8. BÖLÜM (S)

1070 Words
Yeni Bir Hayat / Cem Özkan ? Gitmek isterken, ağlarken bile ne kadar yorgun olduğunu görebiliyordum. Normal şartlarda kesinlikle bu saatler O'nun uyku saatleriydi. Alkol bile kullanmadığını verdiğim meyve suyunu koklayıp içmesinden anlamıştım. Hapı sormadan içince içim de rahatladı. Elinden çantayı alıp yatağa yatırdığımda ben de yanına uzandım. "Uyu hadi, çok yorgunsun." der demez uykuya daldı. Üstünü örtüp yataktan kalkınca banyoya girdim. Ben duş alırken hala acemiliğine rağmen bana verdiği zevki düşünüyordum. Tamam ilk seferiydi, belki de sebep buydu. Daha önce böyle bir tecrübem olmamıştı. Babamın en büyük uyarısıydı. Asla ve asla bakire olmasın. Yani hiçbir genç kızın hayatıyla, hayalleriyle oynama. Şimdi evlenmeyeceğim bir kızla birlikte olmuştum. Zorla yapmamıştım, bilsem yapmazdım da; ama zamanı geriye çeviremezdim. Soğuk suyun altında bu durumu ikimizin de lehine nasıl çevirebilirim diye düşünüyordum. Paraya ihtiyacı vardı. Ne kadar olduğunu bilmesem de veremeyeceğim bir miktar olduğunu sanmıyordum. Kendi kazandığım bana hayli hayli yetiyordu. Harcayacak vaktim bile yoktu ev ve hastane arasında. Babam İstanbul'da tanınmış "Koçbaş Hukuk"un sahibiydi. Başarılı bir avukattı. Ben doktor olmak isteyince çok bozulmuştu. Bir tane oğluna bırakmak istiyordu şirketini. Yine de benim seçimim her şeyin önündeydi. Ben annem gibi doktor olmayı seçmiştim. İşinde oldukça başarılı, saygın, sayısız vakada olumlu sonuçlar almış bir psikiyatrdı. Aynı zamanda bir üniversitede akademisyendi. Benim tercihim pediatri olmuştu. Çocukları hasta görmeye dayanamıyordum. Duştan çıkıp üstümü giyindim. Yattığı gibi, aynı şekilde uyumaya devam ediyordu. Rahatsız etmeden yanına uzandım. Yasemin ile evlenene kadar sıklıkla olmasa da başka kadınlarla birlikte olmaya devam edecektim. Bunu aynı kişiyle yapmamam için bir neden yoktu. Gerekli parayı gecelik beş yüz tl ile toplaması aylarını alabilirdi. Ben ise maksimum on kez daha yatardım onunla. Kendimi sapık gibi mi hissetmeliydim emin olamadım. Aslı'ya baktığımda tebessüm ettiğini gördüm. Güzel bir rüya görüyor olmalıydı. Uykuda uyanıkken olduğundan daha huzurluydu kesinlikle. Derin nefeslerini dinlerken yarın bu konuyu dile getirmeye karar verdim. İkimiz de bir şekilde ihtiyacımızı giderecektik. O parasını alacaktı ben de hastalık mı kaparım diye düşünmeden seks yapacaktım. Tek sorun; eğer bu yolu gerçekten de hasta bir yakını, ailesinden biri için seçtiyse vicdanımın buna izin vermeyecek olmasıydı. O zaman ben de yine parayı verip O'na yardım ederdim. Sevap kazanırdım belki. Düşüncelerle uyuyup uyandığımda saat onbir olmuştu. Hiç şaşmaz. Beş saat uyumuştum yine. Kalktım. Aslı uyurken aşağı indim. Annem gelmiş salonda kahve içiyordu. "Günaydın annem." deyip öptüm yanaklarından. "Günaydın, tatlım. Yasemin mi burda?" diye sorarken askıdaki monta bakıyordu. "Adını söyleyebiliyormuşsun!" dedim tek kaşım havada. "Ağzıma hiç oturmadı, iğreti durdu zaten." dediğinde dilini eliyle siliyordu. "Anneee.! Yurtdışında olduğunu biliyorsun." diye uyardım. Ellerini teslim oluyorum der gibi kaldırdığında güldüm. Sevmiyordu Yasemin'i. Isınamamıştı. Bir aradayken asla beni mutsuz edecek şekilde davranmıyordu; ama bir mesafe söz konusuydu. Kahvaltı ederken, babamı sordum. Yurtdışındaydı. O yokken daha sık gelirdi annem. Dışarda yememe mümkün oldukça izin vermez kendi gelip yemek yapardı. Uzmanlığı kazandığımdan beri ayrı yaşıyordum. Sakin bir yer istemiştim. Sağolsunlar bana burayı verdiler. Hastaneye uzaktı biraz; ama şehrin gürültü ve kirliliğine de uzaktı. İnsanların dinlenmek ve huzur için para vererek geldiklerdi yerlerdendi. Yasemin'in neden sevmediğini hala anlamıyordum. Saat bir olmuştu. Odaya Aslı'ya bakmak için çıktığımda banyodan çıkıyordu. "Günaydın uykucu." dedim. İzin istemeden asla başkasının evinde banyo yapmayacak kadar görgü kurallarına hakim olduğundan emindim ve kesinlikle banyo için ölüyordu. "İstersen duş alabilirsin, havlular lavabonun altındaki çekmecede. Kahvaltı da hazır bekliyorum." dedim. Gözleri parladı desem yalan olmaz. Tekrar aşağı indiğimde Aslı'nın da uyandığını az sonra geleceğini söyledim anneme. Bu bir çeşit uyarıydı aslında. Normalde hiçbir kızı beklemez, çıkar gider. "Ne güzel adı varmış, böyle isimle de işe çıkan oluyormuş demek ki?" dediğinde, "Kendi adıymış." dedim. Annemin yüzünden bir tebessüm geçti. Bir süre sonra gözüm merdivenlerden inen Aslı'ya kaydı. Islak saçlarıyla, beyaz kot ve mavi kazağıyla barbi bebek gibi görünüyordu. Makyaj yapmamıştı. Doğal. Bu kez annem +1 puan verirdi. Başımla gel derken tereddüt etse de girdi mutfağa. Annem hemen ayağa kalkarak elini uzattı -Merhaba- derken. Aslı tepkisizdi. Şokta desem daha yerinde olur. Dün gece de ailemle yaşadığımı düşünüp ağlayacaktı neredeyse. Annem ne içmek ister diye sorduğunda, -Çay lütfen- dediğini zar zor duymuştuk. Oturmasına yardım ederken annem de çayı verdi. Sonra beni öpüp Aslı'ya da iyi günler diledi neşeyle. Kapıya geldiğimizde "Bu kızın fahişe olduğuna emin misin? Yeni kız arkadaşın da benden mi saklıyorsun yoksa?" dediğinde gözlerimi devirdim. Ama annemin sorusunun cevabı koca bir HAYIRdı. Aslı bir fahişenin tam zıt anlamlısıydı. Mutfağa döndüğümde dün geceki sorularıma cevap almaya kararlıydım. Masada oturup O'na bakarken konuşmasını bekliyordum, özür dileyerek gitmek istemesini değil. Vaktimi aldığı falan yoktu. Aksine bugün ve yarın tüm hikayesini dinleyerek geçirebilirdim. Çoktan kalkıp kapıya yönelmişti bile. Elinden tutup masaya tekrar oturttum, kahvaltı etmesini istedim. O çayını alırken ben de tabağına bir şeyler koydum. En azından onları bitirdi başka bir şey yemese de. Çay seviyordu, yeniden doldurdum bardağını. Bana anlatmasını istedim. Para ne için ve ne kadar gerekliydi bilmem lazımdı. Tekrar ettim asla fahişe olamayacağını. Bu iş onun kumaşında yoktu. Dışarısı başına gelebilecek tehlikelerle doluydu ve bu kız kesinlikle... şanslıydı. Aklına esmiş en kolay yoldan vücudunu satarak kısa sürede para toplarım sanmış. İnsanın aklını alırlar. Aptal olduğunu düşünmedim hiç; ama aptal olmamak bu işte yeterli bir meziyet değil. Sonuçlarını düşünmeden hareket edersen sonuçlarına da katlanırsın. Ben arka arkaya sorular sorarken aniden beni de susturarak: "Okulum için gerekli. Elli bin lira." dedi. Gözlerim kocaman açıldı. Ödemek beş dakikamı almaz. Dünden beri beynimde dönen düşüncemi dile getirebilirdim artık. Hastalık yoktu, ölen kimse yoktu sonuçta. Okul? Özel okul demek ki! Ben bunları düşünürken: "Hukuk fakültesi son sınıftayım. Okulumu bitirmem, hayallerimi gerçekleştirmem lazım." diye ekledi. Ben teklifim için şartlar sağlandı diye sevindim ve konuşmaya başladım. Eğer böyle bir yükün altına neden tek başına girdiğini, ailesinin nerede olduğunu sormayı akıl edebilseydim alacağım cevap ile kendimden de utanarak anında borcunu kapatır, öğrenci okutmanın da sevabına nail olurdum. Ama sormadım. Bunun yerine anlaşmak için konuşmaya başladım. "İhtiyacın olan parayı ben verebilirim." dediğimde gözleri büyüdü. Şaşırmanın ötesinde bana inanamaz gözlerle bakıyordu. "Ama..." diyerek devam etmemi bekledi. Karşılıksız olamayacağını düşünmesine biraz içerlesem de aslında bencilce davrandığımın, amacımın küçük bir bölümünü kapsayan yardım olayını anlamasına da sevinmiştim. Tek kelimelik sorusu işimi kolaylaştırmıştı. Sadece borç gibi ya da sanki öylesine verdiğimi zannetseydi belki de öyle yapardım. Şimdi ise şartlarımı, isteklerimi, beklentilerimi dün gece araba camından konuştuğum gibi konuşarak karşılıklı memnuniyet çerçevesinde ilerleyebilecektim. -Hayır- deme ihtimali her zaman vardı elbette; ancak bu yola para için giren bir kişi için iyi bir seçenektim. O'na kötü davranmayacağıma, istemediği bir şeyi asla yapmayacağıma emin olabilirdi benimle birlikteyken. "Ama bir süre daha -yalnızca- benimle birlikte olmaya devam edersen..." Şimdi sıra; içinde soru barındıran son cümlemin cevabındaydı. Top benden çıkmıştı. Aslı fırsatı gole çevirirse ikimizi de dertten kurtaracaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD