1. Bölüm "Başlamadan biten duygular"

1991 Words
Nasıl mı başlamadan bitti? "Anne, okulun tatil olmasına daha var. Tatilde söz, geleceğim," dediğimde Rüzgar, boynuma küçük öpücükler kondurmaya başlamıştı. Adana'ya iki aydır gitmediğim için beni özlemişlerdi; haliyle ben de onları çok özlemiştim. Ama hafta sonu gidip onları görme fikri bile zordu. Rüzgar’la birlikteydim ve ondan ayrı kalmayı hiç istemiyordum. Ayıptır söylemesi, birbirimize deliler gibi aşıktık. Ona öyle çok güveniyordum ki, ilkim olmayı hak edecek kadar değerli görüyordum. Üniversitenin üçüncü yılıydı, bizim ilişkimiz ise iki yılı geride bırakmak üzereydi. Rüzgar, bir fotoğrafçıydı. Onunla, dedemin eski bir fotoğrafını düzenletmek istediğimde tanışmıştım. Ama fotoğraf yerine, biz düzenli bir ilişkiye başlamıştık. Şimdiki zamanda ise ben 21, Rüzgar ise 25 yaşındaydı. "Tamam kızım. Babanın da sana selamı var," dediğinde annemin sesi telefondan yumuşak bir tınıyla yükseliyordu. Ardından babamın, "Mira'ya da söyle, kendine iyi baksın," diyen sesini duydum. Babam dışarıdan sert görünse de ailesine karşı pamuk gibi bir adamdı. "Ben de hepinizi çok öpüyorum," diyerek telefonu kapatmak üzereydim. Ama o sırada Rüzgar’ın dokunuşları beni tamamen farklı bir dünyaya çekmişti. Zevk ve heyecanın karışımı, konuşmamı zorlaştırıyordu. Telefonu kapatır kapatmaz nefes nefese bir şekilde, "Annem anlayacak," dedim. "Anlasın," dedi, dudaklarında hafif bir gülümsemeyle. Parmakları, atletimin ince askılarını omuzlarımdan aşağıya indirirken, gözlerindeki tutku beni teslim almaya yetiyordu. Dün Rüzgar’ın doğum günüydü. Geceyi onun yanında geçirmiştim, ama bu sabah bambaşkaydı. İçimde derin bir çekim hissediyor, aynı zamanda kendime hakim olamayacağımı biliyordum. "Okulum bitsin, sonra," dedim, biraz da kendimi toparlamaya çalışarak. "Sen nasıl istersen, bir tanem," dedi. Ancak sesi, arzunun doruklarında gezinirken dudaklarını dudaklarımla buluşturdu. Tüm bedenim, onun dokunuşlarının sihrine teslim olmuştu. Aniden gevşeyen vücudum, kendi kontrolüm dışında ona karşılık veriyordu. "Dur, ama korunmamız gerek," diyerek kısa bir anlık irade gösterebildim. "Bir kereden bir şeycik olmaz," dedi, dokunuşlarıyla beni iyice teslim alırken. "Ama Rüzgar…" dedim, sesim titrek ve tereddüt doluydu. Ancak çok geçti; çünkü hem zihnim hem de bedenim onunla aynı ritimde hareket ediyordu. Bu an tamamen bizim isteğimizle, karşılıklı rızayla yaşanıyordu. Zorlanma, pişmanlık ya da taciz yoktu; sadece iki aşık insanın birbirine teslim oluşuydu. ***** Bir ay sonra "Off, sanırım hamileyim," dedim Farah’a bakarak. En yakın arkadaşımdı ve doğma büyüme Ankaralıydı. İkimiz de mimarlık okuyorduk. Üniversitenin ilk yılından beri tanışıyorduk ve kısa sürede birbirimizin sırdaşı olmuştuk. "Emin misin?" diye sordu, gözleri merakla üzerimdeydi. "Bilmiyorum. Ama regl dönemim hiç bu kadar gecikmezdi. İki haftadır tık yok." "Test aldın mı?" "Evet, aldım. İşte burada," dedim çantamdan çıkardığım üç testi göstererek. Doğruluğundan emin olmak adına üç tane almıştım, ama elim bir türlü onları kullanmaya gitmiyordu. "Git o zaman lavaboya," dedi Farah. "Ama heyecanlıyım," dedim iç çekerek. Ellerim testleri tutarken hafifçe titriyordu. "Heyecana gerek yok ki. Hamileysen de Rüzgar seni seviyor. Evlenirsiniz, olur biter," dedi sakin bir tonla. "Doğru söylüyorsun," dedim, ama kalbim hala hızla çarpıyordu. "Evet, güzelim. Boşuna evham yapma. Hadi güzel arkadaşım, bekliyorum seni," dediğinde, testlerden birini aldım ve lavaboya girdim. Ama içim içime sığmıyordu. Hep korunmuştuk, ama bir ay önce bir defa korunmamıştık. "Bir kerede hamile kalmış olamam," diye düşündüm. Ama sonra bu düşünceye hemen karşı çıktım; sonuçta çocuk da bir kerede oluyordu, değil mi? Zihnim karmakarışıktı, düşüncelerim bir sağa bir sola savruluyordu. "Hadi Mira. Cesaretli ol ve yap şunu," diye kendime fısıldadım. Birkaç damla idrarı dikkatlice testin üzerine damlattım. Ve şimdi o zorunlu bekleyiş başladı. Testi elimde tutarken kalbim o kadar hızlı atıyordu ki nefes almakta zorlanıyordum. İlk kırmızı çizgi hemen belirdi. Ama yanında başka bir çizgi yoktu. "Hamile değilim," diye düşündüm. Tam sevinmek üzereydim ki teste tekrar baktım. İkinci çizgi yavaş yavaş, çok zayıf bir şekilde belirmeye başlamıştı. Ellerim titredi, test elimden düşecek gibi oldu. "Mira?" Farah’ın sesi duyuldu dışarıdan. "İyi misin?" "İyiyim," dedim ama sesim öylesine titrek ve kısık çıkmıştı ki sanki beni bile inandıramadı. Kapıyı açtım ve testin sonuçlarını gösterdim. "İki çizgi. Ama çizginin biri zayıf," dedi Farah dikkatle teste bakarken. "Bir kere daha dene, bakalım aynı mı olacak." İkiletmeden dediğini yaptım. İkinci testin sonucu da aynıydı: İkinci çizgi yine zayıf bir şekilde belirmişti. "Bir kere daha mı yapsam?" diye sordum, ama cevabı zaten biliyordum. "Hayır," dedi sakin ama kararlı bir şekilde. "Bu bildiğim kadarıyla hamilesin demek oluyor." "Nasıl? Ama çizginin biri çok soluk renkte," dedim endişeyle. "Biliyorum. Ama kuzenimde de böyle olmuştu. Hamileliği erken olduğu için çizgi zayıf çıkmıştı. Doktoru öyle söylemişti. Bence senin kan tahlili yaptırman gerek. En kesin sonuç o çünkü." "Haklısın," dedim, başımı sallayarak onay verdim ama içimdeki korku büyümeye başlamıştı. Anne olmak için çok gençtim, değil mi? Hazır olup olmadığımı bile bilmiyordum. Bu düşünceler beynimde hızla dolanırken nefesim sıkışmış gibi hissettim. Farah yüzüme dikkatle bakıp endişemi anlamıştı. "Korkma," dedi, elimi tutup sıktı. "Sana söyledim, Rüzgar sana deliler gibi aşık. Olumsuz bir şey olmayacak. O seni hep destekler. Rahat ol." Bana sımsıkı sarıldığında, o an içimde küçük bir rahatlama hissettim. İyi ki Farah gibi bir arkadaşım vardı. O, her konuda bana destek oluyor ve bu güven verici hissi derinden yaşamamı sağlıyordu. Ama içimde büyüyen bu korkunun ve heyecanın beni nereye götüreceğini henüz bilmiyordum. ***** Bu defa aradan bir hafta geçmişti. Sınavlarım olduğundan tahlil için hastaneye gidememiştim. Ama kendimde bir farklılık da hissetmiyordum. Reglim hâlâ başlamamıştı, bu düşünce beni hamile olabileceğim fikrine daha çok inandırıyordu. Ancak işin garip kısmı, Rüzgar’ın da benimle olan tavırları bir haftadır eskisi gibi değildi. Önceleri sürekli arayıp soran, her fırsatta bana zaman ayıran adam şimdi ben aramasam asla aramıyor, mesaj atmıyordu. "Neden böyle davranıyorsun?" diye sorduğumda, sadece "İşlerim yoğun, aramaya vakit bulamıyorum," demişti. Söylediklerine inanmak istemesem de elimde başka bir seçenek yoktu. Çünkü onun bana aşık olduğuna emindim. Ama bu değişim içimi kemiriyordu. "Acaba bilmeden bir şey mi söyledim ya da yanlış mı yaptım?" diye düşünmeden edemiyordum. Düşüncelerimle boğuşurken verdiğim tahlilin sonuçlarını nihayet almıştım. Kağıtlara bakmaya cesaret edemiyordum. Ellerim titrerken onları doktora uzattım. Heyecandan ne yapacağımı bilmiyordum. İçimde tuhaf bir korku ve sevinç karışımı bir duygu vardı; adını koyamıyordum. "Oturun, Mira Hanım," dedi doktor sakin bir sesle. "Teşekkür ederim, Sevil Hanım," diyerek gösterdiği sandalyeye oturdum. Ellerimi nereye koyacağımı bilemiyor, her hareketimle huzursuzluğumu belli ediyordum. Doktor gülümsedi, nazikçe kağıtlara bakıp bana döndü. "Tebrik ederim. Hamilesiniz," dedi. Bu iki kelimeyle dünya bir an için durmuş gibiydi. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyordu. Sevil Hanım devam etti: "Son adet döneminizden hesaplama yaparsak, şu an yaklaşık beş haftalık bir bebeğiniz var. İster misiniz, ultrasonla bir bakalım?" "İsterim," dedim. Kelimeler benden bağımsız bir şekilde ağzımdan çıkmıştı sanki. Heyecandan dilim tutulmuş gibiydi. "Uzanın ve gömleğinizi biraz kaldırın," dediğinde tereddüt etmeden gösterdiği yere uzandım. Gömleğimi yukarı çektim ve pantolonumun düğmesini açarak biraz aşağı indirdim. Karnıma sürdüğü soğuk jel ile ürperdim ama bu his anlık bir şeydi. Çünkü dikkatimin tamamı, kalbimin deli gibi atmasına rağmen duyacağım habere odaklanmıştı. "Evet, bakın, bebeğiniz şurada," dedi doktor, ekrandaki küçük noktayı işaret ederek. Gözlerimi ekrana diktim. "Bu… bu mercimek kadar küçük olan şey mi benim bebeğim?" diye düşündüm. Şaşkınlığım, heyecanımla yarışıyordu. "Çok küçük," dedim, sesim titrek bir fısıltı gibiydi. "Evet," dedi doktor gülümseyerek. "Ama ortalama bir aylık olduğu için böyle. İlerleyen aylarda büyüyecek, merak etmeyin." "Kalp atışını duymak ister misiniz?" diye sorduğunda, tereddütsüz "Evet," dedim. Ve o an… O sesi duydum. Düzenli, ritmik ve hayat dolu bir ses. Kalp atışını. Bir an için tüm dünyam sessizleşti, sadece o küçük kalbin sesi vardı. Hayatımda hiç bu kadar muazzam bir şey duymamıştım. Daha önce telefonda ya da televizyonda bu anlara şahit olmuş, etkilenmiştim. Ama gerçeği bu kadar yoğun, bu kadar derin hissettirebileceğini hiç düşünmemiştim. Bütün kötü senaryolar, endişeler ve korkular zihnimden silindi. Çünkü o an kararımı verdim. Ben anne olacaktım. Hastaneden elimde çocuğumun ilk ultrason fotoğrafı ve diğer sonuçlarla çıktığımda heyecanım zirveye ulaşmıştı. İçimde bir yandan mutluluk bir yandan da endişe vardı. İlk düşündüğüm şey, bu haberi hemen Rüzgar’a söylemek oldu. Telefonu titreyen ellerimle aradım, ama onun her zamanki sıcak sesini duyamadım. Soğuk ve mesafeli bir tonla "Vaktim yok," dediğinde kalbimde bir şey kırıldı. Yine de pes etmedim. Akşam evime gelmesini istedim. Uzun bir sessizliğin ardından sonunda kabul etti. Eve vardığımda şanslıydım; oda arkadaşım Bahar hafta sonu için ailesine gitmişti. Bu da demek oluyordu ki, konuşmak için en uygun zamandı. İçimdeki huzursuzluk, heyecandan daha ağır basmaya başlamıştı. Bu konuşmanın nasıl sonuçlanacağından emin değildim ama çocuğumuzun kalp atışlarını duyduğum o anki kararlılığımı da kaybetmeyecektim. Kapı çaldığında nefesimi tuttum. Derin bir nefes alarak kapıyı açtım. Karşımda Rüzgar duruyordu; ama eskiden bana baktığı o sıcak bakışlar yerine, gözlerinde mesafeli bir ifade vardı. "Hoş geldin," dedim nazikçe. "Hoş buldum," dedi, ama sesi donuktu. "Geç içeri," diye ekledim, ama o başını iki yana salladı. "Burası iyi. Burada konuşalım," dedi soğuk bir tonla. "Neden? İçeride daha rahat konuşabiliriz," diye ısrar ettim. "Öyle. Fazla zamanım yok," diye kestirip attı. O an içimde bir şeyler kopmaya başladı, ama yine de sakin kalmaya çalıştım. "Tamam," diyerek sonunda kabul ettim. Ama elimdeki fotoğrafa sıkıca tutunuyordum, sanki o küçük görüntü bana güç veriyordu. Derin bir nefes alarak söyledim: "Hamileyim ben." Sözlerim havada asılı kaldı. Onun vereceği tepkiyi beklerken kalbim deli gibi atıyordu. Ama beklediğim o sevgi dolu ifadeyi değil, yüzünde beliren sert ve soğuk bakışı gördüm. "Bana ne bundan?" dedi bir anda. Ne? Kulaklarıma inanamadım. Beynim bu sözleri anlamlandırmaya çalışırken kalbim hızla kırılıyordu. "Nasıl yani, sana ne?" dedim, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. Rüzgar omuz silkti. "Bu senin sorunun, Mira. Ben böyle bir şeye hazır değilim," dedi. Bu sözler tam anlamıyla şok etkisi yaratmıştı. Gözlerim dolmuştu, ama öfkemi bastırarak konuşmaya devam ettim. "Bu bizim bebeğimiz! Ve birbirimize aşığız, öyle değil mi? Ben kendi başıma yapmadım bu bebeği!" dedim, sesim gittikçe yükselirken. Ama o, gözlerime bakmak yerine yere baktı. "Böyle bir sorumluluğu kaldıramam. Bu senin kararın, benim değil," dedi ve bir adım geri çekildi. Bu sözler beni paramparça etti. Sanki hayalini kurduğum her şey bir anda yıkılmıştı. Boğazıma bir düğüm oturdu, nefes almakta zorlanıyordum. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı, ama onu durduracak hiçbir şey bulamadım. Bu konuşmanın bu şekilde bitebileceğini asla düşünmemiştim. Ama yine de pes etmemeye karar verdim. "Bana, bana dürüst olmanı istiyorum," ağlarken sesim titriyordu, kelimeler boğazımda düğümlenmişti. Elim, kolum kendimde değildi, titriyordum. Vücudumun her bir hücresi, onun vereceği cevabı beklerken korku ve umutsuzlukla doluyordu. Ama o… O karşımda, taş gibi, duygusuz gözlerle bana bakıyordu. Beni bir hiç gibi görüyordu. Ve ben, onun bir zamanlar sevdiğin adamın karşısında, bu sessizliğe, bu soğukluğa dayanamayacak kadar kırık bir kalple duruyordum. "Beni seviyor musun?" diye sordum, bu soruyu önceki zamanlarda gözlerim kapalı bir şekilde, emin olarak sorar ve cevabını bilerdim. Ama şimdi… Şimdi ne diyeceğinden korkuyordum. Lütfen, lütfen "evet" de, dedim içimden. Her bir hücrem, bu cevabın "evet" olmasına inanmak istiyordu. "Hayır," dedi sadece, tek kelimeyle, ama o kadar soğuk bir şekilde ki… Akan gözyaşlarım ona değerli bile gelmiyordu. Bu kadar saf bir duyguyu bile görmeyecek kadar yabancılaşmıştı bana. Zaten "hayır" cevabından sonra, daha ne bekleyebilirdim ki? Duymak istemediğim şeyi duyacağımı biliyordum, ama yine de… Yine de umut etmiştim. "Bebeğimiz olacak bizim, bebeğimiz," dedim titreyen ellerimi karnıma koyarak. Henüz bir aylıktı ama ben ona annelik yapmayı hayal ediyordum. O, içimde büyüyen bu masum varlıkla ilgili bir tek olumlu kelime bile söylemedi. Rüzgar isminin hakkını vermişti. Tıpkı bir rüzgar gibi sözleriyle savruldum, ama bu çocuğun annesi olma kararım kesindi. O yüzden ona rağmen… Çocuğumu doğuracaktım. "Olmayacak," dedi bu defa, duygusuz bir sesle. Oysa bu, benim aşık olduğum adam değildi. Beni terk etmiş, hislerini köreltmişti. Gözlerinde sevgi yerine, bir soğukluk vardı. Gerçekten ne olmuştu ona? "Bugün bu işi halledeceğiz. Çocuk sadece ayak bağı," dedi. Sesi o kadar sertti ki, ağzından çıkan her kelime bir ok gibi kalbime saplanıyordu. Ama her şeyimle, kalbimle, bir anne olmaya kararlıydım. "Hayır. Yapmayacağım. Sen yanımda ol, ya da olma. Ben bu çocuğu doğuracağım," dedim, sesim çığlıklar gibi çıkıyordu. Ama buna rağmen içimde korku vardı, bu sesin bile ona ulaşamayacağından korkuyordum. "Babası yoksa bu çocuk da doğamaz," dedi ve bir anda, bir tokatla yüzüme vurdu. Gözlerim karardı. Yere düştüm, ama yerden hemen kalkarak kendimi toparlamaya çalıştım. Ardından, bir kuvvetle kolumdan tuttu, merdivenin başına kadar götürdü. "Özür dilerim, Mira. Seninle evlenemem ve bu çocuk da doğamaz," dedi ve son bir itişle, beni aşağıya doğru savurdu. O an, o itişle bedenim bir kez daha kırıldı. Ama ruhum, içimdeki annelik sevgisiyle hiç olmadığı korkuyla kaplanmıştı. Yaşamak mı, yoksa çocuğumun yaşaması mı? Sadece birini seçmek zorunda kalsam, kesinlikle çocuğumun yaşamasını isterdim. Ama işte, benim gözlerim kapandı. O an, hissettiğim tek şey acıydı. Affet beni, bebeğim, dedim içimden, Seni koruyamadım ama… İntikamını alacağım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD