Bölüm2

1040 Words
Bethor, “Merhaba,” dedi. Babamdan bu isimleri sıkça duyuyorduk. Yorka Krallığı, küçük bir kabile iken büyük savaşlar yaparak krallık olmuşlardı. Memnon’un büyük bir ordusu vardı. Bizim gibi yer değiştirmiyorlar, sabit bir yerde konaklıyorlardı. En güzel arazilerde yaşıyorlardı. Ve de arazileri çok verimliydi. “Eğlence için ava çıkmıştık. Sizin güzel karşılaşmanızı da izleme zevkine eriştiğimiz için çok memnun oldum.” dedi bana doğru ilerleyerek. “Biz, sadece şakalaşıyorduk. Ve şimdi de izninizle gidiyoruz.” Dedim. Kürkümü atımdan aldım ve üzerime geçirdim. Memnon’un bakışları beni rahatsız etmişti. Saçları ve gözleri aynı renkteydi! Simsiyah. Saçları omuzlarına dökülüyordu. İri bir vücudu vardı. Yuvarlak yüz hatları vardı ama sanki yüzünün tüm çizgilerinden tehlike geçiyordu. Benim hislerim bana bu adamın tehlikeli olduğunu söylüyordu. Duyduklarım da öyle. “Siz, hangi kabiledensiniz?” diye sordu tam önümde durarak. Elini bana uzatmıştı. “Helios kabilesinden,” dedi Bethor sıkıntıyla. Söylemek istemediğini biliyordum ama söylemek zorunda olduğunu da biliyordum. Bu tür güçlü insanları kızdırmaya gelmezdi. “Amulius’un kabilesi yani.” dedi Memnon. Uzattığı elini görmezden geldim ve o da duruşunu bozmadan havada kalan elini yakasına götürüp kürkünün ucunu tuttu. “Evet,” dedim. Babamın ismi birçok yerde duyulmuştu. Son zamanlarda adı duyulan en iyi savaşçılar bizlerdik. Ve tabii en iyi hırsızlar… Hırsızlık belki iyi bir şey değildi, ama yaşamamız için bunları yapmak zorundaydık. Atıma atladım hızla. Mesafeli bir tonla, “İyi eğlenceler.” dedim. Bethor daha atına binmemişti. Bana bir bakış attı ve o da atına atladı. “Bir kez daha görüşmek isterdim. Güzelliğin ve gücün başımı döndürdü.” dedi Memnon. Atımın yelelerini tuttu. Gözleri açık bir hayranlıkla gözlerime bakıyordu. “Sanmıyorum,” dedim. Ardından atımı mahmuzladım, ona hiç bakmadan da kabileye doğru sürdüm. Arkamda bulunan kızak beni zorluyordu. Bethor yanımda konuşmadan ilerliyordu. Bir süre daha sessizlik devam etti. “Adamın bakışları hiç hoşuma gitmedi.” dedi sinirle. “Benim de!” dedim dalgın dalgın. Güzelliğim konusunda bu güne kadar kimse bana bir şey söylememişti. Bende güzel olup olmadığımı düşünmemiştim hiç. Ben gerçekten güzel miydim? Bethor’la tamamen farklı şeyler düşündüğümüze emindim. Bize bağlı olan kabilelerden geçtik. Her ne kadar onları savaşarak kendi kabilemize bağlamış olsak da bizi sevdiklerini biliyorduk, çünkü babam ona bağlanan kabilelerin her türlü ihtiyaçlarını karşılardı. Biz çalar ve getirirdik, onlar da kışı daha rahat geçirirlerdi. Tabii bunun karşılığında bizde en iyi savaşçılarını ordumuza katardık. Büyüyorduk. Belki biz de bir gün Yorka Krallığı kadar güçlü olabilirdik. ‘Helios’ Krallığı… Kulağa güzel geliyordu. Bizim yuvalara gelmeden Dione tabii ki bizi bekliyordu. Bethor’u gördüğü anda gözleri kocaman açılır ve yanaklarına tatlı bir kırmızılık yerleşirdi. Bethor ise onu gördüğünde ne yapacağını şaşırdı. Birbirlerine duydukları aşk çok büyüktü. Av bizim için her zaman bir tehlikeydi. Ve Dione her av dönüşünde bu şekilde bizi beklerdi. Bir taş gibi öylece dururdu. Ve sonra böyle aptal aptal koşardı. “Yavaş ol, düşeceksin.” diye bağırdı Bethor ona doğru atını mahmuzlayarak. Sesi heyecanlı çıkıyordu. Gülümsedim bu hallerine. Bir süre durup onları izledim. Artık evlenmeleri gerekiyor gibi geliyordu bana. Bethor atından hızla atladı ve onu kucağına alarak döndürmeye başladı. Yanlarına gelmeden ben de indim atımdan. “Her gün aynı şey! Arada farklı bir şeyler yapın.” dedim onları geçerken. “Ne gibi mesela?” diye sordu Bethor bana göz kırparak. “Artık evlenmelisiniz.” dedim ben de Dione’ye göz kırpıp. Yanakları bir kat daha kızardı. Yeşil gözleri parladı. Aynı anda yuvadan babam çıktı. “Ceylan?” dedi bana sorarcasına bakıp. “Ne bekliyordun?” dedim. Kızaktan ceylanı indirmeye çalışıyordum. “Bu zamanda zor olur diye düşünüyordum.” dedi babam bana yardım ederken. Bethor da Dione’yi bırakıp yanımıza geldi. “Lena’dan bahsediyoruz.” dedi Bethor gülerek. “Yorka Prensi Memnon’la karşılaştık.” diye ekledi sonra Bethor. Neşesi bir anda sönmüştü. Babam küçük gözlerini irice açıp bana baktı. Omuz silktim. Ve ceylanı yuvaya taşıdık. İçeri girdiğimizde babam kendi bölümüne geçti. Yuvalarımız çadırlardan oluşuyordu. Bizim çadırımız en büyük olanıydı. Yirmi iki direkliydi. Kabile reisini çadırından anlayabilirdiniz. En fazla direk hangi çadırda ve en büyük çadır hangisi ise o kabile reisine ait olurdu. Tüm şölenler bizim çadırımızda yapılırdı. Önemli tüm görüşmeler de elbette bizim çadırımızda olurdu. Ceylanı yemek odasına bıraktık. Birazdan ben gidip derisini yüzecektim. Annem, babamın bizimle görüşmek istediğini söyledi. Babam yerdeki minderlerin üzerine oturdu. Bize de oturmamız için işaret etti. Annem kendi bölümünden geldi ve o da yanımıza oturdu. Babam, “Doksan bir yaşındayım,” diye başladı söze. Bağdaş kurdu ve sakalını kaşıdı. Ne söyleyeceğini biliyordum, ama bir şey söylemeden dinlemeyi tercih ettim. “Artık yaşlandığımı kabul etmem lazım.” “Sen, hepimizden daha dinçsin Amulius.” dedi Bethor. Dizlerinin üzerinde oturmuş, elini dizlerine koymuştu. “Sağ ol oğlum. Ama artık gerçekten yaşlandım. Sanırım savaşlara da, avlara da katılamayacak duruma geldim. Lena, üzerine düşeni yapıp Daimon’u yetiştirdi.” Bana bakıp gülümsedi. Gözlerindeki gururu okuyabiliyordum. Göğsümü biraz daha kabarttım, onu tam anlamıyla bir savaşçı yapmıştım. “Yetenekli bir çocuk.” dedim gülümseyerek. “Hangi ara yaptınız o işi. Ben görmedim.” dedi Bethor şaşkınca. “Sen Dione’ye bakmaktan başka bir şeyi göremiyorsan bu bizim suçumuz değil.” dedim ona bakmadan. Kızdığını biliyordum. Babam kıkırdadı. “Lafı dolandırmayın. Bianna’yla da konuştuk.” Anneme bakıp elini tuttu. “Artık kabile reisliğini yapabilecek duruma geldi. Büyük fırtınadan sonra büyük bir şölenle reisliğini ilan etmek istiyorum. Sizce bir mahsuru var mı? Özellikle senin için Lena. Evet, o erkek ve onun geçmesi gerekiyor. Ama sen birçok savaşta başı çektin yanımda, her zaman benim en iyi savaşçım oldun. Daimon daha savaş bile görmedi. On altı yaşında daha. Sen on yaşında benimle beraberdin. Eğer kabile reisliğini istiyorum diyorsan buna hakkın vardır. Bunu amcalarınla görüşmeden önce sizlere sormayı uygun gördüm.” dedi. Bethor’un da fikrini sorduğunu biliyordum. Onu asla aileden ayrı tutmazdı. Ailesi yoktu. Annesi çetin kış şartlarından birinde hastalığa yakalanmış ve ölmüştü. Babası da bir savaşta babamı kurtarabilmek için ölmüştü. Yani o da bizim kardeşimiz sayılırdı. Bizim yuvamızda kalıyordu. Onun, Daimon’un reis olmasını istediğini tahmin ediyordum. Benden zaten sürekli şikâyet ediyordu. “Ben reisliği istemiyorum. Böyle mutluyum. Ama onun her zaman yanında olacağıma emin olabilirsin. Her durumda yardım edeceğim.” dedim. Ses tonumun kararlı ve kendimden emin çıkması için uğraşıyordum. Yapay bir gösteri sunmuş gibi de görünmek istemiyordum. Kabile reisliğini herkes isterdi, ama ben bir kızdım ve olması gereken de Daimon’un olmasıydı. “Ben Lena’nın reis olmasını isterdim.” dedi Bethor bana bakmadan. Şokla gözlerimi açmış ona bakıyordum. Bunu gerçekten beklemiyordum “Bethor?” dedim şaşkınlıkla.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD