PARÇALANMIŞ

2011 Words
10. BÖLÜM (DENİZ) ‘’Ee gençler, nereye gidiyoruz peki? Fikirleri alalım!’’ ‘’Back Street, Beat...’’ ‘’JJ Irish Pub?’’ ‘’Yok yok, Rock N Rolla abi.’’ ‘’JJ harika, kesinlikle oraya gitmeliyiz!’’ ‘’Back Street de çok iyidir. Ortam efsane.’’ ‘’O zaman oylama yapıyoruz. JJ diyenler? ... Back Street diyenler? ... 3’e 3. E Deniz sen hiçbirine oy vermedin ama,’’ diye mızıldandı Rüya. ‘’Zor karar doğrusu. Ama tabii ki Back Street,’’ diyerek oyumu kullanmıştım. Saat henüz 7’ydi, ama kendimi oldukça yorgun hissediyordum. İçimden bir ses ise bu gecenin çok uzun olacağını söylüyordu. Yine de biraz eğlencenin dibine vurmak iyi gelecekti. Güvenlikten geçip içeri girer girmez kızlar direkt bara yönelmişti. İçkilerini alır almaz kendilerini müziğin ritmine bıraktılar. Kızlar dansa dalmışken biz muhteşem dörtlü de bara geçip içkilerimizi söylemiştik. ‘’Beyler, bu 2 hafta Yetkin hoca hepimizin ağzına sıçacak. O yüzden bu gece o 2 haftanın acısını çıkarmadan buradan gitmiyoruz.’’ ‘’Aynen öyle bro. Bu gece dibine dibine!’’ ‘’O zaman bu gece neye içiyoruz beyler?’’ ‘’Götümüze girecek olan o 2 haftaya!’’ ‘’Haydi!’’ Aynı anda shot yapmıştık. ‘’Yolla gelsin!’’ diyerek bardakları barmenin önüne sürdük. Önümüzdeki birkaç dakika içinde masadaki bardakların biri geliyor, biri gidiyordu. 1... 3... 5... Bu gece hiçbirimizin durmaya niyeti yoktu. Kızlara baktık, hala deli gibi dans ediyorlardı. ‘’Hadi hadi hadi... Hooop güm!’’ Shotlar birbiri ardına devam ederken kızlar gelmişti yanımıza. ‘’Hayırdır kızlar? Eğlence erken bitti galiba?’’ deyip sataştı Toprak. ‘’Kızların içkilerini tazeleyelim dostum!’’ ‘’Az önce bize meyve suyu falan mı verdi bu çocuk ya? Azıcık sert bir şeyler söyle de havamız yerine gelsin biraz!’’ diye mızmızlandı kızlar. ‘’Duydun hanımları, birazcık sert olsun!’’ deyip barmene göz kırptı Ertuğ. Bardaklarını alan kızlar tekrar gözden kaybolmuşlardı. ‘’Bro, çok sert verdirmeseydin ya. Şimdi çekilmez bunların sarhoşluğu,’’ Rüya’ya doğru pişman bir bakış attı Ozi. ‘’Sıkıntı yok oğlum. Hem geceniz renklenir işte biraz, fena mı?’’, deyip sırıttı Ertuğ. ‘’Lan var ya... Fenasın sen oğlum!’’ Birkaç dakika sonra Rüya yanımıza gelmişti. Ozi’yi kolundan tutup çekiştirmeye başladı. Kafasının hafiften güzelleşmeye başladığı belliydi. Aramızda en dayanıksız oydu zaten. Genelde ilk bardaktan sonra uçmaya başlardı. Rüya’nın ısrarına dayanamayan Ozi bardağını kapıp onunla birlikte kalabalığın arasına karışmıştı. Çok geçmeden Arya gelmişti bu sefer. ‘’Yakışıklı, bak herkesin içinde ben yalnız kalıyorum ama. Bana eşlik etmek istemez misin?’’ diye fısıldadı Toprak’ın kulağına. ‘’Sen istersin de yalnız bırakır mıyım seni hiç fıstığım?’’ Yanağına öpücük kondurup, el ele dans pistine geçip gözden kayboldular onlar da. Sanırım garson kızdan ümidini kesince tekrar Arya’ya yönelmişti. İki silahşor yine baş başa kalmıştık. ‘’Nasıl gidiyor?’’ İlk hamle ondan gelmişti. ‘’İyi, ya sen?’’ ‘’Ben de öyle.’’ Aynı anda birer yudum aldık bardaklarımızdan. Kısa bir sessizlik oldu peşinden. ‘’Ne oldu? Şimdi hangi fıkrayı anlatacağını mı düşünüyorsun?’’ ‘’Piç herif.’’ Gülerek omuz atmıştı. ‘’Bazen piçliği hak ediyorsun ama, kabul et.’’ ‘’Hepimiz zaman zaman hak ediyoruz bence, ha?’’ ‘’Bilmem, belki de.’’ Omuz silkip, bir yudum daha aldım. ‘’Ertuğ?’’ ‘’Evet?’’ ‘’Konunun aslında benimle ilgili olmadığının farkındasın, değil mi?’’ Bardağına bakıp gülümsedikten sonra içkisini fondipleyip, bardağı barmenin önüne koydu. ‘’Gönder gelsin!’’ ‘’Elimden geldiğince ondan uzak durmaya çalışıyorum. Ama hala bana sanki onu alıp yatağa atmak istiyormuşum gibi davranıyorsun.’’ ‘’Elinden geldiğince ondan uzak durmaya çalışıyorsun demek.’’ ‘’Aynı ekipteyiz Ertuğ, daha ne yapmamı bekliyorsun ki?’’ Gülerek yüzüme baktı. ‘’Anlamıyorsun, değil mi Deniz?’’ ‘’Neyi?’’ ‘’Sen Sanem’den neden ayrıldığını onun yüzüne söylemeden, o senin peşini asla bırakmayacak. Hala içinde sana karşı bir umut var. Herkes aşk yaşar, herkes ayrılabilir. Ama bitirdiğinde bunun nedenini ona söylemek zorundasın. Ayrıca madem ayrıldın, o zaman ona göre davran. Sözde mesafe koyuyorsun kıza, sonra hop. Bir bakıyorum yine dibindesin.’’ Dişlerimi sıktım. Konu sürekli başa sarıyordu. ‘’Gözlerini devirme boşuna. Yapman gerekeni söylüyorum ben sana.’’ ‘’Ertuğ, bir şeyleri söylememem, emin ol yaşanması muhtemel şeyler yaşanmasın diye.’’ ‘’Ama o bunu anlamayacak Deniz. Anlamadan da hayatına devam edemeyecek. Hiçbir zaman.’’ Bakışlarım yalnızca bardağımdaydı. ‘’Anlamasını beklemiyorum zaten. Ama konuşursam daha çok canını yakacağım. Hem de herkesin.’’ Bardak kırılma sesiyle Ertuğ’un gözleri kocaman açılmıştı. ‘’Deniz, ne yapıyorsun sen, manyak mısın oğlum!’’ diyerek telaşla elime peçeteyle bastırmaya çalıştı. Hiçbir şey hissetmiyordum oysa. Elimden bar masasına ılık ılık akan kana bakıp, Ertuğ’a yöneldim. ‘’Can yakmak istemiyorum Ertuğ. Git buradan. Sanem’in yanında kal. Git!’’ diyerek göndermiştim onu. Konuştukça daha çok geriliyordum. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. İçkime uzandığımda, ortada bir bardağımın kalmadığını hatırlayıp barmene seslendim. ‘’Bir içki daha alabilir miyim dostum!’’ Kalabalığın arasından çıkan Sanem endişeyle elime baktı. ‘’Deniz, ne oldu sana böyle?’’ ‘’Yok bir şey, İyiyim ben. Bir içki daha...’’ ‘’Ne demek iyiyim Deniz ya. Al şu peçeteleri tut elinin üzerinde, çok kan kaybetmişsin. Umarım damarın falan kesilmemiştir.’’ ‘’Abartma, bir şeyim yok dedim.’’ ‘’Pardon, temiz bir bez verebilir misiniz, elini sarmak için?’’ ‘’Kanka bana da bir içki daha versene ya.’’ ‘’İkisi de hemen geliyor kankacım!’’ ‘’Deniz ne içkisi, yürü hadi bir hastaneye falan gidelim. Önemli olabilir bak.’’ ‘’Yok diyorum güzelim, yok bir şeyim. İyiyim ben. Elimi sar yeter.’’ ‘’Nasıl oldu bu Allah aşkına?’’ ‘’Ya Sanem niye sorguya tutuyorsun insanı? Hayır şuraya eğlenmeye gelmedik mi? Zehir etme istersen.’’ ‘’Tamam deli, tamam,’’ diyerek sinirli bir iç çekip, peçeteyle elimi temizlemeye başladı. ‘’Kan falan tutmasın şimdi seni?’’ deyip yüzüne baktım. ‘’Ne olur tutarsa? En fazla bayılırım. Bahaneyle sen de hastaneye gelmiş olursun, fena mı?’’ ‘’Planın bu yani?’’ Kanı temizlerken bakışları elimdeydi. Bez geldiğinde dikkatlice elimi sardıktan sonra nazikçe avuçladı. Bakışları şimdi bakışlarımla buluşmuştu. ‘’Sanem...’’ ‘’Deniz...’’ ‘’Yapma. Bunu lütfen yapma.’’ ‘’Deniz, beni dinle sadece. Lütfen.’’ Biraz daha yanıma sokuldu. Müziğin sesinden birbirimizi duymakta zorlanıyorduk. ‘’Sanem, bunu konuşmak için doğru bir zaman değil.’’ ‘’Neden olmasın?’’ ‘’Bak gerçekten...’’ Gözlerim bir yandan Ertuğ’u arıyordu. Az önce söylediğim şeylerden sonra bizi böyle görürse, yine benim götüme girecekti mevzu. Ama o ortalıkta görünmüyordu. ‘’Neden Deniz? Neden kendini çekiyorsun benden?’’ ‘’Sanem lütfen. Bunu daha sonra konuşalım.’’ ‘’Neden,’’ diyerek bir kahkaha patlattı. ‘’Çünkü şu an sarhoşsun. Sağlıklı düşünemiyorsun. O yüzden şu an bunu konuşmak için iyi bir zaman değil.’’ ‘’Bence şu an en doğru zaman. Çünkü ben düşünmek istemiyorum,’’ diyerek dudaklarıma yapıştığında elleriyle yüzümü avuçladı. Dudaklarımız şiddetli bir uyumla kıpırdanırken, beni biraz daha kendine çekti. Zihnimle büyük bir savaş halindeydim adeta. Uzaklaşmak istesem de kendimi durduramıyordum. Müziğin ritmiyse düşünmemi hepten zorlaştırıyordu. Nefesimiz kesildiğinde durmak zorunda kalmıştık. Kendime gelmem için iyi bir fırsattı bu. Sanem kendini kaybetmişçesine yeniden dudaklarıma yöneldiğinde kendimi geri çekmek zorunda kalmıştım. ‘’Sanem, artık durmak zorundasın. Bunu daha fazla yapamam,’’ diyerek masadan kalktım. İnsan yığınının arasından zor bela geçip kendimi tuvalete atabilmiştim. Yüzümü yıkayıp kendime gelmem lazımdı. ‘’Gerizakalı! Aptal! İyi bok yedin Allah’ın cezası, iyi bok yedin!’’ Kendimi durduramadığım için kızgındım. Sürekli başa sarıyordum. Aynaya baktım. Kendimi şimdiye dek hiç olmadığım kadar güçsüz hissediyordum. Musluğu açıp yüzüme su çarptıktan sonra derin bir nefes alıp yeniden aynaya baktım. Midemin bulandığını hissediyordum. Hızlıca tuvalete yönelip, kenarlarından tutup diz çöktüm. Birkaç dakika beklememe rağmen kusamamıştım. Midemin bulantısı ise deli gibi artıyordu. Alkolden olması imkansızdı. Bu kadar hızlı çarpılan birisi değildim. Zihnimde oluşan düşünceler, bulantımın tuvalete kusarak geçmeyeceğini fark ettirmişti. Tek bir yolu vardı. Bir başkasını yüzüne içimdekileri boşaltmak. Tuvalet kapısının hızla açıldığını duydum. ‘’Deniz? Deniz! Burada mısın?’’ Yavaşça ayağa kalkıp kabinden çıktım. İşte yine mavi kasırga gözleriyle karşımdaydı. ‘’Ah, Deniz! Bir şey oldu sandım! Çok şükür iyisin.’’ Yalpalayarak boynuma sarıldığında , omuzlarından tutarak yavaşça kendimden uzaklaştırdım. ‘’Demek yine beni kendinden uzaklaştırıyorsun sevgilim. Artık alışkanlık oldu sanki sende, ha?’’ diyerek kıkırdadı. Kendini kontrol edemeyecek kadar sarhoştu. ‘’Sanem, ayakta duramıyorsun bile. Hadi çıkalım buradan da eve bırakayım seni.’’ ‘’Neden sürekli benden kaçıyorsun? Söylesene,’’ diye fısıldadı. Küçük adımlarla üzerime doğru gelirken, ben geri adımlarla uzak durmaya çalışıyordum. ‘’Sert çocuğu mu oynamak istiyorsun, ha? Kendi kabuğunda yaşayan gizemli çocuğu mu oynamak istiyorsun tekrar? Kendini benden, herkesten soyutlayacak mısın yine?’’ ‘’Dur artık, iyi değilsin. Şu an mantıklı hareket etmiyorsun!’’ ‘’Ben artık mantığımla hareket etmek istemiyorum Deniz! ‘’ Sırtım duvara çarptığında daha fazla kaçacak yerimin kalmadığını anlamıştım. Gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan dibime kadar gelmişti şimdi. O kadar yakın duruyordu ki, ondan yayılan sıcaklığı hissedebiliyordum. Vücutlarımız hafifçe birbirine değiyordu. ‘’Artık kaçacak yerin kalmadı sanırım bu sefer,’’ diyerek gülümsedi. Hafifçe dişlerimi sıktım. Parmak uçlarımdan vücuduma dalga dalga yayılan karıncalanmayı hissedebiliyordum. Gözlerini ayırmadan hafifçe kırmızı dudaklarını yalayıp, yeniden dudaklarını dudaklarımla buluşturdu. Kendimi geri çekmemem için ellerini boynuma dolamıştı. Dudakları ayrı olduğumuz günlerin acısını çıkarırcasına sömürür gibiydi adeta. Artık kaçacak yerim yoktu. Kendimi anın akışına bırakmıştım bende. Onun ateşli öpücüklerine karşı dilimi ağzının içinde dolandırıp alt dudağını hafifçe ısırdım. Elleri boynumdan çözülüp yavaşça omuzlarıma, oradan kollarıma doğru kaymıştı. Öpücüklerini daha da sertleştirip, kollarını yavaşça belime doladı. Ellerim istemsizce saçlarına gitmişti. Dokunduğumda hissettiğim yumuşaklık beni daha çok alevlendiriyordu. Saçlarına parmaklarımı geçirip kendime biraz daha yaklaştırdım. Nefeslenmek için durmak zorunda kaldığımızda gözlerine baktım. Rengi ateş kırmızısıydı sanki. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken kalçasından tutup kucağıma aldığımda bacaklarını belime doladı. Aynaların yanındaki duvara yasladığımda ikimizde titriyorduk birbirimize bakarken. Hızla dudaklarına yapıştım. Kolları sırtımda gezinirken, şehvetle tırnaklarını sırtıma bastırıyordu. Ellerim boynundan yavaşça omuzlarına doğru indi. Dudaklarını emip dilimi yeniden ağzının içinde gezdirdiğimde aynı şekilde karşılık verdi. Farkında olmadan dudağını biraz sert ısırmıştım. Acıyla hafifçe inlediğinde rahatlatmak istercesine hafifçe belini okşadıktan sonra, ellerimin ağır ağır kalçasına inmesine izin verdim. Kalçasını sıktığımda bu sefer zevkle inlemişti. Kalbimin patlayacakmışçasına atan ritmine ayak uydurup dudaklarını talan ediyordum resmen. Yeniden nefeslenmek için durduğumuzda sırtından kavrayıp kendime biraz daha yaklaştırdım. Boynuna öpücükler kondururken belli belirsiz fısıldadığını duydum. ‘’Seni istiyorum...’’ Zihnime kurşun yemiş gibi aniden açılmıştı gözlerim. ‘’Seni istiyorum. Seni istiyorum. Seni istiyorum...’’ Aynı cümle tekrar tekrar yankılandı hem zihnimde, hem kulaklarımda. Ani bir hareketle kendimi geri çektim. Sanem ne olduğunu anlamaya çalışarak bana bakıyordu. ‘’Deniz?’’ Hızla aynaya baktım. Saçlarım dağılmış, yüzüm terle karışık su içindeydi. Şaşkınlıkla kendime baktım. Musluğu açıp defalarca yüzümü yıkadım. Mide bulantım geri gelmişti. ‘’Deniz, ne oluyor? İyi misin?’’ Kendi benliğime dönmek için kaç kez yüzüme su çarpmalıydım bilmiyordum. ‘’Deniz, tamam yeter, dur artık!’’ Durmuyordum, durmak istemiyordum. Durursam yine kaybolacağımdan korkuyordum. ‘’Deniz yeter! Dur!’’ Sanem’in bağırmasıyla durmuştum. Musluğu kapatıp yeniden aynaya baktım. ‘’Deniz? Ne oldu?’’ diye yeniden sordu titreyen sesiyle. Gözlerimi ona çevirdiğimde az önce bakışlarındaki şehvet, yerini korku ve endişeye bırakmıştı şimdi. Lavaboyu yumruklamaya başladım. Sinirimi boşaltmalıyım. Ben vurdukça Sanem’in titrediğini hissedebiliyordum. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Başımı ellerimin arasına alarak sakinleşmeye çalıştım. Ama zihnim susmuyordu. Kafamı yumruklayarak içindeki sesleri durdurmaya çalışıyordum umutsuzca. ‘’Seni istiyorum...’’ ‘’Sus artık Allah’ın cezası! Sus!’’ ‘’Deniz... Beni korkutuyorsun, lütfen yapma.’’ Yavaşça ona doğru yöneldim. Ellerimi iki tarafından duvara doğru dayadım. Gözlerinden akan yaşlar yavaşça yanaklarına, oradan kırmızı dudaklarına süzülüyordu. Az önce beni alev alev kavuran kırmızı dudaklarına. ‘’Deniz iyi misin? Neyin var? Hastane... hastaneye gitmek ister misin?’’ ‘’Neyim mi var?’’ Kıkırdamıştım. ‘’Neyim var öyle mi?’’ ‘’Deniz, bak sende sarhoşsun. Lütfen sakinleşmeye çalış. Şu an iyi değilsin. Hadi çıkalım buradan lütfen,’’ diyerek ayrılmak istediğinde, kollarımı daraltarak kıpırdamasını engelledim. ‘’Evet Sanem. Hiç iyi değilim. Niye biliyor musun? Midem bulanıyor çünkü. Şu an deli gibi midem bulanıyor Sanem!’’ ‘’Seni istiyorum...’’ ‘’Sus, Allah kahretsin sus artık!’’ Ne kafamı yumruklamam, ne kapıları tekmelemem beni durdurmuyordu. Beynimin içindeki sesten, kahkahadan kurtulamıyordum. Aynaya baktım tekrar. Kendimi tanıyamamıştım bile. Zihnimdeki fısıltılar, aynada gerçek bir görüntü halini almıştı şimdi. ‘’Yeter! Yeter artık Allah’ın cezası! Yeter!’’ Sesler ağır çekimde, hafif bir uğultu halini almaya başlıyordu yavaş yavaş. Tuvalet kapısının duvara çarparak açılma sesi, endişeli bağırışlar... Kalp atışımın yavaşlayan sesini duyabiliyordum şimdi yalnızca. Durmak üzere olan bir saat gibiydi. Tik... Tak... Tik... Tak... Parçalanmış aynada yüzümün yarısını görebiliyordum sadece. Bakışlarım yere kaymıştı. Dağılmış kanlı cam parçaları her yerdeydi. Zoraki açabildiğim gözlerim onu aramıştı. Yere çömelmiş, kızarmış ağlayan gözlerle bana bakıyordu korkuyla. Gözleri, en az ateşli dudakları kadar kırmızıydı şimdi. Vücudumun sarsıldığını hissettim. Büyük bir deprem yemiş gibi sarsılıyordum. Bedenim uyuşmaya başlamıştı. Kanım ağır ağır vücudumdan çekiliyordu sanki. Ellerime baktım, bileklerimden kızıl bir nehir akıyordu adeta. Tik... Tak... Tik... Tak... Artık kalbimin atan sesini de duymakta zorlanıyordum. Tek istediğim uyumaktı. Yeryüzü ayaklarımın altından kayıp giderken, göz kapaklarımı zorlayan uykuya direnmekten vazgeçip, uykunun kollarına bırakmıştım kendimi. Uyumak... Tik... Tak... Tik... Tak...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD