38. DELİ, DELİYİ ÇEKER!

1332 Words
ALTAY'IN AĞZINDAN... Sonunda ilk işareti göndermiştim Umay'a. Eğer gerçekten tanındığı kadar zeki biriyse ne demek istediğimi anlamıştır. Yumuşak teninin dokusu sinmişti tenime... Umay tahmin ettiğimden daha sakin karşılama yaparak beni şaşırtmıştı. Ne bileyim kafamı kırar, bacağıma mermi döşer diye düşünmüştüm ben ama kız baya baya dondu kaldı karşımda. Biliyorum... Artık sen de bana karşı boş değilsin Umay. Her şey bizim ahıra sığındığında başladı. O sarılışın, bana olan güvenin, şahsıma duyduğu sadakatin... Boşluğundan mı yararlandım bilmiyorum ama yıllardır uğruna uğraş verdiğim, gecemi gündüzüme kattığım sevdamın kıvılcımıda olsa girmişti o hep kapısı kapalı sandığım kalbinden içeri. "Naber lan?" dedi Ömer. Akşam çayı için bize uğramış doktor beyimiz. "İyidir, senden naber?" "İyi olduğun kesin! Utanmasan 32 diş sırıtacaksın." Ellerimi başımın arkasına yaslayarak sandalyeye yayıldım. Habu dağdan aşağı atsalar beni, yine de gıkım çıkmazdı. "Umay'ın da gönlü bağa duştü." dedim gururla. "Hadi ordan lan!" İnanmamakta haklıydı. Öyle uzaktı ki bana canına yandığım, kimse kabul etmiyordu. "Valla lan! Bugün öptüm, hiçbir şey demedi." "Öptün mü? Şeyden mi Altay?" "Yok lan, manyak mısın? Yanağına hafif bir buse kondurdum o kadar." "Dur bakayım!" dedi. Eliyle başımı evirdi, çevirdi, bakındı. Ardından paçalarımı yukarı sıyırarak kontrol etti. "Ee? Hani hiçbir darp izi yok vücudunda Altay." "Nerenle dinliyorsun beni hayvan herif? Hiçbir şey demedi dedim ya!" "Yapmadı demedin ama." Gözlerini kısarak, ortaya attığım iddianın şaka mı yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalıştı. İstikrarlı durduğumu fark edince "Hadi!" dedi elini yumruk yapıp beş karış açtığı ağzına koyarak. "Vay vay vay! Demek Koçyiğit kızı daha fazla dayanamadı he!" "Çok bile dayandı Ömer. Şu boy..." dedim tek kaşım havada, endamlı duruşla. "Şu pos, şu yakışıklılık... Sence dayanılacak gibi mi?" "Tamam, yakışıklısın ama bundan 3 ay önce kız seni takma bile takmıyordu Altay. Hatta bir kaşık suda boğsa boğardı yani." Onu da yapmıştı zaten dereye düştüğümüzde. Neden düşerken kendisini de çektim diye başımı suya sokup çıkartmıştı. Ee be deli! Sormazlar mı ki sen niye attın uşağı dereye? Yan yan bakmışım da o yüzden atmışmış! Düz baksam atmayacaktı sanki! Hatta bir daha karşısına çıkarsam dereye değil, direk denize atacağını söylemişti. Pekiyi ben söz dinledim mi? Hayır! Israrla, istikrarla karşısına çıkmaya, kendimi hatırlatmaya devam ettim. O bilmese de hep onun yanındaydım ben. Deniz kenarında, küçük bir restoranda, ya da dağların doruklarında... Ama asla aramızdaki mesafeyi aşmadım, özeline karışmadım. Ne rahatsız ettim ne de t.ciz... Adam gibi gittim, biraz yüzünü görüp usulünce geri döndüm. Öyle dağ bayır peşinden gidip, her adımını takip etmedim elbet. "Artık boğma dönemleri bitti Ömer." "Bence fazla sevinme. Umay'dan bahsediyoruz." Sandalyesine yaslanarak çayından bir yudum aldı. Tatlısından da bir çatal alarak "Geçen sene Toprak'ı köyün ortasında silahla kovaladığını unuttun herhalde!" dedi. Unutmak mı? Canım ne zaman gülmek istese onu hatırlardım. Umay'ın üstüne çalıştığı kitap çıktılarını yakacak kağıt zannedip bahçedeki sobanın içinde güzelce yakmış Toprak. Umay'da günlerce o kağıtları aramış. Ee bir sürü emek var hepsinde tabii... Bulamayınca bir de ev halkına sorayım demiş. Toprak'ta demesin mi ben onları yakacak zannettim! Bunlar o gün boyunca arka arkaya köyün içinde koşturup durdu. Toprak önde, Umay arkasında, silahla... Emekler çöp olmuş, tüm her şey yakılmış... Bence az bile yapmıştı. "Hatırlatma Ömer! Hâlâ gülerim ona. Şu tam bizim kapının önünde..." diyerek bakışlarımla anlattığım yeri gösterdim. "Umay silahı bir ateşledi, Toprak nerdeyse 2 metre yukarı zıpladı." Kan deli akınca böyle oluyor işte. Ulan deli kız... Nasıl birisin ki ikimizi de gözümüzden yaş akıncaya kadar güldürdün... "İki manyak buldunuz birbirinizi." dedi Ömer, yaşlarını silerken. "Öyle oldu sanırım ama bakalım, daha fol yok, yumurta yok kardeşim." "Doğru diyorsun. Umay sevdiğini itiraf etse bile ailesini karşısına almaz Altay. Ya bekle diyecek sana ya da yoluna bak, bizden olmaz diyecek." Bekle desin de, bir ömür beklemeye razı habu uşak. Yeter ki silip atmasın, benden kaçmasın... *** UMAY'IN AĞZINDAN... Güzel bir güne merhaba demenin sevinciyle uyandım sabaha. Orhan abim, Toprak abimin İstanbul'da ayarladığı arkadaşıyla konuşmuş, buraya gelmesi için ikna etmişti. İkna ettiği kısmı şüpheliydi ama olsun, gelecekti ya, o bana yeterdi. "Uykucu!" Kapımı kıracak! Az kaldı kapımı kıracak! "Geliyorum abi! Kapımı kırmazsan sevinirim!" "Müsait misin?" "Gel!" dedim. Sanki az önce kapıyı kıran o değilmiş gibi yavaşça açarak kafasını uzattı içeri. "Umay... Sana çok güzel haberim var!" dedi. "Dün söyledin ya abi. Adamı ikna ettim, gelecek dedin ya!" İyice yaşlanmaya başlamıştı bu da. İçeri girip kapıyı üstüne oturttu. Yerinde duramıyordu. Sanırım başka bir şey vardı bu işin içinde. "Umay..." dedi. "Bak ilk sana söylüyorum tamam mı?" "Söyle artık!" dedim örtüyü kenara atarak. Saçım, başımın üstünde gelişi güzel topuz olmuş, yüzüm de muhtemelen yeni uyandığımdan şişti. "Ben... Ben yine baba oluyorum Umay!" Şaşkınlık bedenime hücum etti. Gözlerim dolarken, sesim titredi heyecandan. "Şaka değil dimi?" dedim. Yeğenim Göktuğ doğduktan 3 sene sonra yeniden evlat sahibi olmak istemişlerdi ama bir türlü olmamıştı. Doktora gözüktüklerinde ise yengemin artık düşük oranda çocuk sahibi olabileceğini söylemişti doktor. Hepimiz ailecek üzülmüş, yengeme destek olmuştuk. Hiç olmayabilirdi, en azından Göktuğ var diye kendini avutuyordu yengem ama içten içe hep hüzün duyuyordu bu gerçeğe. Çok azim ettiler, tedavi süreci de geçirdiler fakat 2 senenin sonunda pes ederek her şeyi akışına bıraktılar. Demek ki gerçekten bazen vazgeçişler gelecek olanın güzelliğin habercisi oluyormuş. Yataktan fırlayarak ayağa dikildim. "Gerçek küçüğüm, gerçek! Habu abin yeniden baba oliy!" diyip kollarını iki yanına açtı. Bu onun dilinde 'Bana sarıl, sana ihtiyacım var.' demekti. Koştum, abimi sımsıkı sarmaladım. Tüm kalbiyle istediği sonunda olmuştu. O gün hep birlikte bu habere sevinç duyuyorduk. 3 aylıkmış şu an. Yengemin önceden şüpheleri varmış ama korkmuş. Abime umut verip hayal kırıklığına uğratmaktan korktuğu için biraz saklamış. Ama dün verdiği kan testinde öğrenmiş gerçeği. "Bugüne bugün karşısınızda taze baba var!" dedi gururla. Sevinci öyle güzeldi ki hepimizi güldürüyordu duruşu... "Hayırlı olsun abi... Desene biz de taze amcayız." dedi Yaman abim. "Bana bakın!" dedi parmağını sallayan Orhan abim. "Ivır zıvıra para harcamayın sakın! Beşiği senden Yaman!" dedi ona bakarak. "Bebek arabası da senden Toprak!" dedi bu sefer de ona bakarak. Bana döndüğünde ise "Ee artık senin de elin ekmek tutacak şurada bir kaç aya Umay hanım! O zaman ilk 3 ayın bezleri de senden." dedi bana bakarak. "Hele bir doğsun da, bezden kesilene kadar alır ona halası." dedim. "Sırayla alır! Bizimde olursa eğer artık bir ay sana, bir ay bize alacak." "Toprak!" dedi Gonca, abimin koluna hafif dokunarak. "Alırım tabii! Hepsine birden alırım ama kız olursa kıskanırım he! Ailenin tek kızı olarak kalmak istiyorum ben." "Ben hissediyorum, bu sefer kızım olacak." dedi abim. "Oh! Bunların hayallere bak, bir de bizim hayallere bak Umay!" dedi Yaman abim. O da evlenmek istiyordu biliyorum ama kimseye güvenmiyordu. Annemin de gösterdiği tüm kızları reddetmişti. "Ee sana bulduğumuz kızları beğendiremiyoruz ki Yaman bey!" dedim. "Gönlümün ısınması lazım, ne yapayım Umay?" "Sana deli biri gelecek, hissediyorum..." dedim. "Aman kalsın! O deli, ben deli olmaz!" Ağzımı açmış, cevap verecektim ki kapıdan gelen şiddetli seslerle hepsini geri yuttum. 3 abim birden ayağa kalkarak bizleri geriye aldı. "Sakın gelmeyin!" dedi. Heyt be! Hepsi de aslan bunların, aslan! Orhan abim önde, diğerleri hafif orantıda geride durarak kapıya kadar gittiler. Belindeki silahını kontrol eden abimin kapıyı açmasıyla aynı hızda geriye çekilmesi bir oldu. Bahçenin içine düşen kızla, Gonca'yla birbirimize baktık. Bu da kimdi? "Bacım dur!" dedi Orhan abim kollarını teslim olmuş gibi havaya kaldırarak. "Ben..." dedi kurumuş dudaklarını yalayan kız. Nefes nefeseydi. Saçları dağınık, üstünde ise iş kıyafetleri vardı. "Şu kapıyı kapatsanıza!" Ev onun, mekan onun! Kapıyı yüksek sesle üstüne vurup gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. "Kaçtım sonunda!" dedi. "Kimden, neyden kaçıyorsun sen?" Gözlerini geri açan kız kahkaha atarak yere çöktü. Anam! Benden delisi de varmış ya bu hayatta! "Peşimdekilerden kaçtım." Yaman abim öfkeyle yanına gidip gömleğinin ucundan tuttu. "Kalk git!" dedi. Kadın hiçbir lafa aldırış etmeden gülmeye devam ediyor, yer onunmuş gibi takılıyordu. "Manyak mısın sen? Kalk git dedim sana!" dedi Yaman abim. "Evet manyağım! Çalıştığım iş yerinde bana numarasını veren adamın evli olduğunu öğrendiğimde bizzat masalarına gidip kadına numara yazan kağıdı uzatacak kadar manyağım! Hatta o da yetmez, üstüne bir de koca masayı yerden kaldırıp adamın üstüne atacak kadar da manyağım! Ha bir de şeyi unuttum! Bu da adam meğerse herkesin it gibi korktuğu, karşısında ipe dizildiği biriymiş. Onu da peşime takıp ölümden ölüme koşacak kadar manyağım!" Oo! Oo! Yandın Yaman Koçyiğit! Aradığın deli resmen ayağına geldi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD