Komutanın gidişinin ardından bizde köye çıkıp aldıklarımı evin içine indirdik. Tuna ve Sirac bir köşede sigara içerken bende ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Komutanın evinde kalmak istemiyordum. Sonuçta iki kere gördüğüm adamın evinde ne işim vardı. Buna Tuna'ya söylesem acaba bana yardım eder miydi? Sirac'ın evinde zaten kalamazdım. Ne köylünün ilk günden yanlış anlamasını isterim ne de onu bu duruma sokmak istemem. Tuna ve Sirac sigarasını bitirdiğinde yanıma geldiler. Tuna;
“Hazır mısın?” diye sorunca
“Ben sanırım burada kalsam daha iyi olur. Kimseye zahmet vermek istemem. Hem yarın okuluda gezip ihtiyaçlarını görmem lazım.” diye hızlıca konuştum. Sirac;
"Benim evde kalsın diyorum işte... Ben babamın eve geçerim." dedi.
"Gerek yok Sirac köy içinde dedikodulara sebep olmak istemem..." dedim mahcup bir şekilde. Tuna;
"Komutanı duydunuz onun evine götürmem lazım seni." dedi. Bir süre düşünür gibi oldu. "İstersen önce benim eve gidelim timin geri kalanıyla da tanışırsın. İstemezsen Buse komutanı senin için ikna edebilir belki..." dedi. Buse kimdi acaba diye düşünmeden edemedim. Komutanı ikna edebileceğini düşündüğüne göre onun için önemli biri olmalı... İyi de bundan sana ne Ela diye de geçirmeden edemedim. Başka çarem olmadığına karar verdiğimde başımı olumlu anlamda salladım.
"Sen arabanı alma yarın biz seni köye bırakırız." dedi. Onun arabasına doğru yürüdüm. Sirac'a el sallayıp arabanın sağ koltuğuna ben, şoför koltuğuna Tuna oturdu. Daha geldiğim ilk günden bugün tanıştığım insanların evinde kalacak olmak beni bir hayli huzursuz etmeye yetti. Gerçi onlardan hiç kötülük görmedim. Sonuçta Tuna ve komutan Türk askeri. Olsun insanlarında düzenini bozmayı daha ilk günden başarmış olmak hiç hoşuma gitmedi. Uzun süren sessizliğin ardından Tuna konuşmaya başladı.
"Ne oldu kız Karadeniz'de gemilerin mi battı. Bu surat ne?" diye sordu. Yüzümde zoraki bir gülümsemeyle ona döndüm.
"Seni ve Sirac'ı bugün tanıdım hemen rahatınızı bozacak bir şeyler çıkmasına da sebep olmuş oldum." dedim. "Hatta tanımadığım komutanınızın bile huzurunu kaçırmış sayılırım." dedim. yüzümü buruştururken. Tuna'da yanımda kahkaha atmaya başladı.
"Sahi komutanım..." dedi eliyle çenesini karıştırırken. "Onu hiç katma neden öyle bir tepki verdiğine dair en ufak bir fikrim yok." dedi.
"Nasıl yani?" diye sormadan edemedim. Tuna gülerek "Daha önce kimseyi evinde ağırlamadı ailesi dışında." dedi. Anladığımı belli eden bir mırıltı sarf ettiğimde şaşırmadım, o kadar suratsızlıkla kim neden onun evinde misafir olmak istesin ki. Adamı tanımadan daha ilk günden gıcık olmama sebep olmuştu. Bu sırada telefonumun çalmasıyla görüntülü arayan babamı gördüm. Ne diyeceğimi düşünürken aramaya cevap vermem gerektiğine karar verdim.
"Papatyam... ne yaptın hallettin mi işlerini?" diye sordu. Daha ben cevap veremeden arabada olduğumu anladığında " Kimin arabasındasın sen?" diye sordu. Bu yaşıma kadar babamdan bir şey saklamak zorunda olmadığım için şükrettim. Her zaman korumacı ama rahat bir ailem vardı. Tuna'ya baktığımda suratında anlamlandıramadığım bir hal vardı. Babamın yanlış anlayıp bir ton laf işiteceğimi düşünüyordu sanırım.
"Buraya gelirken yolda başımdan geçenleri anlatmıştım ya Tuna diye bir askerden bahsetmiştim..." dedim babam onaylar anlamda başını salladı. "Onun arabasındayım baba. Ev işleri bitene kadar birkaç gün lojmanda kalmam için yardımcı oldu." dedim. Tuna;
"Niye beni katıyorsun." diye fısıldarken babamın ekranda güldüğünü gördüm.
"Çevir bakim telefonu şu Tuna askere kimmiş, neymiş göreyim!" diye kızgın bir ses tonuyla konuştu. Dalga geçtiğini bildiğim için telefonu Tuna'ya doğru çevirdim. Tuna telefona el sallarken babam kaşları çatık bir şekilde bakmaya devam etti. Tuna;
"Merhaba efendim. Ben Tuna" dedi.
"Merhaba oğlum rahat ol ne bu suratının hali." diye kahkaha attığında Tuna'da biraz rahatlamış gibiydi. Babam devam etti. " Bilmediğimiz bir yerde çocuğumun senin gibi arkadaşlarının olması ilk günden beni mutlu etti. Sonuçta Türk askerisin. Kızım sana emanet." dediğinde Tuna bir gururla;
"Gözünüz arkada kalmasın. Ela önce Allah'a sonra bize emanet. Ne zaman ihtiyacı olursa yanında olacağız."dedi. Babam başıyla onayladığında biraz daha sohbet ettikten sonra telefonu kapattım. Tuna;
"Baban beni vurmaz." dimi diye gülerek sorduğunda
"Sence..." diye sordum.
"Yok yok vurmaz. Hem seni bana emanet etti. Vuramaz." dedi. Gülerken lojman olduğunu düşündüğüm yerin önünde askerler hazır ola geçti. Tuna;
"Komutanım size gerekli bilgiyi vermiş olması lazım. Hanımefendi bir süre bizimle kalacak." dediğinde bir şeyler daha konuştuktan sonra arabayı otopark gibi bir yere çekti. Aynı anda arabadan indiğimizde peşinden yürüdüm. Aslında şu an rahat olmam gerekiyordu ama ben gittikçe geriliyordum. İnsanlarla tanışmak benim için kolaydı ama bu kadar askerin içine girecek olmak beni geriyordu. Aslında beni geren asker olmaları değil, onlara karşı yanlış bir tepki vermek yada konuştuğum bir şeyin yanlış anlaşılmasıydı. Yoksa vatanını, milletini, bayrağını canından önde tutan bu milletin vatandaşına bir şey yapmazdı. Tuna gerildiğimi anlamış gibi binanın içine girerken
"Gerilecek bir şey yok Ela. Hepsi senin gibi ete kemiğe bürünmüş insanlar. Tek farkımız biz askeriz. Bizde gülüp, eğlenebiliyoruz." deyince hafif bir tebessüm ettim.
"Kaç kişi var şu an?" diye sorduğumda. Benim kaldığım evde 4 erkek kalıyoruz. Komutanımın evi hemen 2 üst katımızda, bir kişi daha var o da başka kızlarla kalıyor." dediğinde onayladım.
"Mert Üsteğmen timin komutanı duygusuz, sert göründüğüne bakma pamuk gibi kalbi vardır." dediğinde gülmeden edemedim.
"Suratsızın teki..."diye ağzımın ucuyla söylendim.
"Sakın duymasın yoksa vay haline... gülerek izlerim" dedi kahkaha atarken. Suratımı buruşturduğumda devam etti.
"Tuğra Astsubay... namı değer hayalet teröristler onunla karşılaşmak istemez. Hedefi çıplak gözüyle vurabilecek kadar yetenekli. Gel gör ki çenesinde bir o kadar açıktır. Bazen şaşırıyorum. Yusuf teğmen, timin ikinci komutanı oda komutanım gibi ciddi ve soğuk durur ama tanıdıkça seversin, Buse sıhhiyeci, timin küçük bebeği, Alpay uzman çavuş timin bombacısı... ve ben beni tanıyorsun zaten anlatmıyorum..." diyerek bitirdi.
Asansör bulunduğumuz katta durduğunda ellerimin boş olduğunu fark ettim. Ayıp olacaktı ama burayı bilmiyorum sonuçta evim bittikten sonra onları bir gün yemeğe davet ederim diye düşündüm. Kendi kendime durumu onayladıktan sonra Tuna'nın arkasında kapının açılmasını bekledim. Tuna peş peşe zile basarken içeriden;
"Geldim. geldim... patlama." diye bir ses yükseldi. Tuna pis pis gülerken kapı açıldı. Buse olduğunu tahmin ettiğim kız;
"Ne peş peşe zile basıyorsun..." diye cırlarken arkadan bir ses geldi
"Zil götüne kaçmıştır belki" dedi gülerek. Kız onu onaylarken Tuna içinden mırıldana mırıldana içeri girmeye yeltendi kapının ağzında duran Buse'yi ittirip "Çekil ayağımın altından kapıda kaldık." diye çemkirdi. Onun içeri geçmesinin peşine Buse'yle göz göze geldik.
"Ayy kusura bakma... Seni unuttum yoksa içeri erkenden alırdım mutlaka." dediğinde ayakkabılarımı çıkartıp köşeye düzgünce koyduktan sonra içeri girdim. "Bu arada ben Buse." deyip sevecen bir halde beni kendisine çekip sarıldı.
"Merhaba bende Ela... Öğretmenlik için buradayım. Sizede zahmet verdim kusura bakmayın..." dedim. Beni yönlendirdiği odaya girdiğimde masayı hazırlamış yemeğe bizi bekliyor olmaları dikkatimi çekti. Bugün adam akıllı yemek yemeğimi fark ettiğimde midem artık kazınma aşamasına geçti. İçerideki herkesle kısa bir merhabalaşmanın ardından erkekler sofraya geçerken bende Buse'ye yardım etmek için peşine takıldım. Buse;
"Komutanımın evinde kalacakmışsın sanırım..." dedi düşünceli bir şekilde. Bende olanları kısa ve özet geçtim. Buse;
"Kalmak istemiyorsun sanırım." diye sorguladı.
"Zahmet vermek istemiyorum. Tuna'yada söyledim aslında otel gibi bir yere yerleştirmesi hakkında ama komutanımda... komutanım deyip duruyor." dedim suratımı büzüştürerek. "Zaten aşırı suratsız bir adam. Birde evde bir iey kırılır falan onun çenesiyle uğraşabileceğimi düşünmüyorum." dedim. Buse kaş göz işaretiyle arkamı gösterirken ne demek istediğini çok geç anlamıştım. Suratım asılırken, kısık bir sesle "arkamda mı?" diye sordum. O başıyla onaylarken komutanın sesi duyuldu.
"Hakkımda bu kadar güzel konuşman gözlerimi yaşarttı öğretmen." dedi. Ellerini göğsüne dayamış, kapıya yaslanmış bir halde bizi dinliyordu. Bu halinin dikkatimi çekmesine içimden söverken gözlerinin içine baktım.Griye dönük bir renge sahipti. Ona has bu gözler hoşuma gitmesi beni heyecanlandırdı.
"Yanlış bir şey söylediğimi düşünmüyorum Komutan. Sen baya baya suratsızsın." diye söylendim. Tezgahın üzerinden tabakları alıp yanından geçerken omuz attım. Aslında çok kısa değildim ama o aşırı uzundu ben omuz atmak isterken koluna çarpıp yanından geçmiştim sadece. Tabi benim çarpmam bu devasa adama sadece sinek ısırığı gibi hissettirmişti belli ki. Elimdeki tabakları masaya yerleştirirken konuşmaya tanık oldukları hallerinden belliydi. Tuğra;
"Komutanım ilk defa biri size direkt suratsız dedi farkında mısınız? Genelde kadınlar kaslarınızı, gözlerinizi över..." diye cümlesini tamamlayamadan Alpay lafa girdi " Biraz daha boş boş konuşmaya devam edersen birazdan götünde bireyler patlayacak devrem..." dedi gülerek. Hepimiz masada onları dinlerken adının Yusuf olduğunu öğrendiğim adam;
"Hanımların yanında düzgün konuşun." diye uyarır bir sesle konuştu. Mert komutan ya da Bay suratsız mı demeliyim? Hiç bir şey demeden yemeğe gömüldü. Ara ara Tuğra ve Alpay'a ters ters bakmayı unutmuyordu. Tuna'ya doğru eğilip tam bir şey söyleyecekken Bay suratsızla göz göze geldik. Dik dik ona bakmaya devam ederken Tuna'ya;
"Yarın arabamı Sirac'a getirtebilir misin?" diye sordum. Olumsuz anlamda başını salladığında;
"Ben nasıl köye gidip geleceğim" diye sormadan edemedim. Tuna;
"Biz bırakacağız dedim ya kızım işte ne uzatıyorsun. Kışla hemen dibimizde bir boşlukta getirip ben bırakıp geleceğim seni. Dönerkende arabanı alırsın." dedi. Mert hayırdır dermiş gibi Tuna'ya baktığında Tuna;
"Yarın köye çıkacakta nasıl gideceğini soruyor komutanım." dedi hızlıca. Bende Bay suratsıza döndüğümde olumlu anlamda başımı salladım.
"Ben götürürüm öğretmen. Sabah 7'de hazır ol." dedi. İyi de ben seninle çıkmak istemiyorum diyemedim. Masadaki herkesin bakışları onun üzerindeyken "Muhtarla görüşmeye gideceğim." deyip kısaca bir açıklama yaptığında gereksiz Tuğra lafa atladı.
"Niye komutanım?" diye sordu. Mert ona kaşlarını kaldırmış bir şekilde baktığında Tuğra yanlış bir şey dediğini yeni fark etmiş bir şekilde öksürmeye başladı.
"Şey... komutanım... ben sadece.... operasyonla mı alakalı diye sormuştum." dediğinde bu sefer ben dayanamadım;
"Ne operasyonu?" diye sordum. Herkes bana bakarken; "Pardon bir an ortama kaptırdım kendimi." dediğimde elimle alnımı kaşımaya başladım. Ben bu kadar askerin arasında bir kaç gün nasıl kalacağım acaba.