Bölüm 3: Görünmez El

1384 Words
Lyra, boş boş masaya bakarken içinden düşündü: Buradan asla kaçamayacağım… Tam o anda hologram garson yanına yaklaştı. Bağlantısında tuhaf bir bozulma vardı; Lyra bunun bir virüs ya da sistem hatası olabileceğini düşündü. Garsonun yüzü aniden değişti. “Merhaba, Lyra. Mesajımı aldığını umuyorum,” dedi yeni ses. Lyra gözlerini kocaman açtı. “Sen o musun?” “Evet, ben Kael. Şu an tanışıp kaynaşacak vaktimiz yok. Seni buradan çıkaracağım,” dedi Kael, ukala bir gülümsemeyle. Lyra umutsuzca, neredeyse fısıldar gibi cevap verdi: “Bu… imkânsız.” Kael, hafifçe dalga geçer gibi gülümsedi: “İmkânsız sadece biraz zamanımı alır.” Lyra şaşkındı. Ona güvenmeli miydi? Darian’ın karanlığına sığınmak yerine bir yabancıya güvenmek mantıklıydı. Altın kardeşlerine ihanet edemezdi; onların ölmesini Darian’ın yanında izleyemezdi. “Tamam, sana güveniyorum,” dedi sonunda. Kael, hafif alaycı bir sesle cevap verdi: “On dakikadır bunu mu düşünüyordun?” Lyra, bu ukala çocuktan hoşlanmamıştı ama başka çaresi yoktu. “Ukalalık yapmayı kesecek misin?” diye sordu kendini tutamayarak. Kael gülümsedi. “Sadece şaka yapıyorum, Lyra. Hadi buradan çıkalım. Şimdi beni dinlemeni istiyorum. Burası, bilmeyen biri için karanlık bir labirent; ama beni dinlersen çıkabilirsin. Çıkışta seni bir araç bekleyecek.” Kael, Lyra’ya masa örtüsünü gösterdi. Kenarlarında altın boncuklarla işlenmiş gösterişli bir örtüydü. “Bak, Lyra. Örtüde sadece bir tane siyah boncuk var, görüyor musun?” Lyra, Kael söylemese fark etmeyecekti. “Bu bir boncuk değil… Lyra, bu bir dinleme cihazı. Darian buradan seni dinliyor. Yalnızken bile kendi kendine ne konuştuğunu merak eden bir paranoyakla karşı karşıyasın.” Birden korku kapladı Lyra’yı. “Ne? Nasıl yani? Her şeyi duydu mu?” Kael hızla konuştu: “Hayır, Lyra. Ben bu cihazı hackledim. Seni duyamaz. Ama bu düğmeyi koparıp kulağına yapıştırmanı istiyorum. Buradan sana bağlanacağım. Sesimi duyacaksın. Piramitten çıkıp kaçmana yardım edeceğim.” Lyra Kael’in dediğini yaptı. Boncuk, yapışkan bir çipti; yerleştirmek zor oldu ama sonunda kulağına oturdu. Tam o anda hologram garson kayboldu. Lyra birden panikledi. “Kael, neredesin?” “Buradayım, güzellik.” Lyra rahatlamıştı. “Kael, sen de beni duyuyor musun?” “Çok net,” dedi Kael. Lyra, kızgın bir sesle uyardı: “O halde bana bir daha ‘güzellik’ deme!” Kael aldırış etmeden, “Hiç şakadan anlamıyorsun, Lyra. Neyse, konumuza dönelim. Arkandaki ikinci kapıdan çık. Yandaki kapılara bakmadan devam et. Karşına bir kapı çıkacak. Kilitlerini kırdım, tüm kapılar açık, merak etme.” Lyra önce ayağındaki topuklu ayakkabıları çıkardı; koşmasını engelleyebilirdi. Ayakkabıları eline aldı ve Kael’in dediği kapıya doğru hiç düşünmeden koşmaya başladı. İki dakika boyunca durmadan ilerledi, diğer kapılara bakmadı. En sonunda karşısına iki kapı çıktı. Lyra, karşısındaki iki kapıyı uzun bir süre inceledi. Sol kapı metalik gri, donuk bir ışıkla titriyordu; sağ kapı ise koyu ahşap, eski ve gizemli bir mekanizma sesi çıkarıyordu. Kael’in sesi kulağında yankılandı: “Sağ kapıdan devam et, Lyra. Diğerlerine bakma. Sadece ilerle.” Lyra tereddüt etmeden sağdaki kapıyı itti. Kapı gıcırdayarak açıldı ve dar, karanlık bir tünel uzandı. Duvarlar nemli, zemin ise hafif eğimliydi. Işıklar yerini yeşilimsi bir parıltıya bırakmıştı; gölgeler dans ediyor, tünelin derinlikleri bir labirent gibi kayboluyordu. Her adımında kalbi çarpıyor, nefesini kontrol etmek zorundaydı. “Darian hâlâ peşimde olabilir,” diye düşündü Lyra. Kulaklarındaki çip sayesinde Kael’in sesi yol gösteriyordu: “Sakin ol, Lyra. Bu tüneller karmaşık ama seni çıkışa götürecek. Her adımını dikkatle at, ses çıkarma.” Tünel bir dönemeçten sonra ikiye ayrıldı. Lyra mavi bir ışık huzmesini takip ederek sağdan devam etti. Kısa bir süre sonra dar bir koridora girdi. Göz gözü görmüyordu; nemli duvarlardan damlayan su damlaları, sessizliği sadece ritmik bir tıkırtıyla bozuyordu. Tam o anda, tünelin bir yan yolundan iki adam geçti. Darian’ın adamlarıydı; ellerinde silahları, dikkatle çevreyi tarıyorlardı. Lyra’nın kalbi bir an durdu. Adamlar onu fark ederse, kaçış şansı neredeyse sıfırdı. Kael’in sesi kulağında yankılandı: “Lyra, sessiz ol. Duvara yaslan ve hareket etme. Onlar geçince hemen devam et.” Lyra, dar bir çıkıntının arkasına saklandı, nefesini tuttu. Adımların sesi birkaç saniye içinde tünelde kayboldu. Lyra her köşe başını dikkatle kontrol ederek yavaşça gölgeler arasında ilerlemeye başladı. Tünel labirent gibi kıvrımlar, çıkmaz yollar ve gizli geçitlerle uzanıyordu. Lyra, ara ara kaşla göz arasında diğer yan koridorlara bakıyor, adımlarını sessizce ve hızlı bir şekilde atıyordu. Zaman zaman Kael’in sesi yönlendiriyor, zaman zaman uyarıyordu: “Sağdaki çıkmaz yoldan sakın sapma. Hemen düz devam et. Orada tuzak var.” Lyra birkaç kapıdan geçti, merdivenlerden indi ve sonunda karşısına devasa bir piramit sembolü olan ağır bir kapı çıktı. Kapının üzerindeki eski işaretler, onu hem ürkütüyor hem de meraklandırıyordu. Kael’in sesi tekrar duyuldu: “Lyra… işte burası. Kapıyı aç, hızlı ol. Orada seni bekleyen bir araç var. Ama dikkatli ol, Darian her an yanımızda olabilir.” Lyra derin bir nefes aldı, ayakkabılarını eline aldı ve elini kapıya uzattı. Piramit sembolüne dokunduğu an, tünelin sessizliği yerini hafif bir uğultuya bıraktı; sanki labirent, onun adımlarını sınamak ister gibi titreşiyordu. Lyra, piramit sembollü kapıya dokunduğunda ağır menteşeler gıcırdayarak açıldı. İçeride kısa bir antre vardı, tavan alçaktı ve loş mavi ışık her şeyi hayalet gibi gösteriyordu. Kael’in sesi kulağında yankılandı: “Lyra, hemen ilerle. Kapıdan çıktıktan sonra sola dön.” Lyra adımlarını sessizce attı. Ancak birkaç metre ilerledikten sonra, karşısına Darian’ın adamları çıktı. İki silahlı figür, tünelin karanlığında bekliyor, sanki onu pusuya düşürmek için plan yapmış gibiydiler. Lyra’nın kalbi hızla attı, nefesi kesildi. Kael’in sesi sakinleştiriyordu: “Durma, Lyra. Onları görmezden gel. Gölgeleri kullan ve kenardan geç. Adımlarını dikkatli at, hemen geçebileceksin.” Lyra duvarın kenarına sıkıştı, gölgelerin içinde adeta bir hayalet gibi süzüldü. Adamlar ona yaklaşmadan önce, Lyra gölgelerden geçip başka bir koridora yöneldi. Adeta bir oyun oynuyordu; bir yanlış hareket, onu yakalayacak olan düşmanlarının dikkatini çekebilirdi. Koridor, labirent gibi kıvrımlar ve yan yollarla uzanıyordu. Lyra her köşe başını dikkatle kontrol ediyor, Kael’in