İTHAF - GEÇ KALMIŞ BİR VEDA

794 Words
3. BÖLÜM(CEMRE) Bu iddialı tavrının ardından nasıl bir hikaye çıkacağını merak ediyordum aslında. Her ne kadar başkasının hikayesini yazma düşüncesi saçma gelse de, sırf merakımdan kabul etmeye karar vermiştim. Üstelik hikayesini bana verme konusundaki ısrarı da merakımı artırmıştı. ‘’Peki, madem öyle.’’ ‘’Süper. Ah, bak ne diyeceğim. Evin hali belli, pek öyle oturup konuşulacak durumda değil. İstersen dükkanıma gidelim, hem sende görmüş olursun. Orada konuşuruz hikâyeyi, ne dersin?’’ ‘’Güzel olurdu ama maalesef bugün gelemem.’’ ‘’Neden?’’ Kaşları merakla çatıldı. ‘’Gitmem gereken bir yer var. Ama yarın uygunsan...’’ ‘’Olur, sana nasıl uyarsa. Bu arada dükkana geçeceğim şimdi. Sen ne tarafa doğru gidiyorsun? İstersen bekle, hazırlanayım birlikte çıkalım.’’ ‘’Benim... Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var. Yarın görüşürüz olur mu?’’ Sessizce gözlerini kırpıştırıp belli belirsiz gülümsedi. ‘’Tabii, sorun yok. Yarın görüşürüz o halde. Bu arada gün içinde biraz işim var. Saat akşam 6’da, barlar sokağının köşesinde. Uyar mı sana?’’ ‘’Nasıl istersen. Yarın görüşürüz.’’ Nihayet evden ayrılıp arabaya geçtim. Titreyen telefonuma baktığımda Mine teyze ısrarla arıyordu. Telefonu açtığımda endişeli nefesini verdi. ‘’Ah, Cemre nihayet! Merak ettim, her şey yolunda mı?’’ ‘’Evet Mine teyze. Neden bu kadar endişelendin? Ben iyiyim, merak etme.’’ ‘’Yok, yani ben... Ne bileyim, öyle habersiz karşılaştınız falan. Bir sorun oldu mu onu merak ettim.’’ ‘’Hayır, gayet anlayışlı bir kiracınız var Mine teyze. Tatsızlık falan olmadı.’’ Derin bir iç çekti. ‘’Sen... iyisin, değil mi?’’ ‘’Evet, merak etme. Şimdi çıktım evden, mezarlığa gidiyorum.’’ ‘’Tamam güzelim, dikkatli ol. Görüşürüz.’’ ‘’Görüşürüz.’’ Artık evin yeni bir sahibi vardı ve ben onu her özlediğimde gidip orada zaman geçiremeyecektim. Oysa şu günlerde en çok ihtiyacım olan şeydi orada olmak. İç geçirip bu düşüncelerden sıyrıldıktan sonra arabayı çalıştırdım. Yeniden onunla yan yana gelmek için sabırsızlanıyordum. ***** Çok geçmeden mezarlığın yakınına arabayı park edip girişe yöneldim. Ağır adımlarla onu bulduğumda usulca yanı başına oturdum. Şalımı düzeltip, yol üstü aldığım çiçek buketini toprağının üzerine bıraktım. ‘’Ben geldim sevgilim. Özür dilerim seni uzun zaman yalnız bıraktığım için. Sadece... zamana ihtiyacım vardı. Aslında gelmeyi çok istedim, ama bırakmadılar. Önce hastane, sonra klinik...’’ Boğazımdaki yumruyu güçlükle yutkunarak uzaklaştırmaya çalışırken nazikçe mezar taşını okşadım. ‘’Neyse, boşver benim hastane maceralarımı. Böyle can sıkıcı şeyler anlatıp seni sıkmak istemiyorum. Aslında... Sana sevineceğin bir haberim var. Gecikmemi telafi eder belki bu haber. Sözümü tuttum sonunda. Nihayet deli gibi beni ikna etmeye uğraştığın ameliyatımı oldum.’’ Hafifçe gülümsediğimde, gerçeklik dudaklarımda donmuştu. ‘’Uyandığımda görmeyi düşlediğim tek şey senin gözlerinin yeşiliydi. Şimdiyse...’’ Gözlerimden akan birkaç damlaya engel olmak yerine, mezar taşındaki adının üzerinde usulca gezindi parmaklarım. ‘’Tek görebildiğim şey siyah mürekkeple yazılmış adın.’’ Hafif bir iç çektim. ‘’Üşüyor musun orada? Ben çok üşüyorum. Sensiz tüm aylar kasım gibi bana sanki. Biliyor musun, nefes alamıyorum bazen. Böyle boğulacak gibi oluyorum. Deliler gibi çığlık atmak istiyorum boğazım yırtılırcasına. Sonra birisi geliyor yanıma, ‘’Geçecek, merak etme’’ diyor, susturuyor beni. İçime atıyorum çığlığımı. Ama geçecek dedikleri ne varsa hiç geçmedi. Alışacaksın dedikleri ne varsa hiçbirine alışamadım. Bugün tam 1 yıl oldu ama ben... Ben senin yokluğuna hiç alışamadım Deniz. Neredesin?’’ Hafifçe burnumu çekip, toprağını okşadım usulca. ‘’Bana bu dünyada onca acıma rağmen ışığı yeniden görmek için bir sebep vermiştin. Şimdiyse o tek sebebi de alıp beraberinde götürdün. Çok zor Deniz. Çok zor ve çok ağır. Sensiz bu dünyaya katlanmak zorunda olmak, yokluğuna alışmak zorunda olmak çok zor.’’ Nazikçe toprağındaki taşları temizledim. ‘’Bazen ne düşünüyorum biliyor musun? O gün önüme geçip o kurşuna engel olmasaydın... acaba her şey daha farklı olur muydu? Bilmiyorum, sen benden çok daha güçlüydün. Eminim şu an benden çok daha dik duruyor olurdun. Belki daha çabuk bile toparlanabilirdin. Ama ben senin kadar güçlü değilmişim, bunu anladım.’’ Arkamdan gelen çıtırtıyla irkilip hızla arkamı döndüm. Görünürde kimse yoktu. Endişeli bakışlarla etrafı taradım. ‘’Mine teyze? Sen misin?’’ Başka çıt çıkmadığında sakinleşmek için derin bir nefes alıp, toprağına doğru hafifçe uzandım. ‘’Şimdi çıksan ya karşıma, yeniden sarsan beni sımsıkı. ‘’Kelebeğim’’ desen, öpsen yine saçlarımdan. Başımı o huzur dolu göğsüne yaslasam, kokunu içime çeksem doya doya. Sıcaklığını hissettirsen bana yine. Gözlerime baksan yine derin derin ve hatırlasam keşke tekrar hafızamın reddettiği ne varsa sana, bize dair.’’ Derin bir iç çektim. ‘’Olmuyor Deniz. Çok zorluyorum kendimi ama... o boşlukları bir türlü dolduramıyorum. Doktorum zamanla düzelebilir, yine de kesin değil dedi. Ama ben sana dair tek bir anımı bile unutmak istemiyorum. İçinde senin olduğun hiçbir şeyi unutmak istemiyorum. Sen kalsan keşke hafızamda ve geri her şey silinip gitse.’’ Mezar taşına uzun bir öpücük kondurup, toprağını avuçladım. ‘’Şimdi gitme vakti. Ama söz veriyorum, bir daha bu kadar uzun bekletmeyeceğim seni. Her gün geleceğim bundan sonra. Artık hiç uzaklaşmayacağım, hep yanındayım.’’ Hafifçe gülümseyip yeniden adının üzerini okşadım nazikçe. ‘’Seni seviyorum sevgilim. Yarınım yokmuşçasına seviyorum seni. Yarın öleceğimi bilsem de, umurumda değilmişçesine seviyorum. Kelebeğin seni çok, ama çok özledi.’’
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD