaya attı.
“Bana yalan söyleme.”
Kuzey'in gözleri karardı.
“Her şeyin cevabını bildiğimi mi sanıyorsun?”
“Hayır. Ama bir şey sakladığını biliyorum.”
Kuzey ona yaklaştı.
“Benden nefret etmekte haklısın. Ama bu gece benimle kavga etmeyeceksin.”
Leyla başını kaldırdı.
“Sen kimsin de bana ne yapacağımı söylüyorsun?”
“Bu evde seni öldürmek isteyen biri olabilir.”
Bir an sessizlik oldu.
Leyla onun gözlerine baktı. Kuzey'in yüzünde alışık olmadığı bir ifade vardı.
Korku.
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
“Peki Cemal nerede?”
Kuzey'in yüzü değişti.
Leyla bunu fark etti.
“Demek onunla ilgili bir şey biliyorsun.”
“Cemal kayıp.”
“Bunu zaten biliyorum.”
“Arabası ormanın girişinde bulundu. İçinde kan vardı.”
Leyla'nın midesi kasıldı.
“Öldü mü?”
“Bilmiyoruz.”
Leyla pencereye yöneldi. Dışarıdaki karanlıkta hiçbir şey görünmüyordu.
“Bu işin içinde sen varsın.”
Kuzey arkasından konuştu.
“Belki de sen.”
Leyla hızla döndü.
“Ne dedin sen?”
“Beni yanlış anlama.”
“Hayır, doğru duydum. Beni mi suçluyorsun?”
Kuzey cevap vermedi.
Leyla ona yaklaştı.
“Bana bak. Ben senin pisliklerini örtmek için buraya gelmedim. Cemal'e ne olduğunu öğrenmek istiyorum. Eğer bununla bir ilgin varsa, seni kendi ellerimle polise teslim ederim.”
Kuzey'in dudaklarında acı bir gülümseme belirdi.
“Beni hâlâ bu kadar iyi tanıdığını sanıyorsun.”
“Senin hakkında bilmek istediğim tek şey, neden hayatıma tekrar girdiğin.”
Kuzey bir adım yaklaştı.
“Çünkü senden hiç çıkmadım.”
Leyla'nın nefesi kesildi.
Bu adamdan nefret ediyordu.
Ona güvenmiyordu.
Ama Kuzey yaklaştığında vücudunun verdiği tepkiyi kontrol etmekte hâlâ zorlanıyordu.
Kuzey elini kaldırdı. Parmakları Leyla'nın yanağına değmek üzereydi.
Leyla hemen geri çekildi.
“Bana dokunma.”
Kuzey elini indirdi.
“Peki.”
Bu kadar kolay geri çekilmesi Leyla'yı daha çok öfkelendirdi.
Tam konuşacakken kapı açıldı.
Selin içeri girdi.
Üzerinde siyah bir palto vardı. Islak saçları omuzlarına yapışmıştı. Önce Kuzey'e, sonra Leyla'ya baktı.
Yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi.
“Demek söylentiler doğruymuş.”
Kuzey derin bir nefes aldı.
“Selin, şimdi sırası değil.”
“Ne zaman sırası olacak? Senin için hiçbir zaman uygun zaman yok zaten.”
Selin paltosunu çıkardı ve koltuğa bıraktı.
“Bu kadınla görüşmediğine yemin etmiştin.”
Leyla araya girdi.
“Ben senin evliliğinin hesabını vermek zorunda değilim.”
Selin ona döndü.
“Ben de senin gibi kadınlara hesap vermek zorunda değilim.”
Leyla'nın gözleri öfkeyle parladı.
“Bir daha bana o şekilde konuşursan pişman olursun.”
“Ne yapacaksın? Kocamı benden mi çalacaksın?”
Kuzey masaya yumruğunu vurdu.
“Yeter lan!”
İki kadın da sustu.
Kuzey'in sesi alçaldı.
“Bu evde kavga etmeyeceğiz. Hepimiz tehlikedeyiz.”
Selin kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
Kuzey cevap vermek üzereydi ki evin ışıkları söndü.
Tamamen karanlık.
Selin çığlık attı.
Bir cam kırıldı.
Ardından üst kattan ağır bir şeyin yere düştüğü duyuldu.
Kuzey telefonunun ışığını açtı.
“Burada kalın.”
Leyla hemen arkasından gitti.
Merdivenlerin başına geldiklerinde koridorun sonundaki kapının açık olduğunu gördüler.
Yatak odasının ortasında kanlı bir zarf duruyordu.
Leyla eğildi, zarfı açtı.
İçinden bir fotoğraf çıktı.
Bu kez fotoğrafta yalnızca üç kişi vardı.
Kuzey.
Leyla.
Ve kucağında bir bebek tutan bir kadın.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu.
“Bebeğiniz hâlâ yaşıyor.”
Leyla'nın parmakları fotoğrafın kenarlarını sıktı.
Nefes alamıyordu.
Kuzey fotoğrafa baktığında yüzü bembeyaz oldu.
Leyla yavaşça başını kaldırdı.
“Bana bunun ne anlama geldiğini söyle.”
Kuzey sustu.
“Konuş!”
Kuzey gözlerini ondan kaçırdı.
Leyla'nın içindeki korku öfkeye dönüştü.
“Benim bir bebeğim mi vardı?”
Kuzey'in dudakları aralandı.
Ama tek kelime bile söyleyemedi.
Çünkü tam o sırada karanlık koridordan bir ses geldi.
Bir kadın fısıldıyordu.
“Sonunda hatırladın, Leyla.”
İkisi de kapıya döndü.
Koridor boştu.
Ama yerde yeni bir kan lekesi vardı.
Ve kanın yanında bir anahtar duruyordu.