yönlendirmesiyle sessizce ilerliyordu. Birkaç kez, Darian’ın adamları tünelin başka bir köşesinden geçerek fark etmeden önünden kayboldular. Lyra’nın kalbi deli gibi atıyordu; nefesi kesildi ama adımlarını hız kesmeden sürdürdü. Sonunda, koridor daha geniş bir açıklığa açıldı ve karşısına parlak mavi ışık yansıyan bir çıkış kapısı geldi. Kael’in sesi tekrar duyuldu: “Lyra, işte burası! Kapıyı aç ve dışarı çık. Hızlı ol, Darian hâlâ seni arayabilir.” Lyra derin bir nefes aldı, kapının kolunu tuttu ve hızla itti. Kapı ağır hareket ederek açıldı ve gözleri, tünelin karanlığının ardından kendisini bekleyen parlak ışığa alışmaya çalıştı. Tam o sırada Kael’in sesi hafif bir gülümsemeyle çipten geldi: “Güzel iş çıkardın, Lyra. Şimdi hızlı ol ve araca bin!” Lyra, topuklu ayakkabılarını eline aldı ve koşar adımlarla mavi ışığa doğru ilerledi. Gözleri karanlığa alışırken, arkasında labirentin karmaşık tünelleri sessizce kayboluyordu. Darian’ın adamlarının geçtiği köşe artık çok uzaktaydı; Lyra bir anlığına rahatladı, ama Kael’in uyarısı aklındaydı: “Hala dikkatli ol. Darian her an bir adım önde olabilir. Araçta bekleyecek ve seni buradan çıkaracağım. Sadece bana güven.” Lyra, çipten Kael’in sesiyle rehberliğinde, labirentin çıkışına doğru son hamlesini yaptı. Lyra, labirentin çıkışına yaklaştığında kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu. Topuklu ayakkabılarını eline almış, adımlarını sessiz ve hızlı atıyordu. Mavi ışık giderek parlaklaşıyor, çıkışı belli ediyordu. Kael’in sesi kulağında yankılandı: “İşte burası Lyra! Sadece birkaç adım kaldı. Araca bin, hemen seni buradan çıkaracağım.” Lyra kapıya ulaştı. Kapıyı itti ve parlak ışıkla birlikte yüzüne hafif bir rüzgâr çarptı. Önünde, küçük ama hızlı bir araç duruyordu. İçinde Kael oturuyor, elleri direksiyonun üzerindeydi. Lyra’nın gözleri Kael’e takıldı; genç adamın bakışları kararlı, ama hafif bir gülümseme taşıyordu. Tam o sırada, arkadan bir gölge hareket etti. Darian’ın adamları, labirentin bir köşesinden çıkmış, Lyra’nın kaçışını fark etmişti. Lyra yutkundu, ama Kael hemen aracın kapısını açtı: “Bin, Lyra! Hızlı ol!” Lyra hiç düşünmeden aracın içine atladı. Kael, direksiyona geçer geçmez araç fırladı. Arka aynadan gördü ki, Darian’ın adamları şaşkın ve öfkeli bir şekilde geride kalmıştı. Araç, labirentin çıkışını hızla aşıyor, şehre doğru ilerliyordu. Lyra, nefesini toparlamaya çalışırken Kael sessizce ona baktı: “Güvendin bana… ve şimdi buradasın. Ama Lyra, dikkat etmelisin. Darian’ın gözü hâlâ üzerinizde. Bu sadece başlangıç.” Lyra hafifçe başını salladı. Güvenmek zorundaydı; başka çaresi yoktu. İçinde bir parça korku vardı ama Kael’in varlığı, ona cesaret de veriyordu. Araç, şehrin karanlık sokaklarında hızla kayarken, Lyra düşündü: “Belki de, bazen doğru adımı atmak, tehlikeyi göze almakla başlar.” Kael, Lyra’ya hafif bir gülümsemeyle seslendi: “Tamam, şimdi biraz nefes al. Ama aklında tut: bu gece sadece bir adım attık. Gerçek mücadele daha yeni başlıyor.” Lyra, camdan dışarı bakarken şehrin altın ışıklarıyla parlayan gökdelenlerini izledi. Darian hâlâ bir tehditti; ama Kael’in yanında, belki de bu karanlık dünyada bir umut ışığı bulabilirdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD