PingPing

1010 Words
Elara hafif tebessüm ve birazda sitemkar bir sesle döndü. Dudaklarını aşağıya sarkıtıp yüzüne küsmüş bir çocuk ifadesi verdi. "Diğer günler çirkin miydim?" Zavallı hizmetkar bir an da bulunduğu boşluğu yüzünden neredeyse ruhunu tanrılara adamak üzereydi. İçinden dilinin kopup kör kurbağalarca yenmesini diledi. Ne diyeceğini ne yapacağını bir an şaşırdı hemen dizlerinin üzerine çöküp titreyen ellerini yere koydu. "Bağışlayın beni prensesim hata ettim.Lütfen bağışlayın beni.Ben sadece....sadece her zamanki kadar güzelsiniz ama bügün evlilik heyecanın yüzünüze tatlı bir pembelik vermiş demek istemiştim.Gökler şahidimdir ki bu zavallı hizmetkarınız sadece latife etmek istedi." Elara bu onure davranıştan delicesine haz alıyordu. Eğer krallık döneminde yaşıyor ve mevkiye sahip oluyorsanız herkes sizin için kul köle oluyordu. Önünüze halılar seriliyor lokmalar ağza girmeden sizin oluveriyordu. Elara da ağzında altın kaşıkla doğanlardan sadece biriydi. Yeterince eğlendikten sonra kıkırdayarak cariyesini yerden kaldırdı. (o..pu) "Sakin ol Şişi .Ben sadece sana takılıyordum korkmana gerek yok." Diğer hizmetkarlar derin bir nefes alırken zavallı Şişi alnındaki boncuk boncuk terleri silip zoraki de olsa gülümsemeye çalıştı. Bu seferlik kelle yerinde kalmıştı.Şişi anlamıştı ki bugün daha fazla konuşmamalı sadece işini yapmalıydı. Herkes kaldığı yerden güzel hanımlarını hazırlamaya devam ettiler. O sırada büyük sarayda daha ihtişamlı ve telaşlı bir hazırlık başlamıştı. Prens hizmetkarlarının ellerinin arasında kukla gibi sağa sola sürüklenerek üzeri giydirilmiş başına meşhur kraliyet başlığı takılmış devletin önde gelen adamlarını tebrikler huzurunda ağırlıyordu. Arkasında doksanüç santimlik ulağı Pingping etrafındaki bir doksanlık askerlere emirler yağdırıyor prensinin gününün güzelleşmesi için delicesine çabalıyordu. Kısa bacakları onun daha çabuk yorulmasına sebep olsa da her zaman prensine yetişecek bir yol buluyordu. Yeri geliyor statüsünü kullanıyor bir askerin sırtına biniyor yeri geliyor özel ve minyatür bir koltukla taşınıyordu. Bazen onu bulmak ya da görmek imkansız oluyordu. Pingping Prens Alraci tarafından ormanda avlanırken kuşlara yem olmak üzereyken bulunmuştu. O zamanlar yanlızca beş yaşındaydı. Pingping ise üç yaşındaydı ama yeni doğmuş bir bebekten hallice bir boyu vardı. Annesi oğlunun gelişmemesinden ve cüceliğinden dolayı çok aşağılanmış nefret dolu söylemler işiymişti. Onu ilk doğurduğunda ebe kadının korkudan kör olduğu bile söylenirdi. Onun lanetli bir bebek olduğunu hanesini kötülüğe sürüklediğine bile inanılmıştı. Tüm mahalleli o gece evlerini taşlamış köyden gitmelerini istemişlerdi. Zavallı kadın başka yol bulamadığı için gönlü istemesede köyünü bırakmış sarayın yakınlarında bir klubeye yerleşmişti. Yerleşmişti diyorum çünkü Pingping'in babası doğumunda sonra oğlunu sadece bir kere görmüş ve evi terk etmişti. (Pe...nk) Burada da işler istediği gitmemiş çocuğunu her görenler ona tükürüp sanki bir yaratık taşıyormuş gibi ötelemişlerdi. Oysa minik Pingping görebileceğiniz en masum çocuklardan biriydi. Her çocuk gibi. Artık daha fazla dayanamayan kadın oğlunuda alıp feryat figan dağlara çıkmıştı. Sesini duyurabildiği kadar yüksek haykırarak tanrının onu neden cezalandırdığını sormuştu. O sıralarda şifalı otlar toplamak isteyen bir Şaman yanındaki çırağı ile birlikte bir ağacın kovuğunda dinleniyormudu. Genç kadının bu feryatlarını duyduktan sonra sesin geldiği yöne gittiğinde bu minik bebeği ve acılar içindeki anneye bakmıştı. Pingping'in annesi şaman kadını görünce ona koşmuştu. "Eyyy göklerin habericisi yalvarırım bana yardım et.Oğlum....Oğlum böyle giderse öldürülecek.Bana yardım et ona ne yapabilirim." Şaman kadın minik Pingping'i ellerinin arasına aldığında gözlerinin içine derin derin bakmıştı. Misket şeklindeki yuvarlak gözler içten içe delicesine gülerken şaman kadın birden gülümsemeye başlamıştı. "Bana bak hanım" demiş ciddi bir ifade ile. "Bu çocuğu eğer yanında götürürsen sağa sola sürünmekten helak olacak.Sende huzurlu bir hayat yaşayamayacaksın.Ama oğlunu tanrıya yeniden adarsan sende o da güzel bir hayat yaşayacaksınız." Pingping'in annesi bunu duyar duymaz dehşete kapılmıştı. Fatma Giriğin yavrusunu kapan kartal gibi oğlunu tek seferde şamanın elinden söküp bağrına bastırdı. "Hayır bu olamaz! asla.O benim yavrum ben onu nasıl bırakırım bu dağ başında.Kurda, kuşa yem olur benim yavrum." Şaman bir süre kadını izledi.Üstü başı perişan açlıktan bir deri bir kemik kalmıştı.Ayakları yalınayak saçları darmadağındı. "Şu haline bir bak kadın.Sen kendini hiç gördün mü?Çocuk yüzünden neredeyse öleceksin.Neye bu kadar inat." Kadın istemsizce hırladı. "Benim bebeğim benimdir.Bana hediyedir.Vermem onu kimseye." Şaman yanındaki çırağı uzaklaştırıp şifalı otlar toplaması için ormanın derinliklerine gönderdi. Kadının yanına geçip şifalı otları topladığı torbasından bir para kesesi su kabağından yapılmış matarasındaki suyu ve bir bütün ekmek çıkardı. Yere oturup bağdaş kurdu. "Otur bakalım önce karnını doyuralım." Kadın açlıktan bayılmak üzereydi. Hiç itiraz etmeden dizlerinin üzerine yığıldı. Elleri titreyerek ekmekten bir parça kopardı. Büyük bir lokma kopartıp çiğneden tek seferde yuttu.Her lokmasında yüzüne yeni bir renk geliyor bedeni solmuş bir çiçek gibi hayat buluyordu. Gökşin Hatun yemek boyunca genç kadını ve sırtında kambur gibi yük olan oğlunu izledi.Bu yürek burkan hayatı ancak kendisi düzeltebilirdi.Gözlerini kapatıp göklerden ona bir işarek vermesini diledi. Hayatındz uzun yıllardır insanlara yardım ediyordu ve ilk defa bu minik yavru için herşeyden fazlasını istiyordu.Keskin kulakları birden bir ses işitti. Dikkatini verip sesi anlamak için meditasyon yapmaya başladığında atların yeraltına bıraktığı yankıları, saray muhafızlarının çeik zırhlarından çıkan şıngırtıları duydU. "Bana bak hantun kişi eğer gerçekten oğlunun iyi bir hayat sürmesini istiyorsun dediğimi yapmalısın." Kadın dizlerinin üzerinde adeta yalvarırı gibi doğruldu ellerini birbirine sürterek konuşmaya başladı. "Lütfen Gçkşin hatun.Bebeğime yardım et ne pahasına olursa olsun yardım.Ne gerekiyorda yapacağım." Gökşin hızla oturduğu yerden kalkıp torbasını topladı. "Gel benimle!Bebek burada kalacak." Kadın yanında oturup parmağını emen oğluna korkuyla baktı.Gökşin onu çekiştirirken inatla geri dönmeye çalışıyordu. "Dur!Bekle!Oğlummm." Göşkin genç kadını bir ağacın arkasına götürüp sırtını ağaca yasladı. "Beni dinle kadın.Eğer oğlunun bu rezillikten kurtulup gerçekten iyi bir hayat yaşamasını istiyorsan ses etmeyeceksin.Anladın mı beni?Seni de onu da kurtaracağım." Kadın ellerini ağzına kapatıp hıçkırıklarını bastırmaya çaıştı. Gökşin askerlerin yaklaştığını duyduğunda kadını da yanına alıp tepeden aşağıya inmeye başladı. O sırada prens avcılık ve savaş yeteneklerini geliştirmek için babasının zoruyla ormana avlanmaya gönderilmişti. Saray muhafızları prensin etrafına doluşmuş küçük devleti korumak için pür dikkat kesilmişlerdi. Alarci ise hayvan öldürmekten nefret etmesine rağmen ata binmeyi sevdiği için bu işi kabul etmiş sarayın katı kurallarından kaçmak için ormana gelmişti. Elindeki oku sağa sola doğrultuyor etrafta avlanabilecek birşeyler varmı diye bakıyordu. Bir eli parmağında bir eli bacaklarına dokunan çimleri yolan Pingping atların sesinden irkilip çığlık çığlığa ağlamaya başladığında herkes ne olduğunu şaşırmıştı. Zavallı çocuğun sesi derinlerden çiçek büketlerinin arasından geliyordu. İlk kez duyanlar onun bir hayvan yavrusu olduğunu bile düşünebilrdi. Birden askerlerden düşük rütbeli olanlardan birisi amiralinin emriyle inip kontrol etmeye gitti. Ensesinden tutup sanki küçük bir torba taşıyormuş gibi Pingping'i sallayarak prensin huzuruna getirdi. Herkes pür dikkat Pingping'in minik bedenne bakıyor hayretler içinde geri çekiliyorlardı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD