“Bekletmeyin” diye cevapladım. “İçeri gelsin.”
Bu sırada Olgun, yabancı bir nesneyi kurcalarken sahibi çıkagelmiş gibi irkildi. Elinde tuttuğu plağı hızla kutunun içine bırakarak geriye yaslandı. Eldivenleri hangi ara çıkardığını ben bile göremedim.
Ağır adımlarla içeri giren Antika Adam, masanın yanına gelince bize dönerek başıyla selam verdi. Sol elinde bir Bond çantası tutuyordu. Ayrıca bir de sırt çantası takmıştı. Üzerine giydiği kıyafet ise bambaşka bir çağın modasıydı. Yüksek belli ve dar paça kumaş pantolon giymişti. Onun üzerinde ise dik yakalı, dar bir kazak vardı. Kazak anlaşılmaz bir şekilde pantolonun içine sokulmuştu. Yüzü traşlı olmasına rağmen favorileri çok uzun bırakılmıştı. Onu böyle görenler zamanın ötesinden geldiğini zannedebilirlerdi. Ben ise, ona karşı garip bir sempati duymuştum. Ayağa kalkarak elini sıktım.
“Merhaba, hoşgeldiniz. Ben Yaşlı Dedektif, bu beyler de ekip arkadaşlarım Genç ve Olgun.
Olgun ayağa kalkarak “hoşgeldiniz” dedi. Genç ise, sadece oturduğu yerde kıpırdanarak, uflaya puflaya zoraki bir selam verdi. Antika Adam bu saygısızlığı pek umursamış gibi görünmüyordu. Dikkati masanın üzerinde duran kutudaydı. Elinde tuttuğu çantayı yavaş hareketlerle masanın üzerine bırakırken “merhaba” diye karşılık verdi. “Sizinle çalışacağım için çok heyecanlıyım.”
Ardından, biz hiçbir şey söylemeden işe koyuldu. Kıvrak bir hareketle çantayı bir tur döndürüp tutamağının olduğu tarafı kendisine çevirdi. Tam orada eski tip bir kilit vardı. İki elinin baş parmaklarını kilidin iki ucuna hafifçe bastırdı. Kapak narin bir çıt sesiyle açıldığında, içindeki hazine ortaya çıktı.
Bazı şeyler, kıymetini bilenlerin elinde hazine gibidir. Bakmakla görmek arasında derin bir fark vardır. Normal insanlar bu manzaraya baktıklarında muhtemelen eski bir pikap göreceklerdir. Benim gibilerin ise kıymetli bir mücevherat görme olasılıkları oldukça yüksek.
Hayranlığımı gizlemeye çalışarak “görüyorum ki çanta pikap getirmişsiniz” dedim. “Bunlardan görmeyeli uzun zaman oldu.”
O ise, ona sahip olmanın gururunu gizlemeye çalışmadan, “evet, orijinal Alman’dır” diye cevap verdi. “Çanta pikaptır ama çok nadide bir parçadır. Sesi gayet iyi. İşimizi görür. Plak nerede?”
Kutunun içini gösterdim. Adam almak için uzanınca, Genç hiddetle ayağa kalktı.
“Hop dedik babalık! Önce eline eldiven tak bakalım. Almak için uzandığın o şey bir ipucu.”
Ona doğru dönerek gözlerimle sakin olmasını işaret ettim. Bana karşı davranışlarını çoğu zaman görmezden gelsem de, o an orada misafir olarak bulunan birine karşı saygısızlık yapmasına izin veremezdim. Yine de bu hatası için onu yüksek sesle uyarmadım. Ne kadar öğüt verirsem vereyim onu değiştiremeyeceğimi biliyorum. Ne de olsa insanın yaşlı hali, gençliğine dönüp hatalarını telafi edemez. Günün birinde hatalarından ders çıkarıp kendi yanlışlarını kendisi düzeltmesi gerekiyor.
Olgun da ayağa kalkıp imalı gözlerle ona baktı. Ardından hızla malzeme dolabına gidip Antika Adam için bir çift eldiven getirdi.
“Lütfen bunları elinize takın. Biliyorsunuz, prosedürler.”
Adam, Olgun Dedektif’in uzattığı eldivenleri alarak ellerine geçirdi.
“Şimdi ona bakabilir miyim?”
“Elbette” diye cevapladım. “Bir an önce şu şarkıyı dinlemek ve katilin bize ne anlatmaya çalıştığını öğrenmek istiyorum.”
Antika Adam plağı eline aldığında gözleri ışıldadı.
“Vay be! Şu güzelliğe bakın; ve herkes için adalet! Metallica’nın gelmiş geçmiş en sağlam albümü. Tabiiki bana göre. Ulrich’e bok atanlar onu bir de bu albümde görmeliler. Dinlesinler bakalım, kimmiş dünyanın en iyi bateristi. Daha iyisini kendisi bile yapamadı. Ya James’e ne demeli? Kariyerinin en iyi performansını bu albümde sergiledi bence. Bu plaklar teknik olarak da çok kaliteliler. Aslında süre olarak hepsi tek bir plağa da sığabilirdi. Ancak yivleri sıkıştırıp sesi bozmamak için iki ayrı plağa basmışlar. Bunun için davul, ritim, vokal o kadar temiz ki, dinlerken ekip sanki karşınızdaymış gibi hissediyorsunuz. Davulun biraz daha ön planda olduğunu elbette kabul ediyorum. Sanki birazcık Ulrich kendi egosunu tatmin etmiş, diğerlerini olabildiğince bastırmış diyenler de çıkacaktır muhtemelen. Bu biraz tartışmalı bir konu. Ancak gelin görün ki bunu diyenler aslında soundun biraz dengesiz olduğunun bile farkında değiller. Çünkü bu haliyle bile heavy metal tarihinin en orijinal kaydı. Zaten böylesi bir kombinasyon bilinçli olarak bir araya getirilemezdi. Albüm genel itibariyle...”
Onun, daha şarkıyı dinlemeden böylesine kendinden geçtiğini görünce, Genç, ister istemez araya girmek zorunda kaldı. Nadiren haklı olduğu anlardan biriydi.
“Ne anlatıyorsun sen babalık! Seni buraya bize teknik konular hakkında yardımcı ol diye çağırttık, albüm hakkındaki hayranlık dereceni öğrenmek için değil. Kişisel yorumlarını bir kenara bırak da, şu kara tekerleği dinleme safhasına geçelim artık.”
Kendine gelen adam “ah, özür dilerim” diye karşılık verdi. “Bu albümün bendeki yeri ayrıdır. Gençlik yıllarımda satın aldığım ilk plaktı. Daha sonra bir şekilde kaybettim. Yıllardır orijinal kaydı dinleyememiştim, heyecanımı mazur görün lütfen.”
Olgun, adamın mahcubiyetini görünce gönlünü almaya çalışarak, “bu konudaki hassasiyetinizin elbette farkındayız” dedi. “Zaten bu yüzden bu kadar gizli bir soruşturma ekibinin içinde yer alıyorsunuz, plaklar üzerine derin bilgilere sahip olduğunuz için. Ancak bizim için, sizin kişisel yorumlarınızdan çok, eğer varsa bu plağın geneli ilgilendiren geçmişi önemli.”
Olgun, durumu gayet iyi açıklamıştı. Onu destekleyerek, “çok doğru” dedim. “Katilin bu plağı seçmek için haklı sebepleri olmalı. Plağın teknik olarak ne kadar kaliteli olduğunun bu sebeplerden biri olacağını sanmıyorum. “
Bunun üzerine Antika Adam, “aslında bu plak, Cliff Burton’un izlerini taşır” dedi. “Kendisi Metallica’nın en yetenekli basçılarından biriydi. Bu albüm basılmadan iki yıl önce, İsveçte’ki bir konserden dönerken geçirdikleri talihsiz kaza sonucu hayatını kaybetmişti. Bu yüzden albüm belki de Metallica’nın tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Grup, Burton’un ölümünden sonra onun besteleri arasında yer alan ama bitiremediği ‘yaşamak ölmek içindir’ şarkısını bitirmiş ve bu albümde yer vermiştir. Şarkının kısa bir bölümünde şu sözler yer alıyor:
‘İnsan yalan söylediğinde dünyanın bir kısmını katleder. Bunlar insanların hayat sandıkları solgun ölümlerdir. Bütün bunların şahidi olmaya artık dayanamıyorum. Kurtuluşun krallığı beni eve götüremez mi?’
Kazanın olduğu yere yapılan anıtın üzerinde de bugün, ‘kurtuluşun krallığı beni eve götüremez mi?’ yazar. Belki de siz katili bulmaya çalışırken, o da kendi kurtuluşunu aramakla meşguldür.”
Genç merakla, “kurtuluştan kastettiğin nedir?” diye sordu.
Antika Adam, konuyu açarken böyle bir sorunun geleceğini bekliyor olmalıydı. Kendinden emin bir ifadeyle, “Burton’un burada kastettiği kurtuluş ölüm” diye cevapladı. “Ulaşmak istediği ev ise, cennet.”
Olgun da gülümseyerek “cennette mi bilmiyorum ancak kendi gerçekliğine ulaşmış” dedi. “Ölümün olduğu yerde yalan dolana yer yoktur. Ruh, insanın en saf halidir.”
Konuya dahil olarak, “bu konuda o kadar emin olma” dedim. “Ruhumuz ahlaken nirvanaya ulaşmış olsaydı ceza olarak bu hana gönderilmezdik. Burton’un cümlesi bana biraz ironik geldi. Hiçbir krallık hiçkimseyi bir yere götüremez. Schopenhauer bu konuda şöyle diyor; devlet ve tanrının krallığı ile ahlaki kanun, karakterleri bakımından birbirlerinden öylesine kusursuz bir biçimde farklıdır ki, birincisi, ikincisinin parodisi, onun yokluğunda yapılmış acı ve gülünç bir taklittir. Öyleyse kendi kurtuluşumuzun kralı sadece kendimiz olabiliriz. Durum böyleyken, katil kendi kurtuluş mücadelesine Evrensel Adalet Bekçisini neden dahil etmiş olabilir? Bence yanıtlamamız gereken soru tam da bu. Muhtemelen cevap bıraktığı şarkıların içinde gizli. Önce şu plağı dinleyelim, yorumu ondan sonra yapalım. Bakalım önce kim kimi veya neyi bulacak.”
Mesajı alan Antika Adam, elindeki plakları hayranlıkla çevirmeyi bırakıp, kaplarından çıkarmaya başladı. Bir yandan da, bilirkişiliğini kanıtlamak için teknik konular hakkında bildiklerini açıklamaya devam etti.
“Evet, dediğim gibi, bu albümde iki adet uzunçalar, yani 33’lük plak var.”
“O da ne demek?” diye heyecanla ileri atıldı Genç. “33’lük de ne demek oluyor? Sayılar… Sayılar bizim için önemli. Daha açık konuşun.”
Antika Adam, “33 dakikadaki devir sayısıdır” diye cevapladı. “Çeşitli devirlerde plaklar vardır. Eskiden plaklar 33’lük ve 45’lik olarak üretilirlerdi. Bir de 78 devir olan taş plaklar vardır. Onlar daha da eskidir.”
Onu merakla izleyen Olgun, “bunlar ne kadar eski?” diye sordu.
Adam plağı kendine iyice yaklaştırarak üzerindeki küçük yazıları inceledi.
“Görünüşe göre… bu albüm… orijinal 1988 basım.”
“Bunu bırakan kişi nereden temin etmiş olabilir?” diye sordum. “Civarda sizden başka bunları satan bir yer var mı?”
“Hiç sanmıyorum” dedi gülümseyerek. “Artık bunlar hiçbir yerde bulunmuyor. Ben bile elimde kalmış son birkaç plağı satmıyorum. Hepsini kendi koleksiyonuma saklıyorum. Bunlar sadece birinin dedesinden dedesine falan kalmış olabilir. Aklıma başka ihtimal gelmiyor.”
“Bunları gerçekten dinleyebilecek miyiz?” diye sordu Genç. “Eğer söylediğiniz kadar eskilerse, bozulmuş olabilirler.”
“Ne kadar iyi saklandıklarına bağlı” diye cevapladı Antika Adam. Ardından bunu görmek için, elinde eldiven olduğu halde yüzeyine dokunmamaya çalıştığı plakları köşelerinden kavrayarak tavandan sarkan led floresana doğru tuttu. Yüzündeki ifadeye bakılırsa takındığı bu titiz tutum, bir cinayetin ipucuna değil, plakların kendisine duyduğu saygıdan kaynaklanıyordu. Gerekli incelemenin ardından aynı işlemi diğer plak için de uyguladı.
“VG+ gözüküyor.”
“Bu da ne demek?” diye sordu Genç Dedektif.
“Bir plak derecelendirme kriteri. Yani plak daha önce birçok kez dinlenmiş, fakat iyi korunmuş. Birkaç kağıt çiziği gözüküyor. Onun dışında çalmaya engel derin çizikler mevcut değil. Biraz tozlu ama bu çok önemli değil. Yanımda temizlik için malzeme getirmiştim. Dinlemeye geçmeden önce temizlememin mahsuru var mı?
“Eldiven kullandığınız sürece sakıncası yok” diye cevapladım. “Üzerinde Kriminal Adam tarafından gerekli incelemeler yapıldı.”
Antika Adam, zarfları masanın üzerine koyarak plakları yavaşça üzerine bıraktı. Temizlik malzemeleri için sırtında taşıdığı çantayı çıkarıyordu ki gözü birden plaklardan üzerindeki bir şeye takıldı. Bize doğru dönerek “şuradaki iz dikkatinizi çekti mi?” diye sordu. “Şarkı isimlerinden biri siyah renkli bir kalemle çembere alınmış. Bir koleksiyoncu için, plağın kapağı ve kendisinin orijinalliği büyük önem taşır. Bu yüzden ne kapakta, ne de plağın üzerinde herhangi bir deformasyon olmaması gerekir. Koleksiyoncu edasıyla pek güzel saklanmış bir plağın üzerinde böylesine bir iz bulunması şaşılacak şey doğrusu. Bu, bir işaret olabilir.”
Bir ipucu bulmanın heyecanıyla dikkat kesildik. Gerçekten de albüme ismini veren “ve herkes için adalet” şarkısı gözle görülür şekilde işaretlenmişti. “Tam tahmin ettiğim gibi” dedim. “Muhtemelen katil bu şarkı ile mesaj vermek istemiş. Bize dinlememiz gereken şarkının bu olduğunu gösteriyor.”
Sırtında taşıdığı çantayı çıkararak kucağına alan Antika Adam, “öyleyse bir an önce temizleyerek dinleyelim” dedi. Çantanın fermuarını hızla açarak içinden küçük bir sprey şişesi, mantar bir mat, kadife bez ve çok ince kılları olan garip bir fırça çıkarıp masanın üzerinde itinayla dizdi. Bu işlemin ardından işaretli plağı alarak mantar matın üzerine yerleştirdi. İlk önce temizleme fırçasını plağın çalma yönünde gezdirmeye başladı. Kanalların arasında gezinen ince kıllar uzun zamandır çalınmadığı belli olan plağın toz birikintilerini yavaşça uzaklaştırdı. Daha sonra sprey şişesini eline alarak plak yüzeyinin her tarafına saydam bir sıvı püskürttü. Ardından geri çekilerek beklemeye başladı.
Odada bir sessizlik olmuştu. Neden beklediğimiz konusunda açıklama yapma gereği duymuş olmalı ki, “şişenin içerisinde izopropil alkol ve saf su karışımı var” dedi. “Plakları temizlemek için kullanılan en etkili sıvıdır. Kirlerin iyice çözünmesi için yaklaşık bir dakika beklememiz gerekiyor. Daha sonra kadife bez ile sileceğim.”
İyice sıkılmış gözünen Genç ayağa kalkarak sağ elini havada salladı “Bu plak dinleme işi de çok zahmetliymiş. Eskiden insanlar her şarkı dinlemek istediklerinde böyle uğraşıyorlar mıydı?”
“Plağı çalmadan önce temizlemek bu işin adabıdır” dedi Antika Adam. “Ancak bu şekilde uzun yıllar korunabilir. Eh, güzel olan hiçbir şey zahmetsiz elde edilmez. Bir şeyin değeri, ona ulaşmak için verdiğin mücadelenin zorluğuyla ölçülür. Birazdan bu cihazdan çıkan muhteşem, doğal sesi duyduğunuzda ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.”
Genç burun kıvırdı ama verecek cevap bulamayınca susarak yerine oturdu. Adam kısa bir süre bekledikten sonra plak yüzeyini kadife bezle silmeye başladı. İçten dışa doğru yavaş ve dikkatli hareketlerle temizleyip, pirüpak yaptıktan sonra işaretli şarkıyı içeren plağı hafifçe pikabın üzerine yerleştirdi. Pikabın fişini duvardaki elektrik prizine taktıktan sonra, kolu yavaşça kaldırıp plağın üzerine koyarken bir tür ayin yapar gibiydi. İğne plağa değdiği an odaya dolan güçlü, beyaz bir ışık gözlerimi aldı. Olduğum yerde donakaldım. Ruhum sanki gizli bir güç tarafından ele geçirilmişti. Adeta felç olmuş, beş duyu organımdan dördünü yitirmiştim. Göremiyor ve hissedemiyordum. Sadece bir şömine alevinin uzaklardan gelen tatlı çıtırtısını duyabiliyordum. Bu ses giderek güzel bir melodiye dönüştü ve yerini büyüleyici bir tınıya bıraktı. Gözlerim yavaşça açıldı ve odayı sarmış sislerin arasında gördüğüm şey karşısında dehşete kapıldım. Aman Allahım! Evet, yanlış görmüyordum. Metallica’nın ana vokalisti James Hetfield, elinde gitarıyla tam karşımda duruyordu. Yanında birileri daha vardı ama yüzlerini tam olarak seçemiyordum. Yoğun sis fiziksel görüş açımı neredeyse sıfıra indirmişti ama manevi görüşümü de sonsuzluğa değin artırmıştı. İmdadıma Lars Ulrich yetişti. Sopasını sert bir şekilde davula her indirişinde sis bulutu yavaşça dağıldı. Gördüğüm üçüncü kişi Kirk Hammett oldu. Elindeki gitarla bütünleşmiş bir halde, James’ın hemen yanında duruyordu. Bunlardan başka, odada sanki birisi daha vardı. Ancak sis bulutu tamamen dağılmış olduğu halde onu göremiyordum. Bu kimdi, çaldığı hangi enstrümandı? James, Lars ve Kirk’in arkasında duran bu silik görüntüyü bir müddet dikkatle izleyip, ondan canlı kanlı bir müzisyen ortaya çıkartmaya çalıştım. Ne kadar uğraşsam da başarılı olamadım. Bir türlü olmuyordu, ne onu tamamen görebiliyor, ne de çaldığı enstrümanı duyabiliyordum. Bu hayali dördüncü kişi gerçekten yok muydu, yoksa diğerlerinin sesi onu duyulamayacak kadar bastırmış mıydı? Sahi, ne eksikti bu grupta? Tabii ya, bas gitar! Yoksa gördüğüm Cliff Burton’un sessiz hayaleti miydi? Öyle olsa iyi olurdu. Yoksa şarkının o soğuk ve keskin havası, Jason Newsted tamamen egale edilerek verilmişse çok ironik olurdu. “Ve herkes için adalet, Jason için değil! Onun buradaki varlığı (veya yokluğu) gerçek bir muamma... James şarkıya girince, bırakayım da bunu Jason düşünsün dedim. Sahi ya, o an aradığım adalet onunki değildi. Cebimdeki nostaljik not defterimi çıkarıp grubun hızına yetişmeye çalışırken, duyduğum bazı kelimeleri not almaya başladım. İlk yazdığım, para kelimesi oldu. Ardından güç, ezilme ve sömürü geldi. Bunlar, benim dikkatimi çekmiş olanlardı. Lakin öyle bir cümle vardı ki, beynimin içinde feryat figan bağırıyordu. Adalet Kayboldu. Bu cümleyi büyük harflerle bir kez daha yazdım. Bir kez daha ve bir kez daha. Ancak ses, susmamak konusunda diretti. Sonra anladım ki, şarkının tam bu kısmında plak takılmıştı. Bozuk plak gibi tekrar ediyor deyimi vücut buldu ve “adalet kayboldu” cümlesi hiç durmadan, ard arda odada yankılandı. “Hayır, olamaz!” diye geçirdim içimden. Bütün bunlardan çıkarabileceğimiz sadece klişe bir gönderme miydi yoksa? Oysa bize felsefi mesajlar veren zeki bir katille karşı karşıya olduğumuz fikrini nasıl da benimsemiştim. Hislerime tercüman olan Genç “bu da ne böyle?” dedi şaşkınlıkla. “Tıpkı bir papağan gibi aynı şeyi tekrar edip duruyor. Bozuldu mu yoksa bu alet?”
Antika Adam hızla pikaba uzanırken “yo, hayır, takıldı” diye yanıtladı. “Ama neden olduğunu anlayamadım. Oysa kondisyonu gayet iyi görünüyordu. Kanalın içinde gözle görülemeyen bir sıkıntı olmalı.”
Bu cevapla birlikte iyice gözümden düştü katil. Kendini nasıl da akıllı sanıyordu. Şimdi oturup, “ne kadar da manidar” diye mi düşünecektik yani. Evet, çok doğru söylüyor, her mükemmellik içinde bir kusur barındırır. Bütün kötü insanlar dışarıdan pekala iyi görünebilir. Alkış! Yılın tespiti.
Antika Adam devam etmesini sağlamak için pikaba uzanırken “eskiden bu tarz takılma sorunları yaşanan plaklarda, tam takıldığı yerde kolun üzerine metal para koyardık” dedi. “Çoğu kez sorun halledilirdi.”
Neredeyse kusacaktım. Aynı ipte iki cambaz oynamaz. Eğer bu hikayede özlü sözler zırvalayacak biri olacaksa benden başka birine ne gerek vardı. Artık peşinde olduğumuz kişinin üçüncü sınıf dizilerin vazgeçilmezlerinden olan sarı çizmeli filozof bir balıkçı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Hayalimde, hayatın tüm hızına rağmen elindeki ağını yavaşça ören ak sakallı bir ihtiyar canlandı. Bütün bencilliğimle ondan tiksindim. Lakin onun durmaya pek niyeti yoktu. Başını ağır ağır kaldırıyor ve bana bakıp, “paranın halledemeyeceği hiçbir şey yoktur” diyordu. Neyse ki Antika Adam kolu hafifçe ileri aldı da şarkının güzel tınısıyla kendime gelip, yazmaya devam ettim. Grubun agresif söylemlerinin arasından cımbızla çekip aldığım iki kelime daha oldu. Kazanmak ve üstünlük. Şarkının sonuna dek, plak iki kez daha aynı yerde takıldı. Bu soğuk, insanın içini titreten hayali konser, Lars’ın sopasını davula üç kere indirmesiyle sona erdi. İlk yorum Genç’ten geldi. O konuşmaya başladığında Olgun ve ben hala düşünüyorduk. Genelde böyle olurdu. Genç düşünmeden konuşur, sonra kurduğu yanlış bir cümle yüzünden daha fazla düşünmeye mahkum olurdu. Kibirli bir ifadeyle, “evet, şarkıyı dinledik” dedi. “Ne çıkarmamız gerekiyor bundan şimdi? Adliye koridorlarının yeşile boyalı olduğunu mu? Hem adama sormazlar mı, adaletin koridorları yeşile boyandı, güç kurtları kapıları tuttuysa sizin orada ne işiniz vardı diye. Müzik paylaşım sitesi Napster’a dava açıp, o yeşil koridorları arşınlayan da bunlar değil miydi?”
Antika Adam, Metallica’nın avukatlığını üstlenmiş olacak ki, “o davada kesinlikle haklıydılar” diye çıkıştı.
Bizim Genç de durur mu; “orasını bilmem ama, hayranlarının gözünde paragöz bir kişiliğe büründükleri ortada” diye misilleme yaptı. “Siteden banlanan üçyüz bin civarı müzik severin haklarında ne düşünmelerini bekliyorlardı ki? Şahsen ben de onlardan biri olarak o olaydan sonra Metallica’dan soğuduğumu söyleyebilirim.”
Olgun ise, “sakin olun” diyerek onları yatıştırmaya çalıştı. Metanetini koruyarak ekledi. “Asıl hedeften saptığınızın farkında mısınız? Bize bu sözleri Metallica değil, Evrensel Adalet Bekçisi’ni zehirleyen kişi söylüyor. O halde şarkıcıya değil, katil ve maktule odaklanmalıyız. Şarkı sözlerinde ikisinin arasındaki ilişkiyi işaret eden birtakım kelimeler olmalı.”
Haklıydı. Araya girip, “çok doğru” dedim. “Bakın, ben birtakım tahrik edici kelimelerin altını çizdim. Mesela şarkının içinde geçen güç, para, ezilme, üstünlük, sömürü gibi terimleri ele alalım. Normal bir zamanda bunlar sadece protest bir şarkının asi çıkışları olabilir. Ancak böylesi bir cinayetin ardından dillendirilmek istenmesi bana terör eylemi olabileceğini düşündürüyor. Şiddet içeren bir hareketin ardından bu sözlerin insanların üzerinde bir ötekileştirme, dışlanmışlık duygusu yaratması ve onları radikalleşmeye itmesi kaçınılmaz olabilir. Güç ve üstünlük gibi ibareler politik, ezilme ve sömürü ise sosyo ekonomik anlamda insanları radikalleşmeye götüren en önemli unsurlardır. Büyük Şef’in dediği gibi; bu şarkının gündeme gelmemesi çok önemli. Aksi takdirde, yarın galeyana gelmiş binlerce destekçi ve sempatizan ordusuyla karşı karşıya kalabiliriz. Buna en uygun kişiler de hiç kuşkusuz yolu bir şekilde mahkemelere düşmüş, oradan geçmiş, geçmekte olan ve geçmeye hazırlanan kişilerdir. Bu yüzden kesinlikle adalet dairesine de uğramamız gerekiyor. Orada aradığımız kişiye dair ipucu bulacağımıza eminim. Ne dersiniz? Ben, elimizdeki en makul şüpheli Ademoğlu olduğuna göre önce lobiye inerek onu en son kim görmüş bir araştıralım derim. Daha sonra da sadece bu isme yoğunlaşmama fikrine sadık kalarak adalet dairesine gidip son zamanlarda görülen davalar ve tarafları hakkında bilgi alırız.”
Genç ve Olgun sessiz kalıp dudak bükünce, benimle hemfikir oldukları sonucuna vardım. Artık zihinsel safhayı geçip fiziksel olarak yorulma zamanı gelmişti. Hepimizin biraz atraksiyona ihtiyacı vardı. Antika Adam’a dönüp “geldiğiniz için teşekkür ederiz” dedim. Bu kadarı bizim için yeterli. Unutmayın, bu çok gizli bir soruşturma. Bu konudan kimseye bahsetmemeniz gerekiyor. Aksi halde…”
“Biliyorum, hapse girmem kaçınılmaz olur” dedi. Ses tonunda, korkudan çok özgüven vardı. Gülümseyerek “bana güvenebilirsiniz” diye ekledi. “Size yardımcı olduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Ne zaman ihtiyacınız olursa, daima hizmetinizdeyim.”
Bu konuşmanın ardından izin istedi ve pikabını toplayarak ayrıldı. Biz de kısa bir program yaparak lobiye gitmek üzere yola çıktık. Genç, karşılaştığımız bu ilginç cinayet yüzünden heyecanlıydı. Olgun ise, soğukkanlı hareket ediyor ve geçmişte yaşanılan benzer olaylarla arasında bağ kurarak daha mantıklı hareket etmeye çalışıyordu. Bense, hala kulaklarımda yankılanan, bozuk plağın defalarca tekrar ettiği cümleyi düşünüyordum; ‘adalet kayboldu…’ “Gerçekten aramız gereken nedir?” diye düşündüm. Kayıp olan katil miydi, yoksa insanın yüreğindeki adalet mi?