4. Resital

2629 Words
4.BÖLÜM: "SIR PERDESİ" "Zorlukları karşılamanın iki yolu vardır ya zorlukları değiştirirsiniz ya da zorlukları çözmek için kendinizi" (Phyllis Bottome) "Yalvarırım kızım! Yalvarırım yapma!" "Nasıl izin verdiniz? Hepsi sizin yüzünüzden!" "Böyle olacağını bilemezdim!" dedi benim gibi ağlamaya başlarken. "Böyle olacağını bilmezdim..." tekrarlıyordu kendi söyledikleri. "Derin nefes al Nadia, kendine gel sen bu değilsin" diyordu bir tarafım. Diğer tarafım ise soruyordu: "İçindeki öfke ateşi hiç sönmeyecek bunu bilmiyor musun Nadia? Orada durmaya devam mı edeceksin?" Derin bir nefes almaya çalıştım ama nefesim akciğerlerime ulaşmadan geri çıkıyordu. "Bende böyle bir şey yapacağımı bilmezdim, beklemezdim." dedim kısık sesle ve vurgulayarak. "Ama bak halime." kendimi gösterdim. Elimdeki bıçağı işaret ettim. "Hiç beklemediğimiz şeyler olurmuş işte." ... Ellerim de kanlar var bak. Öldürdüm herkesi geçmişimdeki acılara gömerek. Ağlayışlarım yağmura dönüştü .Fısıltılarım kasırga oldu. Parmaklarım arasında tuttuğum bıçak ise kaderim oldu. Söylesene şimdi ben kötü biri miydim? 27.08.2021 "Ben sana yardım ettim senin de bana yardım etmeni istiyorum sadece!" dedi öfkeyle. Sustum. Susmayı tercih ettim. Gözlerimi dışarıya çevirdim, sonbahardaydık. Yağmur atıştırıyordu. "Yağmur yağıyor." dedim bu konuyu kapatmak istercesine. Ona baktığımda onunda dışarı baktığını gördüm. Onu izledim bir süre. Kirli sakalları, siyah gözleri, siyah saçları, hafif kemerli burnu, çatık kaşları, kendini sıktığını gösteren çehresi... Bakışları beni bulduğunda bende onun gözlerine bakmaya devam ettim. "Neden konuyu değiştiriyorsun?" diye sordu bu sırada. Konuyu değiştirmek istiyordum çünkü iğrenç bir hal almaya başlıyordu. Bana koşulsuz yardım edeceğini söyleyen adam gitmiş karşılık bekleyen adam gelmişti. Bir çıkarı olacağını biliyordum. Ancak bunu da beklemiyordum. Benden robot istiyordu. İçimden geçen düşünceyi söylemek ya da sormak istedim. "Benimle, annem Rus Örgütünde diye mi yardım ettin?" "Saçmalıyorsun." dedi arkasına yaslanırken. "Senden babamın robotunu istedim sadece. Bunun da sebebini söyledim. Onu geçmişime boğmak istiyorum fakat sen gerçekten bunu mu düşündün?" "Evet." dedim dürüstçe. "Eser senin kadar bende biliyorum." ona doğru yaklaştım beni aptal yerine koyuyordu. "Robotların yapılmasının nedenini." İnsanlara benzer robot yapılmasının tek sebebi vardı o da iftira atmak ya da suçu o yapmış gibi göstererek ceza almasını sağlamaktı. Zaten Asilzade de adalet görüldüğü kadardır. Ne olduğu nasıl başladığı kimin yaptığı pek de önemli değildi. Suçsuz bile olsan, eğer elinde kanlı bir bıçak ve yerde yatan bir ceset varsa katilsindir. Kumpas olduğunu söylesen bile kimse sana inanmazdı. İçimde beni kemiren sorular mevcuttu. En merak ettiğim ise Eser babasına ne yapacaktı peki? "Ne suç atacaksın babana?" Gözlerini kaçırdı "Orası da bana kalsın." dedi söylemek istediğini belli ederek. "Benden babanın robotunun yapılmasını istiyorsun ve neden bunu istediğini söylemiyorsun." alay eder derecesinde güldüm. "Saçmalama istersen Eser." "Asıl sen saçmalama daha fazla istersen!" dedi sert olan sesiyle. Kaşlarım çatıldı. Gerçekten burada tek saçmalayan ben miydim? Bunu dayanamayarak soru haline getirip ona da sordum "Burada saçmalayan gerçekten..." kendimi gösterdim "ben miyim?" İyice delirmişti bu adam. "Sen, babanın robotunu isteyerek saçmalamıyorsun; ama ben neden istediğini sorduğumda saçmalamış mı oluyorum?" Elini yüzüne götürüp öfkeyle sıvazladı. Sinirlenmişti. Zaten hep sinirliydi. İstediği yerine gelmediği zaman öfke saçardı. Bazen ise Dünya'nın en mutlu insanı en vurdum duymaz insanı olurdu. Bazen de böyle olurdu. Bana yardım edeceği için bu hallerine alışmıştım. "Daha ne kadar ha?" dedi öfkeyle "Daha ne kadar?" "Daha ne kadar ne?" Çenesini sıktı, elleriyle oynamaya başladı. Alt dudağını ıslattı, söyleyip söylememek arasında kaldığını gösteren bir tavır vardı suratında. Sonra ise düşünmekten vazgeçmiş olmalı ki acı gerçeği suratıma vurdu. "Daha ne kadar babanı öldürmüş adamı bana karşı koruyacaksın?" Dudaklarım düz çizgi haline geldi, anlamaya çalışır şekilde kaşlarım çatıldı, o ise acımasızca sözlerine devam etti. "Babam babanı öldürmüş. Annen de bunu biliyormuş ama işine gelmiş. Çünkü annen işlerin başına geçmek istiyormuş. Herkesin işine gelmiş bu durum ve sen babanı elinden alan adamı mı kayırıyorsun bana?" Hani bazen öyle anlar olur ki. Söylenen sözler kalbinizde ince bir sızı meydana getirir. İşte bende de tam öyle oldu. Zaman benim için, bulunduğum ortam için durdu. Ben, ben olmaktan çıktım. Ruhum ağır bir yük daha alması yetmiyormuş gibi acıyla dolmuştu bir de. O kadar derin bir yara almıştı ki akan kan yüreğimde ağır bir sızıya yol açmıştı. Eser yalan söylüyordu, değil mi? Sadece onun istediği yapmam için yapmıştı bunu. Elimi inanamayaraktan ağzıma götürdüm. Bir süre duyduğum cümleyi sindirmeyi bekledim ama olmadı. Sindiremedim. Gözlerimi kapattım, şu an burada değildim, Eser bana o cümleyi söylememişti... Babanı öldürmüş adamı bana karşı koruyacaksın? Babam babanı öldürmüş. Annen de bunu biliyormuş ama işine gelmiş. Hayır, hayır, hayır söylememişti. Hepsi sadece bir kabustan ibaret. Eser'in babası Eser'i küçükken terk etmişti, benim babamda ben çok küçükken ölmüştü. Eser canım yansın diye söylemişti. Kafamı inanmadığımı gösterir şekilde iki yana salladım. Bu kadar da ileri gidemezdi. İçimden söylediğimi dışıma yansıttım. "Bu kadar da ileri gidemezsin ya." yüzümün öfkeyle kasıldığını hissediyordum. "Senden yardım istedim diye bu kadar da ağır konuşup istediğini yaptırmak isteyemezsin ya." ona doğru yaklaştım "Nasıl bir insansın sen? Nasıl bu kadar acımasız olabilirsin? Sana sırrımı açtım diye beni en zayıf noktamdan nasıl vurmak isteyebilirsin?" Söylediklerim karşısında afallamış gibi duruyordu. "Nadia," diye adımı söyledi ama ben daha fazlasını duymamak için oturduğum yerden hızla ayaklandım. Elimi göğüs kafesime götürdüm. Nefes alamıyordum sanki. Elim ayağım birbirine dolaşmıştı. Zangır zangır titriyordum. Aldığım nefesler akciğerlerime ulaşmadan dudaklarım arasından firar ediyordu sanki. Ellerim titrese de yanımdaki sandalyede duran çantamın sapını sımsıkı güç almak ister şekilde tuttum. "Nadia nereye?" diye sormaya devam etti ama ben duymak istemiyordum şu anda. "Kes sesini!" diye bağırdım bulunduğum halin aksine. Herkes bize bakıyordu, herkes bizi izliyordu ama umurumda olmadan devam ettim. "Senin ne kadar fazla iğrençleşebileceğini unutmuşum!" iğrenerek baktıktan sonra arkamı dönüp çıkışa doğru adımlamaya başladım. Onu dinlemek istemiyordum. Bir şeyler daha söyledi ama ben dinlemedim. Ellerimle sus işareti yapmak, hatta kulaklarıma götürüp sımsıkı kapatmak isterdim ama yapamadım. Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı, sanki ölüyordum. Bu kadar ağır sözler bir anda ruhumda kapanamayacaklar yaralar oluşturmuştu. Gitmem lazımdı buradan. Koşar adımlarla kafeden ayrılırken ayaklarım birbirine dolaşmıştı sanki. Eser'in adımı seslendiğini duyuyordum ama durup da onu daha fazla dinlemek istemiyordum. Ancak beni sımsıkı tutup kendine çevirdi. İtmeye çalıştım "Dokunma!" dedim bağırarak. "İğrenç herifin tekisin sen! Tiksiniyorum," geri çekildim ondan "midemi bulandırıyorsun!" Gözlerimden yaşlar akıyordu ve onu bu yüzden buğulu görüyordum. Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim. "Eser sana bu zamana kadar tek bir şey söyledim." dedim elimle bir işareti yaparken. "Bana her şey söyle ama yalan söyleme ya da böyle canımı acıtmak için bile isteye numaralara girme! Sen ise bana yalan söyledin! Yalan söylemeyi de geçtim iğrençleştin!" diye bağırdım. "Yalan söylemedim!" dedi o da bağırarak. Ben nasıl bir işin içindeydim? "Gerçekleri söyledim sana! Hayatının ne kadar sahte olduğunu-" Çığlık attım, elimi onun yanağına götürüp sert bir tokat attım "Sus artık sus!" diye bağırdım. "Canımı yakmak için hala daha yalan söyleyip iğrençleşiyorsun! İğrenç bir adamsın! Mide bulandırıcısın!" "Ben sana hiçbir zaman yalan söylemedim!" diye bağırdı. "O çok güvendiğin herkes bilmesine rağmen sakladı ama ben saklamadım. Bu yüzden mi yalancı ben oluyorum Nadia?" "Eser," dedim göz yaşlarımı silip öfkeyle bağırırken. "Sus artık sus! Kes sesini!" arkamı dönüp gideceğim sırada kolumdan tutup beni durdu. Dokunmasıyla "Bırak kolumu!" diye çığlık atarken o da hızlıca uzaklaşıp iki elini de teslim oluyormuş gibi kaldırdı. "Neden böyle yapıyorsun?" dedi bana az öncekine göre acıyarak bakarken, "Neden Nadia? Neden acılarını örtmek istiyorsun?" Kafamı iki yana salladım, "Bu örtmek değil Eser." başımı dik tuttum. "Sana inanmıyorum." dediğimde bu sefer gözlerinde gördüğüm tek şey kırılmaktı. Umurumda değildi. Birkaç adım atarak uzaklaştım "Bir daha sakın karşıma çıkma!" diyerek tehdit ettim. "Nadia," dese de elimi kaldırarak susturdum. Aralık dudakları kapandı. "Sakın karşıma çıkma." kelimeleri bastırarak söyledim ve ona arkamı dönerek orayı terk ettim. Nefret eder gibi seviyorlar. (Suç ve Ceza) Şimdi Eve vardığımda kapıyı çalmadan önce ayaklarım zemine çakılmış gibi durdum. Hiçbir şey olmamış gibi davranmam lazımdı. Uzun zamandır bu rolü oynuyordum. Alışmıştım aslında. İyiymiş gibi davranmak, elim hiç kana bulaşmamış gibi davranmak, hala içinde merhamet ve sevgi duygusu taşıyan o şımarık kız olmak... Güvenliklere gülümsemiş, selam vermişte olsam gayet iyiymiş gibi davransam da öyle olmadığını annemin kolayca anlayacağını biliyordum. Ondan kolay kolay bir şey saklanamazdı. Elimdeki çantamı o kadar sıkı tutuyordum ki ellerimin acıdığını hissediyordum. Alt dudağımı ıslattım, parmaklarım zile doğru ilerledi fakat basamadım. "Sakin ol," dedim kendimin duyacağı tonda. "Sakin ol Nadia." Derin bir nefes alıp zile bastım. Hiçbir şey olmayacak. Dün nasılsan yine öyle olacaksın. Hiçbir şey değişmedi. Kapı açıldığında karşımda evimizin hizmetlisi Aysun'u gördüm. "Hoş geldiniz Nadia Hanım." dedi gülümseyerek içeri geçmem için birkaç adım kapıdan uzaklaştı. "Hoş buldum," dedim tebessüm etmeye çalışarak. İçeri girmeden önce içeriye kısa bir göz gezdirdim. Aysun ise girmem için bekliyordu. "Daldım," dedim biraz daha gülümsemeye çalışarak. Anlayışla karşıladı Aysun. İçeri geçtiğimde evin sıcaklığı bedenime hızlıca işlendi ve mayışmamı sağladı ancak içimdeki huzursuzluk asla gitmemişti. "Annem evde mi?" diye sordum Aysun'a dönmeden sorarak. "Evet efendim." Demek evdeydi... Dikkat çekmemem lazımdı, tabii bu hiç kolay olmayacaktı "Tamam, teşekkür ederim." dedim ve daha fazla konuşmadan merdivenlerden hızlıca yukarı çıktım, odama girdiğimde kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefesi içime çektim. Hiçbir şey olmadı, rahat ol Nadia. Gerçekten, hiçbir şey olmadı mı? Olmadı. Emin misin? Evet. Yatağa oturdum, içimdeki sesi düşünmemeye çalıştım. Gözlerimi sımsıkı yumdum, çarşafı o kadar sıkı tuttum ki canımın acıdığını hissediyordum. Kafanın içinde senden başka biri yok. Kimse seninle konuşmuyor. Evet, tekrarla. "Başka biri yok," dedim fısıltıyla, gülümsedim. "Bitti, o zaman bitti." Gözlerimi araladım, bu sırada aynaya kaydı bakışlarım. Silinmiş olan makyajıma kaydı önce. Ardından daha detaylı inceledim. Üzerimdeki kıyafetimin bel kısımlarını sıkıp durduğum için izler oluşmuştu. Sonra solmuş tenime, renksiz dudaklarıma, ruhsuz bakan gözlerime kaydı... Bu an tanıdık geldi bana... Ağlamaktan silinip iz bırakmış olan makyajım, alt dudağımı sürekli sinirden ısırdığım için oluşan kızarıklık, kendimi sıktığım için kas katı kesilmiş olan bedenim, titreyen çenem, soluk tenim, ruhsuz bakışlarım... Kan olmuş gömleğim, bel kısmı kırışmış ceketim, elimdeki kan ve sımsıkı tutmaya devam ettiğim bıçak, dağılmış topuzum, zorla takılmış olan yüzük parmağımdaki nişan yüzüğü... O an bitti, neden hala orada takılısın ki Nadia? Kendine gelmen gerekiyor. "Gelemiyorum," dedim kendimi sıkarak, "düzelemiyorum." Komodine uzandım. Çekmeceyi açtım, içindeki ilaç kutusundan ilacımı aldım. Su bardağına komodinde duran sürahiden biraz su doldurduktan sonra avuç içimde tuttuğum ilacı, ağzıma atıp arkasından birkaç yudum su içtim. Bu ilaç bana iyi gelecekti, unutacaktım, sonuçta o anlar bir daha yaşanmayacaktı. Ayrıca ben sadece bana yapılan her şeyden intikam almak istemiştim. Ben kötü biri değildim ki. Katilde değildim. Kurtulmak için bir yoldu benim ki. O an yapacağım başka bir şey yoktu ki. Vicdanı olmayan onlardı. Acımasızlardı. Hak etmişti hepsi. Yatakta hala oturur vaziyetteyken yastığımı çekip uzandım. Dizimi karnıma doğru çektim; uyumak, unutmama bir daha onları hatırlamamamı sağlayacaktı. Gözlerimi sımsıkı yumup uyumaya çalıştım. "Sen katil değilsin..." dedim kendime hatırlatmak isteyerek, "hiçbir zamanda olmadın. Kendini korumak istedin." * 2 gün sonra Birkaç gündür içtiğim ilaçlarla kendimi iyi hissediyordum. Onlara ara vermek berbat bir düşünceydi. Odamdan ayrılmıyordum. Arkadaşlarımın davet ettiği yerleri reddetmiştim. Bir yere gidecek halde değildim. Ara sıra kabuslarıma o anlar giriyordu. Pek de iyileştiğim, yaralarımın kabuk bağladığı söylenemezdi. Kim açılmış yaralarını çabucak unutabilirdi ki? Yatağımda oturur vaziyetteydim. Saçlarımı toplamıştım ama çok da iyi durduğu söylenemezdi. Odama, hızlıca kapıyı çalmadan içeri giren annemi görmemle yüzüme mutlu olduğumu gösteren bir gülümseme takındım. O ise her zaman ki gibi ciddiydi. Dolabıma yöneldi bana bakmadan bende onun ne yaptığını görmek için onu izlemeye koyuldum. "Anne?" diye de ekledim. "Ne yapıyorsun?" Sorumu cevaplamadan, "Hala hiçbir şey olmamış gibi yapmaya devam mı?" diye sordu tersleyen bir şekilde. Kaşlarım çatıldı, anlamamazlıktan gelmek en iyisiydi. "Ne?" dedim şaşırmış gibi. Fark etmiş olamazdı, olmamalıydı. "Oyununa karşılık veriyorum ama emin ol sıkmaya başladı." bana doğru döndüğünde elinde yakın zamanda aldığı, hiç giymediğim oldukça pahalı bir elbise vardı. Aslında oyunda denmezdi buna. Ben olmak istediğim şekle bürünüyordum. Bakışları yüzüme döndüğünde ise az önceki gülümsememi yeniden ona bahşetmedim hatta öyle bir şey ki ilk defa ona karşı geldim. "Karşılık vermeni isteyen olmadı anne." dedim. O da söylediğim cümleye şaşırmış olacak ki önce kaşları havalandı "Öyle mi?" diye sordu emin olmak isteyerek. Başımı evet diye sallayarak onayladım. Sert bir tepki beklerken ondan o ise karşılık olarak "Sen gerçekten aptalsın." dedi bana iğrenir şekilde bakarak. Aptal olduğumu ona düşündüren neydi? Kendi ayaklarım üzerinde durabileceğimi düşünmek miydi? "Senin kızınım, senin kızın aptal olamaz." onun cümlesini taklit ettim sonra da ekledim "Unuttun mu?" Göz devirdi, ardından kendinden emin olan sesiyle "Benim kızım olsaydın, bir salaklık yapıp tek başına gitmezdin zaten." dedi. Kaşlarım havalandı, dudaklarım vay be dercesine büküldü. Demek sorguya çekildiğimi biliyordu. Bilmediği ne vardı ki zaten. Yüzümde hayda der gibi bir ifade oluşurken tekrardan onun yüzüne baktım. "Avukatınla gitmeyi akıl ederdin." "Neden avukatımla gideyim?" dedim omuz silkerek ve onun fikrini reddederek. "Ben bir suç işlemedim ki!" o ise beni dinlerken sanki yalan söylüyormuşum gibi bakıyordu. "Ben hiçbir şey yapmadım o yüzden kendi başıma gittim." "Gerçekten mi?" alaycıl şekilde olan yüzüyle, bana bakmaya devam eden annem; bu seferde takı dolabıma yöneldi. Seçtiği elbiseye uygun takılar aramaya başladı. "Dedin ki suçu anneme atayım zaten annem Rus örgütüne bağlı, bende aradan sıyrılırım öyle mi?" Öyle mi diye biten cümleleri küçüklüğümden beridir beni korkuturdu ama bu sefer öyle olmamıştı. "Amacım suçu sana atmak değildi. Kimse seni kolay kolay karşısına alamaz bunu biliyorsun anne. Benim de amacım buydu. Gelip de senden hesap soracak cesarette olduklarını düşünmüyorum. Sorarlarsa da dürüst olursun. Eser'in senden robot istediğini senin de yaptırdığını anlatırsın biter. Abartılacak ya da saklanacak bir şey yok ki ortada." "Gerçekten yok mu ortada saklanacak bir şey Nadia?" dedi kahkaha atarak. Ben ise boş boş suratına bakıyordum o gülerken. "Ah Nadia, benim güzel kızım." iç çekti "Babanın da bu halini görmesini o kadar çok isterdim ki. Demek ortada saklanacak bir şey yok. Yani Eser'in annesini sen öldürmedin? Bu yüzden saklanacak bir şey de yok ortada, öyle mi?" "Öldürmedim!" dedim onu onaylayarak. Neyin inkarını yapıyordum ki ama hayır... Ben bile isteye öldürmemiştim onu. Elinde ki seçmiş olduğu takıyı elbisenin yanına koyarken, "Madem sen öldürmedin, kim öldürdü o zaman Nadia? Sonuçta robot daha tamamlanmadan öldürüldü... Biz ise o robotu ona rağmen yapmaya devam ettik. Eser desen Eser'in ne durumda olduğunu o an en iyi sen bilirsin. Bu sefer de babası desen o da olaydan sonra beni aramasaydın imkânsız gelmezdi oraya. Ee o zaman geriye kim kaldı?" diye sorar şekilde suratıma baktı. Sustum, verecek cevabım yoktu belki de. Gülümsedi, "Bende öyle düşünmüştüm." kıkırdadı, "Eser'in annesini sen öldürdün, istediğin kadar inkâr et. Gerçekleri saklamak istiyorsan en ince ayrıntısına kadar bilmelisin. Bilmiyormuş gibi yapmak en büyük aptallıktır." "Öldürmek istemezdim." dedim anılar tekrardan zihnime yerleşirken. "Anne ben kötü biri değilim, birini öldürmek hiçbir zaman istemedim. Ben böyle..." elimi kalbime götürdüm, gözlerim doluyordu, "bazen canım yanıyor, ben böyle olsun istemezdim. Ben katil olmak hiçbir zaman istemedim. Kötü biri değilim ben." "Nadia..." göz devirip çenemi tuttu ve kendine bakmamı sağladı. "Sen benim kızımsın, masum biri olacağını beklemezsin değil mi? Neden öldürdün onu da anlamadım ama bu şekilde kirleneceğini hiç beklemezdim." "Ben senin kızın olmak istemedim hiçbir zaman!" dedim bağırarak ayağa kalkarken. "Senin kızın değilim!" "Sen benim kızımsın," dedi gülümseyerek. "Şu haline bak." beni baştan aşağı süzdü "Benim gibi öfke kontrolün yok. Neden biliyor musun? Alyona Soyhan'ın kızısın sen. Masum olamazsın." güldü, ben ise titriyordum onun gibi olmak istememiştim hiçbir zaman... "Sen, öyle bir şey ki sanki Dünya'daki tek masum insan senmişsin gibi davranıyorsun. Neyse ki sorguda alınan ses kaydını ve videoyu izledim. İtiraf etmeyecek kadar aptal değilmişsin. İtiraf etmediğin kalmış orası ayrı mesele. Kimse masum değildir, özellikle ona bunu göstereceğim." Kaşlarım çatıldı, kimi bahsediyordu? "Kim?" dedim. "Seni sorguya çeken Alin işte. Eftal aptalmış anlamamışta... O Alin?" sesli bir şekilde iç çekti. "O seni nasıl sorguya çektiyse, tehdit ettiyse bende onu sınayacağım. Hatta daha fazlası olacak. Onları yok edeceğim. Toparlanamaz hale gelecekler." "Ne?" gözlerimden akan yaşları hızlıca elimin tersinden silerken oturduğum yataktan kalktım. "Nasıl?" anlamıyordum bazen annemi. Ne demeye çalışıyordu? Suçu olmadan işlerini yapan iki insana ne yapacaklardı? Tamam Alin tehdit etmiş olabilirdi ama o da kendince haklıydı. Suçlu kimse bulmak istiyorlardı. "Sana kimse masum değil demiştim Nadia." yatağa bıraktıklarını işaret etti. "Alin ve Eftal benimle konuşmak istedikleri çok belli. Eh, bende onları akşam yemeğine çağırıp keyifle sohbet edecek değilim. Ancak emin ol Alin ayağıma geldiğinde nasıl yalvaracağını izlemek çok keyifli olacak. Onlar bizi avlamak isterlerken avlanacaklar." yüzündeki kurnaz gülümsemeyi artık biliyordum. Gözlerinin içi parıldıyordu bu gülümsemede. Kurnaz da denmezdi buna. Bu daha çok intikam, öfke ve zaferin gülümsemesiydi. "Bakalım Alin, adaleti mi aşkı mı tercih edecek?" BÖLÜM SONU
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD