Lafımın Üzerine Laf Söylenmesini Sevmem

1464 Words
Bana verilen lojman dedikleri tek katlı harabe bir evin önünde durduğumda şaşkınlıktan dilimi yuttum. İstemsizce yaşadığım evi düşününce bir an içimde karamsarlık oluştu. Burada nasıl yaşayacaktım ya da nasıl bu evi adam edeceğime dair en ufak bir fikrim yoktu. Düşüncelerimden sıyrılmamı sağlayan şey ise cama vuran küçük bir çocuktu. Camı açtığımda; "Sen yeni öğretmen misin?" diye sordu şiveli sesiyle evet anlamında başımı salladığımda çocuğun gözlerinde ki mutluluk tarif edilemez bir haldeydi. Sonra kaşlarını çattı ve uzunca bir süre bana baktı. Arabamın kapısını açıp indim. Hemen karşısında kaldığımda "Bir problem mi var canım?" demekten kendimi alamadım. Hayır anlamında başını salladı. Daha sonra konuşmaya devam etti. "Sende bizi bırakıp gidecen mi öğretmen?" dediğinde az önce düşündüklerim için utandım. Ben öğretmendim ne olursa olsun her şartlarda bu vatana, millete faydalı evlatlar yetiştirmek zorundaydım. Göz göze konuşmak için dizlerimin üzerine çöküp onunla aynı boya gelmek için çaba sarf ettim. Elimle kafasını okşarken; "Tabi ki gitmeyeceğim..." dedim cümlemi heyecanla kesti. "Sahi mi?" diye sordu tekrar olumlu anlamda kafamı salladığımda gözlerim eve döndü. "Sahi ya." dedim gülümseyerek. "Sadece... bu evi yaşanabilecek bir hale getirmem lazım." dedim. Gülerek boynuma sarıldı. "Biz hepimiz sana yardım ederiz. Sen yeter ki gitme öğretmen." dedi. Gözlerim dolarken cevap veremedim.Sırtını sıvazladım ve kendimden uzaklaştım. "Bu arada ben Ela. Ela öğretmen. Senin adını öğrenebilir miyim küçük bey?" diye sordum. "Bende Ahmet. Ben gidip tüm çocuklara söyleyeyim öğretmenim." deyip sevinçle yanımdan uzaklaştı. Bende arabamın kapısını kitleyip eve doğru adımladım. Anahtarı kilide takıp kapıyı açtığımda dua etmeyi unutmadım. Belki çok zor zamanlar geçirecektim burada ama Ahmet gibi nice öğrencileri kaçıp bırakamazdım arkamda. Bu mesleği seçerken zorluklarını da düşünerek seçmiştim sonuçta. Kapıyı açıp içeri girdiğimde yoğun bir küf kokusuyla karşılaştım elimle ağzımı kapatıp ilk iş evin tüm camlarını açtım. Bu sırada Ahmet'in annesi olmak üzere köyde yaşayan bir çok kadın yanıma uğradı. Yardıma ihtiyacım olup, olmadığını sordular. Evin eksiklerini tek tek not aldım. Neler yapabileceğimi düşündüm. Daha sonra muhtarla iletişime geçip neyi nereden temin edeceğim konusunda destek almam gerektiğini kafama not aldım. Annem ve babamı arayıp konuştuğumda annem evin halini ilk gördüğünde bir dumura uğradı, peşinde ağlamaları kesilmedi. Babam ona gereken cevabı verdikten sonra. Telefonu kapattık. Aradan geçen zamanda telefonuma bankadan gelen bildirimle telefonumu açtım. Babamın gönderdiği yüklü miktar parayı gördükten sonra teşekkür eden bir mesaj atıp telefonu kenara bıraktım. Evden çıkıp etrafı keşfetmeye karar verdim. Kapımı kapatıp arkamı döndüğümde yanıma gelen bir adama baktım. "Xoş gelmişsen muellim. Men bu köyün muxtarıyam. Yolun nec'eydin yorux olmeyib?" deyip başıyla selam verdi. "Hoş bulduk muhtar. Ben yeni öğretmen Ela. Arkadaşımı Muş'a bırakıp bir gün dinlenip geldim sağ olun. " deyip bende başımla selam verdim. "Allah ayağına xoş elesin. İndi bu kend sena baxır. Uşaqları sen oxudadacaxsan. Biz da yanındayıx." ( Allah gelişini hayırlı etsin. Artık bu köy sana bakıyor, çocukları sen okutacaksın. Biz de yanındayız) dedi. “Muhtar bey benim tek maruzatım ev. Bu evi bir şekilde düzeltmeliyim. Gerekli malzemeleri yazsam getirtebilir miyiz?” diye sordum. “Sen listeyi ver muellim, ben bi yolun bulurum.” dedi. Teşekkür edip listeyi uzattım. Yazanlara bakıp başını salladı. “Sen evi bi daha yapacaksın herhal. Bu qadar imkânımız yoq a…” dedi. Haklı olduğunnu bildiğim için polemiğe girmeye gerek duymadım. Zaten devletin verdiği imkanları kendi keyfim için değil çocukların geleceği için kullanmak istiyordum. Beni yanlış anlamaması adına konuşmak zorunda olduğumu fark ettim; "Yanlış anladınız muhtar bey. Ben devletin imkanlarını kullanarak bu malzemeleri istemiyorum. Kendim karşılayacağım. Devletin sunduğu imkanlarla çocukların geleceği için bir şeyler yapmak istiyorum." dedim hızlıca. Muhtarın yüzünde oluşan gülümsemeye bende tebessümle karşılık verdim. "He vallah muellim diydiğin düzdür. Bu Sirac." deyip yanındaki yirmili yaşlarında ki genci gösterdi. "Sana yardimçi ola. İstersen bügün seni aparsın, ne lazımsa alax gede." ( İstersen bugün seni götürsün, almak istediklerini getirelim.) "Zahmet olmasın... yerleri söylerseniz ben kendim gidip bakabilirim." dedim. "Ne zahmeti bacım, hayde gelin, aşam qaranlıq çökmeden yetişin." dedi. Başımla onayladım. Adının Sirac olduğunu öğrendiğim çocuğu yanıma doğru ittirdiğinde Sirac yüzünde oluşan zoraki gülümsemeyle bana doğru yürüdü. "Kusura bakma öğretmen hanım. Ben Sirac. Köyün doktoruyum, aynı zamanda az önce tanıştığın muhtarın oğlu. Zorunlu görev olarak geldim. Az ilerideki harabede benim evim." deyip eliyle gösterdiği yere baktım. "Memnun oldum bende Ela." deyip elimi uzattım. Karşılık verdiğinde bir kaç kişiden ayıplarmış gibisine cıkcıklamalar duydum. Sirac gözlerini devirirken ben tepkisiz kalmayı tercih ettim. Arabama doğru yürümeye başladığımda Sirac'ta peşimden geliyordu. "Bu arabayla herzeyi getiremeyiz. Daha büyük bir arabaya ihtiyacımız olacak." dedi. "Bir kaç seferde gider geliriz diye düşünüyorum."dedim. Başını olumsuz anlamda sallayıp telefonuyla birini aradı. "Tuna sivildeyken şu devasa canavarını alıp gelebilir misin?" diye sordu. İsim bana tanıdık gelse de başta çıkaramadım. Karşı tarafın konuşma sesini anlayamadığım için dinlemeye çalışmaktan vazgeçtim. "tamam." deyip telefonu kapattı. "Ela hanım arabanızla gidip alacaklarımızı alalım. Dönerken arkadaşım yardımcı olacak." dedi. Başımla onaylayıp arabanın kapısını açtım. Şoför koltuğuna oturup kapımı kapattım. Sirac'da arabaya bindikten sonra tarif ettiği yöne doğru yola koyuldum. Yol boyunca aramızda geçen konuşmalardan anladığım kadarıyla çok samimi ve sevecen biriydi. Üniversiteyi, Ankara'da okumuş. Bir daha dönmem diye düşündüğü köyüneyse zorunlu göreve gelmişti. Anlatmasına göre hala köyde terör saldırıları oluyormuş. Bu yüzden akşam vakti özellikle köy içinden dışarı çıkmamam konusunda beni sıkı sıkı tembihledi. Olası bir durumda onunla irtibata geçebilmem içinde numaramı kaydetti. "Heh Tuna bizden önce gelmiş." dedi baktığı yöne doğru baktığımda Ford Ranger'la karşılaştığım. Yanındaki boş alana park edip arabamdan indiğimde arabaya yaslanmış sigara içen adamı gördüğümde gülümsedim. O da beni fark etmiş olacak ki; "Şanslı şoför..." dedi. "Merhaba Tuna..." deyip ne demem gerektiğime karar veremediğimde lafa girdi. "Sivilde Tuna de. Mükemmel yakışıklı olduğum askeri üniformamın içinde üsteğmenim diyebilirsin" deyip göz kırptı. Dudaklarım hafif kıvrılırken Sirac araya girdi. "Tanışıyorsunuz sanırım?." diye soru sorar bir şekilde konuşmaya girdi. Tuna gülmeye başladığında bende karşısında hafif bir tebessümle durmaya başladım. Tuna başını olumlu anlamda salladığında Sirac'ın suratında soru sorarmıl gibi bir ifade belirince kendimi anlatmak zorunda hissettim. "Bugün tanıştık köye gelirken..." dedim Tuna devam ettirdi. "Hanımefendi İzmir'den buraya gelirken ehliyetini unutmuş ve o kadar saat boyunca bir kere çevrilmeden köye gelmiş..." dediğinde hala gülüyordu. Sirac'ta duruma şaşırmış gibiydi; "Nasıl ya?" diye sordu. "Madem ehliyetin yok hala arabayı neden sen kullanıyorsun burada herkes Tuna gibi tepki vermez... İyi ki huysuz seni çevirmemiş." dedi suratını asarak. Tuna gülmeye başladığında; "Mert hakkında böyle dediğini duyarsa hiç iyi olmaz doktor..." diye imayla konuştu. Sirac omuzlarını silkip; "Neyse işimize bakalım."dedi. Sirac ve Tuna önden giderken bende arkalarından usul usul yürüyordum. Tuna ve Sirac bazı seçimler konusunda bana yardım ettiklerinde gayet zevkli insanlar oldukları dikkatimi çekti. Tüm alışverişimiz bittiğinde artık ayaklarım bana isyan etmeye başlamıştı. Tuna ve Sirac aldıklarımızı arabaya yerleştirirken küçük eşyaları benim arabama koymaya başladık. Tuna; "Gerçekten bu kadar malzemeyi ne yapacaksın Ela... iflahımız s..." derken cümlesini kesen ensesine yediği şaplaktı. Şaşkınlıkla vuran kişiye baktığımda sabah Tuna'nın komutanım dediği kasıntı adamı görmem bir oldu. Tuna'da kim olduğuna bakmadan; "Senin elini sik..." derken arkasına dönmesiyle hazır ola geçti ve asker selamı verdi. "Komutanım siz olduğunu bilmiyordum." diye devam ederken Sirac ve ben gülmeden edemedik. Kasıntı komutanında yüzünde hafif bir sırıtma olduğunu gördüm. Bakışlarımız denk geldiğinde yüzü ciddi haline tekrar döndü. Sirac; "Bizde bir kaç saat önce senden bahsetmiştik. İti an çomağı hazırla mı? demeliyim. Yoksa iyi insan lafın üzerine gelir mi?" diye sordu sırıtarak. Adını hala bilmediğim kasıntı komutan Sirac'a ateş eden gözlerle baktı. Yüzündeki ciddiyet ona farklı bir aura katıyordu. Tahminimce boyu 190-195 falandı, vücud biçimi ben askerim diye bağırıyordu resmen. Kol kasları üzerine giydiği t-shirtten fırlayacak gibi duruyordu. Onu süzdüğümü fark etmiş gibi gözlerini bana çevirdi. Hiç oralı olmadan Tuna'ya; "Ben yavaştan gideyim sizde diğer malzemeleri getirirsiniz." dedim. Başıyla onayladığında arabanın içine oturdum. Her şey tamamda ev bitmeden orada nasıl kalmayı düşünecektim? Gerçekten ani kararlar alırken gerisini düşünmüyordum. Usulca camı açtığımda Sirac ve komutan bir şeyler konuşuyorlardı. Tuna ise yanlarına geçmiş boş boş onları dinliyordu. Camı açıp; "Sirac" diye seslendim. Hepsi bana dönerken "Bir bakar mısın?" diye sordum. Sirac yavaş adımlarla camın önüne yaklaştığında; "Burada kalabileceğim otel, pansiyon gibi bir yer var mı?" diye sordum. Neden sorduğumu anlamış olmalı ki hiç sorgulamadan düşünmeye başladı. Tuna; "Burada otelde kalmanı önermem Ela." deyip komutanına döndü. "Komutanım eğer ayarlayabilirsek benim evde kalabilir." dedi. "Zahmet olmasın Tuna...Ben kalacak bir yer bulurum." dedim ama beni çokta duymamış gibiydi yada duymamazlıktan gelmişti. Komutan boş boş yüzüne bakarken "Ne alaka?" diye sordu. Tuna sorduğu soruya karşı şaşırmış gibiydi. Tuna; "Lojmanda güvende olur en azından komutanım." dediğinde bana baktı, bende ona bakışlarını kaçıran taraf ben olmamıştım. Tuna'ya dönüp; "Siz evde kalabalıksınız. İşinizi bitirip öğretmeni benim eve götür." dedi. Tuna şoktan şoka girdiğinde "Sizin eve mi?" diye sordu. evet anlamında başını salladı. Ben; "Gerek yok komutan bey. Siz rahatınızı bozmayın, zahmet vermeyeyim hiç birinize." dediğimde Sirac araya girdi "Bizde kalırsın Ela. Otel nereden çıktı. Size de zahmet olmasın. Hepiniz yerinizde kalın." dedi. Komutan; "Benim evde kalacak dedim Sirac. Lafımın üzerine laf söylenmesini sevmem bilirsin." deyip arkasını dönüp yürümeye başladı. Bize doğru döndüğün anahtarını Tuna'ya fırlattı. Hepimiz şaşkın şaşkın arkasından bakarken. Tuna içinden içinden bir şey konuşmaya başladı ama anlamadım. Bende kurcalamak yerine arabayı çalıştırıp yola çıktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD