29 yıl önce…
Darian henüz 16 yaşındaydı ama zekâsı çoktan ülkedeki en parlak bilim insanlarının dikkatini çekmişti. Genetik mühendisliği alanında akranlarının yıllar ilerisindeydi; laboratuvarlara giriyor, karmaşık denklemleri çözüyor, yetişkin bilim insanlarının bile anlayamadığı verileri açıklıyordu.
Bu başarısı onu, devletin gizli yürüttüğü projelere dâhil etti. Üstün askerler yetiştirilmesini amaçlayan karanlık bir projeydi bu.
Darian, o yaşında bile bunun tehlikeli olduğunu biliyordu…
Ama aynı zamanda başarılırsa insanlığı değiştirebileceğini de düşünüyordu.
O yıllarda tek huzuru, çocukluk aşkı Elara idi.
Elara, çevresindekiler tarafından her zaman “farklı” bulunmuştu. Parıltılı gözleri vardı ama altın insanlar gibi tam bir ışık yaymazdı. Sonradan anlaşılacaktı ki Elara, yarı altın insandı—annesinden gelen zayıf bir genetik iz taşıyordu. Bu zayıflık onun özel olduğunu gizliyor, sıradan biri gibi görünmesini sağlıyordu.
Darian için ise Elara, laboratuvar duvarlarının soğukluğundan kaçtığı tek yerdi.
Beraber büyüdüler. Gülüşler, sırlar, kaçamak yürüyüşler…
Darian 18 yaşına geldiğinde, ikisi de ailelerinin itiraz edeceğini biliyordu. Bu yüzden gizlice evlendiler. Hayat onlar için mükemmel değildi ama umut doluydu.
Darian 19–20 yaşlarındayken projeler çok daha tehlikeli bir hâl aldı. Yarı altın insanlar üzerinde yapılan deneyler arttı. Elara'nın taşıdığı genetik iz bile bu insanların peşine takılmasına yetiyordu. Darian onu korumak için her şeyi yaptı… ama yetmedi.
Bir gece laboratuvar baskınında, Elara hedef zannedilerek öldürüldü.
Darian’ın içindeki ışık o anda söndü.
O acı yüzünden dünyaya küstü.
Projeden kopmadı—tam tersine daha karanlık bir kararlılıkla devam etti. Çünkü tek düşündüğü şuydu:
“Bu dünya Elara’yı alacak kadar acımasızsa… ben de bu dünyayı diz çöktürecek kadar güçlü olacağım.”
Daha sonra Altın Gen Projesi durduruldu. Elara’dan kalan zayıf genetik iz, tek hatırasıydı. Darian bu izi laboratuvarda sakladı, yıllar sonra ise gizlice bir aileye enjekte etti. Genin kime ait olduğunu kimse bilmiyordu… ta ki Lyra’nın doğumuna kadar.
Ve şimdi, 25 yıl sonra, Lyra’nın yüzünde Elara’ya benzeyen o parıltıyı gördüğünde Darian’ın yeniden kafası karışmıştı.
Öfke, hırs, kayıp ve saplantı birbirine karışıyordu.
Karanlığa Giden Yol
Elara’nın ölümü Darian’ın içindeki tüm dengeleri yıkmıştı.
Ama asıl yıkım, Elara’nın ölümünün aslında kendi hatasından kaynaklandığını fark ettiğinde başladı.
---
Elaranın Ölümündeki Gerçek
O gün laboratuvarda yaşanan baskının nedeni, Darian’ın projedeki bazı etik dışı deneylere karşı çıkmasıydı. Genetik verilerin gizlice dışarı sızdırıldığından şüphelenen üst düzey bir lord, laboratuvara ani baskın yapılmasını emretmişti.
Ancak Darian bilmiyordu ki, baskını tetikleyen şey kendi şifrelediği veri aktarımıydı. Bir altın insan deneğinin hayatını kurtarmak için kodları manipüle etmiş, fakat bu işlem dışarıdan bir sabotaj gibi görünmüştü.
Ve baskın sırasında yanlış kimlik tespiti sonucu Elara öldürülmüştü. En azından Darian böyle sanıyordu.
Darian o zaman bunu tesadüf sanmıştı.
Yıllar sonra kod kayıtlarını incelediğinde, gün yaptığı değişikliğin baskını tetiklediğini öğrendi.
Elara’nın ölümüne dolaylı olarak kendisinin neden olduğunu anladı.
Bu, Darian’ın ruhunda ilk büyük kırılma oldu.
---
Babasının Ölümü ve Kırılma Noktası
Darian’ın babası, Altın Gen Projesi’nin eski denetçilerinden biriydi. Onurlu bir adamdı, oğlunun projedeki tehlikeli çalışmalarına karşı çıkmıştı. Darian’ın ısrarla bu karanlık dünyaya dalması onu rahatsız ediyordu.
Bir akşam, Elara’nın ölümünden bir yıl sonra baba oğul arasında büyük bir kavga yaşandı.
Babasının kırgın sözleri hâlâ Darian’ın zihninde yankılanıyordu:
> “Gücün seni kurtarmaz, Darian. Karanlığa kapılıyorsun. Elara bunu görse senden korkardı.”
O gece babası, laboratuvarın enerji hatları hakkında Darian’a bir rapor göstermek için depoya indi.
Darian bu sırada sistemde değişiklikler yapıyordu; enerji devrelerini daha hızlı çalışması için zorlamıştı. Birkaç ay önceki kazayı hala araştırıyordu.
Ve o sırada sistem aşırı yüklendi.
Büyük bir patlama oldu.
Resmî rapor kazaydı.
Ama Darian biliyordu… Babasının ölümüne neden olan şey, yine kendi elleriydi.
Bu, Darian’ın karanlığa attığı ikinci adımdı.
İlkinde sevdiği kadın, ikincisinde babası…
Darian artık kendini “geri dönüşün olmadığı” bir noktada görüyordu.
---
Güce Ulaşması – Karanlık Evlilik
Elaranın ölümünden sonra Altın Gen Projesi dağılmıştı. Her lord kendi bölgesinde güç topluyordu. Darian gençti, güçlüydü ama lord olmak için gerekli statüye sahip değildi.
Ta ki büyük lordlardan birinin kendinden yaşça çok büyük olan eşiyle evlilik kararı alana kadar…
Kadın zeki, etkili ve politik bir figürdü. Lordun ölümünden sonra kendi yönetim gücünü korumak için Darian gibi parlak bir bilim insanıyla evlenmeyi kabul etmişti.
Darian ise bu evliliği, güç piramidinin üstüne çıkmak için bir fırsat olarak görüyordu.
Evlilikten iki yıl sonra, kadın aniden hastalandı.
Hiçbir tedavi işe yaramadı.
Herkes bunun doğal bir “ileri yaş komplikasyonu” olduğunu düşündü.
Ama gerçek farklıydı.
Kadının kullandığı ilaçların arasına Darian’ın fark edilmesi güç bir madde eklemişti.
İlacın etkisi yavaş ilerliyor, bağışıklığı çökertiyor ve ölümü kaçınılmaz hâle getiriyordu.
Kadın öldüğünde herkes Darian’a arka çıktı.
Bu kayıp onu lordluk sırasının tepesine taşıdı.
Darian o gün gücün tadına ilk kez gerçek anlamda vardığını hissetti.
> “Biri ölür, biri doğar. Biri ölür, biri yükselir,” diye fısıldamıştı kendi kendine.
Elaranın kaybından doğan acı, bu gücün karanlığında tamamen silinmişti.
Ve Darian böylece üç büyük lorddan biri oldu.