KIYAMET GÜNÜ

1127 Words
Vakit gelip çatmıştı. Aradan üç gün geçti. Artık günlerden pazardı. Havada garip bir pus vardı. Maelyn ve Morris son hazırlıklarını yaparken fırtına bulutları yavaş yavaş etrafı sarmaya başlamıştı.   «İyi misin?»   «Evet.. Sanırım iyiyim Maelyn. Ellerin hiç hafif değil.»   «Üzgünüm.»   «Üzülme. Eğer bu günü atlatamazsak bunların hiçbir önemi kalmayacak. Hazırlıklarını yaptıysan..»   «Evet hazırım.»   Maelyn büyük bir çantayı omuzladı. Morris önde sendeleyerek ilerlerken Maelyn ise onu arkadan takip ediyordu. Evden dışarı çıktılar. Gözlerine takılan ilk şey evin önüne doluşan kargalar oldu.   «İyi değil bu..»   Maelyn temkinli bir şekilde etrafına bakmaya devam ederken Morris diğer üyelerin getirdiği arabaya çoktan binmişti. Anahtarları Morris’den aldığı gibi arabanın ön koltuğuna geçti ve kontağı çalıştırdı.   «Biraz yavaş kullan Maelyn.» Acısından gözlerini açamıyordu.   «Elimden geldiğince sarsmayacağım Morris. Dayanmaya bak.»   Maelyn tıpkı dediği gibi arabayı sakince kullanmaya başladı. Bu yüzden şehre olduğundan daha uzun bir sürede varmışlardı. Kilisenin karşısında kiraladıkları daireye gittiler. Maelyn son hazırlıklarını yapıyordu. Morris çekyata oturdu ve gözlerini kapattı. Maelyn bir yandan onu izliyordu.   «Hacını çıkardın mı Morris?»   «Evet, anlaştığımız gibi. Ama sırtım..»   Maelyn çantanın içinden bir kutu ağrı kesici çıkardı ve bir bardak su ile birlikte Morris’e verdi. Birden fazla hapı aynı anda yuttu.   «Dikkatli ol Morris. Zamanından önce zehirlenip ölmeni istemeyiz.»   «Beni merak etme Maelyn.»   Morris hapları içtikten sonra olağan gücü ile yerinden kalktı ve kiliseye bakan camın önüne oturdu. Elindeki dürbün ile kiliseyi izlemeye başladı. Günlerden pazardı, kiliseye gelen insanlar çoktan kapıya doluşmuştu fakat kapı hala kilitliydi.   «Şu insanlara bak Maelyn. Neler olacağından bir haberler. Hala Tanrı’ya dua etmek için buradalar. Tanrı’nın onları çoktan unuttuğunu.. Hayır meleklerin onları çoktan unuttuklarını bilseler.»   «İnsanlar böyledir Morris. Son ana kadar bilmeden yaşarlar. Onlara acımanı istemiyorum. Bu meslekte öğrendiğim bir şey varsa o da birisine sempati duymamaktır.»   «Bana bile mi?»   «Sana bile.»   Morris iç çekti.   «Sence peder mesajımızı almış mıdır?»   «Öyle olmalı, yoksa kapılar hala kilitli olmazdı değil mi?»   «Bilmiyorum Maelyn içimde kötü bir his var ve... şu fırtına bulutları da hiç hayra alamet değil.»   «Normal bir gün olmasını beklemiyorduk Morris.»   İnsanlar kilisenin kapısının açılmayacağını anladığında yavaş yavaş orayı terketmeye başladı. Bu sırada takım elbiseli bir adam tam kilisenin önüne gelerek durdu. Morris dikkatle onu izlemeye başladı. Aradan dakikalar geçti, kılını bile kıpırdatmıyordu.   «Maelyn... bir sorun var.»   «Ne oldu?»   «Bir adam var.. Tam kilisenin önünde. Dakikalardır hiç hareket etmeden kilisenin önünde bekliyor.»   Maelyn Morris’in elinden dürbünü aldı ve adamı izlemeye başladı. Dudaklarını aralayarak sessizce kendi kendine bir şeyler fısıldadı. Sözlerini bitirdiği anda adam sanki bir arı onu sokmuş gibi irkildi ve etrafına bakmaya başladı.   «Biliyordum..»   «Ne? Ne oldu?»   «Başladı..»   «Ama saat henüz..»   «Önemli değil Morris. O kapının önündeki şey bir insan değil.»   Maelyn dürbünü tekrar Morris’e verdi, «İzlemeye devam et.» Morris kiliseyi izlerken takım elbiseli adamların da sayısı çoğalmaya başlamıştı. Ayağı stresten kendi kendine hareket etmeye başladı. Güneş batmaya yakın kilisenin önü tamamen dolmuştu. Fırtına bulutları tam üstlerindeydi. O anda Morris garip bir durum farketti, kilisenin önündeki insanlar şimşek çaktığında ortalıktan yokoluyor ve şimşeğin ışığı kaybolduğunda geri geliyorlardı. Yağmur hafif hafif yağmaya başladı. Şehrin sokaklarında onlardan başka kimsecikler kalmamıştı. Saat akşam dokuzu gösterdiğinde ise hepsi aynı anda dizlerinin üstüne çöküp başlarını eğdiler.   «Maelyn!»   Maelyn koşarak geldi. Son hazırlıklarını da bitirmişti.   «Gitmeliyiz..»   Morris dürbünü camın önüne bıraktığı gibi yerinden kalktı. Maelyn çantayı omzuna taktı. Kapıya yönelip merdivenlerden aşağıya doğru olabilecek en hızlı şekilde indirler. Morris’in sancıları başlamıştı. Haplar etkisini kaybediyordu.   Apartmandan çıktıklarında şağanak yağmur onları karşıladı. Daha adımlarını dışarı atmışlardı ki sırılsıklam oldular. Morris’in gömleğinden kanlar süzülmeye başladı. Şimşek çaktığı anda ise kilisenin önünde bekleyen herkes onlara doğru dönmüştü. Hiç hareket etmeden sadece onların yüzlerine bakıyorlardı. Maelyn olduğu yerde aniden durdu.   «Aralarından geçmeliyiz.»   Ve aniden hızlandı. Sağanak yağmurun altında ve şimşek ışıklarında yürümeye devam etti. Adamların önüne geldiğinde ise aniden durdu, gözlerinin içine baktı. Gözleri... bomboştu. Bembeyaz gözleri ile sadece onu izliyorlardı. Bir adım daha attığında diğerleri teker teker ona yol vermek için kenara çekildi. Morris Maelyn’in ardından ilerlerken bir anda geri dönüş yolları kapatıldı. Artık geriye dönüş yoktu..   Biraz daha ilerlediğinde Maelyn’in eşyalarına asılmaya başladılar. Başlarlda sadece dokunsalar da Maelyn aralarına girdikçe çekiştirmeler başlamıştı. Hiç engel olmadı, zaten ona lazım olan her şey kafasının içindeydi. Çantası sadece göstermelikti. Aralarında yürürken sonunda çantası omzundan çıkmıştı ve adamlardan birinin elindeydi. Duruşunu hiç bozmadı. Yağmur suyu gözlerinin önünden akıp giderken o sadece kilisenin kapısına odaklanmıştı. Morris ise iyice yürümekte zorlanmaya başladı. Sonunda hepsinin arasından geçerek kilisenin kapısına vardılar.   «İşte burası dedektif , her şeyin son bulduğu yer.» Kafasını ona çevirdi, «Benimle misiniz?» Morris olan gücüyle gülümsedi, «Sonuna dek..» Maelyn kafasını tekrar kilise kapısına çevirdiği anda kapı aniden açıldı.   Yağmur yüzünden önünü bile görmekte zorlanan Maelyn ve dedektif içeri girdiklerinde de kafalarından akan birkaç damla su gidene kadar bir şey göremediler. Vaaz kürsüsüne on metre kadar kalmıştı ki Maelyn aniden durdu.   «Siz..»   Önünde dört kişi vardı. Bunlardan birisi Cebrail idi. Onu evde gördüğü için tanımıştı. Diğeri ise Mikail idi, sarı saçları onu ele veriyordu. Fakat diğer ikisini daha önce görmemişti. Ta ki onlar aynı anda Maelyn’e dönene dek..   «Hepiniz..»   Maelyn’in dili tutulmuştu. Diğer iki adamdan birisinin belinde bir boru vardı. Diğerinin ise gözleri bembeyazdı, tıpkı dışardakiler gibi. Cebrail arkasını dönmeden konuşmaya başladı.   «En nihayetinde...»   «Bu çılgınlığa bir son verin!»   «Cesaretlisin maymun.. Buraya gelmen ne hoş. Ben... kendini çoktan öldürürsün sanmıştım..»   «Rüyanda görürsün!»   «Ah.. Rüyalar. Siz maymunlar ondan bolca görüyorsunuz değil mi? Acaba nasıl bir his. Bu arada..»   Cebrail ve Mikail iki adım sağa çekildi. O anda Maelyn’in gözleri kocaman açıldı.   «Kıymetli pederinize gönderdiğiniz şu mesaj..»   Peder Bishop vaaz kürsünün tam önündeydi. Taş bir masanın üstünde duruyordu. Kolları ve bacakları yana açılmış bir vaziyetteydi. Fakat Maelyn’in gözlerinin açılmasının sebebi sadece bu değildi..   «Sam!»   O tam karşısındaydı. Peder Bishop’un tam arkasında. Gözleri tıpkı şeytanlar gibi simsiyahtı, elinde ise antik bir hançer tutuyordu.   «Görüyorsun ya Maelyn.. O bana lazım. O... bir anahtar.»   «Bana Sam’i verin!»   «Hayır... bu bizim anlaşmamızın dışında. Bu gece her şeyi bitirecek olan o.»   «Dünya’nın sonunu getirmek mi!»   «Dünya’nın sonu mu dedin? Hayır Maelyn. Bu Dünya’nın sonu çok önceden gelmişti ve ben bunun için çabalamadım bile. Doğduğunuzdan beri birbirinizi öldürdünüz. Değersiz taşlar için katlettiniz ve aç bıraktınız. Bu son çok önceden gelmişti. Benim yapacağım şey ise.. Hepinizi yeryüzünden silmek. Tüm maymunları! İki kişi hariç... Onlar yeni Adem ve yeni Havva olacak. Eğer onların soyu da aynı hataya düşerse.. Tekrar ve tekrar yapacağım. Her zaman yeni kilitler olacak Maelyn.»   «Bunu yapmana izin veremem..»   «Bunu engellemek için hiçbir şey yapamazsın.»   Cebrail elini kaldırdı, aynı anda Sam de hançeri havaya kaldırmıştı.   «Dur!» Maelyn’in sesi tüm kiliseyi titretti. Cebrail arkasını dönüp onun yüzüne baktı. Maelyn’in gözlerinden kanlar geliyordu. Morris ise çoktan dizlerinin üstüne çökmüştü. Ağzından akan kanlar kilisenin halısını bir gölete çevirmişti.   «Yapamazsın..» Cebrail neler olduğunu anladığında çok geçti. Maelyn kolyesini aniden yerinden söktü ve gözlerini kapattı. Hala gözlerinden kanlar akıyordu; Tanrım! Birazdan yapacağım şey için beni affet!   «Hazır mısın Morris?»   «Yap artık... ben... ölmek üzereyim.»   Maelyn sözlerini çoktan bitirmişti. Kolye ellerinde paramparça olurken bir kılıç tam gözlerinin önündeydi.   Fakat zaman durmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD