Mahir Mira’yı, o güzel kadınımı, hayatımın en değerli parçasını öylece bırakıp gitmek istemezdim. Ama onun gitmesi gerekiyordu. Yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Duyduklarının ona ne kadar ağır geldiğini görebiliyordum. Ben bile, kendi yaptıklarımın altında eziliyordum. Onları yaşayan ise Mira’ydı. Tüm acıları tek başına sırtlanmıştı. Evet, ebeveynleri yanındaydı belki ama onlar onun ruhundaki yangını göremiyordu. Bir insanın gözyaşlarını silebilirsiniz, ama içindeki fırtınayı dindiremezsiniz. Tıpkı benim, onun kolunu kullanamadığını gördüğümde hissettiğim gibi. Yanılmış olmayı ne kadar isterdim. Yanlış gördüğümü sanmıştım, ama gerçekti. Onu ne hale getirdiğimi… İşte, bunu ancak şimdi anlamaya başlıyordum. O kadının canını nasıl yaktığımı, ona nasıl bir acı bıraktığımı. Görmediğim daha n

