23. Bölüm

2407 Words
23.Bölüm   2 Hafta Sonra. Aşk garipti. Nefret ettiğin vasıflara sahip olan birisine aşık olmak, yanlış olduğunu bile bile istemek ve hayatında yapmadıklarını gözü kapalı yapmak… Aklının değil, kalbinin yönetici olması ve zor olanı isteyerek imkansızı seçmek. Seçim miydi, yoksa kadere kurban gitmek miydi? Belki de yanlış olduğunu düşündüğü şeyleri yaşamak zorundaydı. Kader ağlarını ince ince örerek işlemişti. Peki sevgide bir sınav mıydı? Kararsız kaldığı nokta; bu sınavın içinde bulunup bulunmamak arasında sıkıştığı araftı. Karar vermeliydi, önünde koca bir zorluk varken bunları göze alarak yamaçlı bir daha tırmanacak mıydı? Yoksa düzlük yolda bildiğin yönden devam mı edecekti? Keşke her şey girdiği ders sınavları kadar basit olsaydı. Kafasındaki bilgileri ortaya dökerek bir sonuca varamıyordu. Oldukça zordu. Aklıyla düşünen biri için kalbinden geçenleri dinleme fikri ona delicesine saçma geliyordu ve bu sınavın telafisi olmayacaktı. Seçimleri hayatına yön verecekti. Zaman tekrar geri alınamazdı. Hazırlanmadığım hayat sınavı içinde kendisini bulu vermişti. Bu adil değildi. “Sevil.” Dedi güçlü bir ses tonu. Oldukça uyarıcıydı. “Sevil kızım kalksana.” Diye tekrarlamıştı rahatsız edici ses tonu. İki kollarının arasına gömmüş olduğu başını havaya kaldırdı. Kendisine bakmakta olan erkek öğretmene kara gözlerini dikti. Ders öğretmeni kaşlarını çatarak kendisine bakıyordu. “Kızım uyuyor musun sen?” Uyuyor olsaydı kafasını kaldıramazdı muhtemelen, pek onun idrakin de olacak birine benzemiyordu. Kısaca bir açıklama yapması yeterli olacaktı. “Hayır hocam, sadece kendimi iyi hissetmiyorum.” “Burası birinci derecede başarı sağlamış bir sınıf. Burada dersi dinlemeden oturamazsın.” Dediğinde yaşlı adam kaşları çatılmış bir biçimde öğretmen masasına yürüdü. Eline bir tane boş kağıt aldı ve bir şeyler yazdı. Mesafe uzak olduğu için ne yazdığını görememişti. Bittiğinde kafasını kaldırarak Sevil’e döndü. “Kağıdı al iki ders izinlisin, gidip dinlen. Bir arkadaşında sana eşlik etsin.” Dediğinde Sevil sırtını dikleştirdi. “Ben giderim hocam.” Dedi Sevil. “Hocam, Sevil’i bırakıp geleyim. İçiniz rahat olur.” Başını arka tarafa çevirdiğinde bu sesin Ekrem'den geldiğini gördü. Hangi sınıfa gireceğini belirlendiği sınavda, yanlışsız sonuç çıkartmıştı. Şimdi bunun çokta doğru bir karar olmadığını düşünüyordu. Ekrem’le aynı sınıfta olmak, içindeki duyguların yanı sıra işleri daha da fazla karmaşıklaştırıyordu. Hızla itiraz ederek ayağa kalktı.  “Gerek yok hocam, giderim.” Öğretmenin yanına giderek izin kağıdını havada kaptı. Çantasını ve eşyalarını alarak hızlı adımlarını ilerletti. “Ekrem sen bu ders onun yanında dur, diğer ders gel.” Sınıftan hızlı adımlarla çıktı, koridora ulaştığında yürür adımlarını koşar adımlara çevirmişti. Hasta olduğu yoktu. İki haftadır kafasını o kadar çok kurcalayan konular vardı ki, ne yapacağını bilinmemezlik duygusu ve gecelerce düşünmek tüm dengesini alt üst etmişti. Dersleri olan ilgisi ve yoğunluğu ikinci sıraya düşmüştü. Koşarak merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Arkasından koşan ayak seslerini duyabiliyordu. Tek amacı Kızlar Yatakhanesine Ekrem onu yakalamadan önce varmaktı. Koşmasını daha da hızlandırdı. Yatakhane tam karşısında koridorun sonundaydı. Arkasındaki adımların daha da yaklaştığını hissediyordu. Bütün gücüyle koşmaya başlamıştı. Onu yakalamak üzereydi ve bunun farkındaydı. Artık çok geçti. Kızlar Yatakhanesinden içeri adımını atmıştı. Kendisini durdurmaya çalıştığında dört adım ileriye tökezleyerek savruldu. Ardından arkasına bile bakmadan normal adımlarla yürümeye devam etti. Dönüp ona bakamazdı ne diyeceğini iyi biliyordu. Bir haftadır koca okulda köşe kapmaca oynamışlardı. Son bir hatada ise peşinden koşmayı bırakmıştı ve kabullenmişti. Tekrar atağa geçmesi kötü olmuştu. Sonsuza kadar böyle kaçamazdı. Fakat ne yapması gerektiğini de bilmiyordu. Yattığı odanın kapısından girerken, kolumdan birinin tutup çekmesiyle afalladı. Kara gözlerini geriye çevirdiğinde, Ekrem masmavi gözleriyle uzun zaman sonra ilk defa karşılaştı. En son gördüğünde kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu ve üzerinde iki hafta geçmişti. “Nasıl ya? Buraya girmen yasak, çık odadan.” Diyebildi. “Konuşacağız.” dedi sakin ses tonunda. “Erkeklerin buraya girmesi yasak. Biri görürse ceza alırsın, çık” “Konuşmadan şuradan şuraya gitmem.” “Ne yapıyorsun sen ya?” dedi Sevil anlamaz bir tavırda. “İki haftalık olan köşe kapmaca oyununa bir son veriyorum.” Demişti kaşlarını çatarken. “Çık dedim sana.” Hızlıca sağ kolundan tutarak Sevil’i kapıya yapıştırdı. Kolunu incitmemeye özen göstermişti. “Neden öpüştüğümüzden beri kaçıyorsun?” dedi Ekrem konuya girerek. Yanakları alev alev yanıyordu. Kızararak pembeleşmişti. Konuyu bu kadar dışarıda tutmak isterken bir anda olaya dalması tüm planlarını bitirmişti. Ekrem gardını almış tüm gücüyle saldırıyordu ve bu savaştan sağ çıkması imkansızdı. Kendisine bir kurşunda o sıkmıştı. “Öpüştüğümüzden mi? Sen beni öptün.” Dedi yutkunarak. “Sen karşılık vermedin mi?” Üsteyi çıkmayı bırakarak sessizleşmişti. Haklıydı. Yalan diyebilir miydi? Sevil’e ne kadar kızdığı yüzünden anlaşılıyordu. Gözlerini yere devirdi. “Verdim.” Dedi gözlerini yerden kaldırmayarak. “O zaman yüzleşmen gerekirken neden kaçıyorsun? Bir gün kaçarsın, iki gün kaçarsın. İki hafta oldu.” “Kaçmıyorum. Kaçacağım bir şey yok. Beni anlamıyorsun, sana karşı boşum.” Dediğinde acı içinde yutkunmuştu. “Neden karşılık verdin? “Refleksti, sana bir şey hissettiğimden değil.” “Değildi.” Dedi sessizce. “Sana neden hislerim konusunda yalan söyleyeyim?” dedi Sevil omzunu dikleştirerek kara gözlerini onun gözlerine dikmişti. “Çünkü sevdiğin kişi yasaklı madde bağımlısı! Sen diğer okuldan kaçarak geldin! Daha beterine düştüğün. Yetmiyormuş gibi birde benden hoşlanmaya başladın.” Dediğinde canı yanmıştı. Kendisine bile söyleyemediği doğruları yüzüne vurmuştu. Kalbine oturan yumruk; kan basıncı ve nefesleri yükseltmişti. O hisle beraber bütün göz yaşları akmamak için zor duruyordu. Yumruğunu sıkarak duygularımı toparlanmaya çalıştı. Cevap vermek istiyordu, fakat ağzını açar açmaz ağlamaktan korkuyordu. Cevap veremiyordu. Tavırları kendini ele veriyordu. Ekrem’in sinirden kızarmış gözleri acıyla yer değiştirmişti. Canının yandığını anlayabiliyordu. Bu yanlıştı, Ekrem’le duygusal bir beraberlik yanlıştı. Her şey daha kötü olacaktı. Ağzını açmaya çalışarak zorla konuşmaya çalıştığında yine başarısız oldu. Söyleyecek hiçbir sözü yoktu. “Belki sandığın kadar kötü biri değilimdir.” Dedi ve acı dolu kızarık gözlerini kapının koluna dikti. Yavaş hareketlerle açtı ve sakin bir biçimde Sevil’in yanından geçerek gitti. Bir yanı peşinden gitmek için yanıp kavrulurken, diğer yanı olduğu yerde kalması için kendisini tutuyordu. İşi daha fazla zorlaştırmayacaktı ve bu defter tamamen kapanacaktı. Hızlı adımlarla yatağının yanına giderek kendisini sertçe üstüne bıraktı. Gözlerinden yaşlar gelmeye başlamıştı. Onu böylesine bir tepkiyle baş başa bırakmak çok ağrına gidiyordu, onur kırıcıydı. Fakat yapazdı, yaşantıları bakış açıları birbirlerine çok zıttı. Onun bir satıcı olduğunu kabul edemezdi. Bir birliktelik içindeyken bunu yapamazdı.   2 Saat Sonra... Ders kitaplarını kaparak Yatakhaneden çıktı ve uzun koridordan geçerek sınıfa gitti. Yerine oturmuştu, Ekrem en ön sıradaydı. Geldiğinde yüzüne dahi bakmamıştı. Elindeki kalemle defterine bir şeyler karalıyordu. Sevil’in peşini bırakmıştı. Kafasını kaldırarak başını çevirdi ve iki saat önceki acıyla bıraktığı aynı gözlerle bana bakarak tekrardan öne döndü. Sessizdi ve pes etmiş görünüyordu. İçeri sevdiği kızıl saçlı bayan hoca girmişti. Alımlı iyi bir kadındı, ama onun dersi değildi. Neden gelmişti? “Çocuklar. Müdür beyden talimat geldi. Herkes derece sınavına girecek.” “Ne? Hocam ya okullar daha yeni başladı.” Dedi öğrencinin biri isyan ederek. “Bakalım bu yaz tatilinde seviyeleriniz düşmüş mü? Sınıflarınız belli olacak. Kötü olanlar bir alt sınıflara gidecek. İyiler burada kalacak.” Dedi kızıl saçlı hoca. “Bu yılın sınıfları oluşturuluyor diyorsunuz yani.” Dedi erkek bir öğrenci. “Evet, hadi toplayın kitaplarınızı.” Son zamanlarda aldığı en torpilli haberdi. Ekrem'le aynı sınıftan ayrılması için büyük fırsattı. Bir alt sınıfa düşecek kadar yanlış yapacaktı. Böylece her şeyin biraz daha zor olmasını engelleyecekti. Önüne kağıtlar dağıtılırken soruların ne kadarda kolay olduğunu fark etti. “ Oğlum sen yer değiştir.” Dedi öğretmen. Hocam zaten hepimiz başarılı sınıfız, yer değiştirmenize ne gerek var?” dediğinde bir tane çocuk hayıflandı. “Sözümü dinle, buraya geç.” Sevil’in yanını gösteriyordu. Hoca kaşlarını çatarak öğrenciye bakındı. Ekrem lafa dalarak konuştu. “Hocam ben geçeyim mi?” “Geç Ekrem.” Hızlı hareketlerle yanına oturdu. Kafasını havaya kaldırarak tavana baktı. Ne yapmaya çalışıyordu? “Başlayın kırk dakikanız var.” Dedi öğretmen uyarıcı tonda. Sevil, öndeki kağıda dönerek soruları çözmeye başladı. Arada doğru şıkları bulduktan sonra yanlış şıkları işaretliyordu. Bu sınıftan gitmesi gerekiyordu. Ekrem’den uzaklaşmalıydı. Aralarda Ekrem'e dönerek bakıyordu. Konsantresini bozmadan çözüyordu. Sonuncu soruya yaklaşmaya başlamıştı. Son soruydu. Sonuncusunun da cevabını bularak işaretlediğinde oturduğu yerden kalktı. Ön tarafta duran öğretmenler masasının yanına giderek kağıdını hocaya verdi ve yerine oturdu. Arkadan Ekrem'de soruları bitirerek hocanın masasına sınav kağıdını koymuştu. Birkaç dakika içinde sınav biterek tüm kağıtlar toplanmıştı. “Evet çocuklar. Sonuçlar akşama kadar belli olur. Akşam 9.30'da sonuçlar bütün yatakhanelerin panolarına asılır.” Dedi öğretmen açıkladığında. Hocanın son sözüyle zil çaldı. Sevil, Oturduğu sırada kitapları bırakarak sınıftan çıktı. Melike'nin sınıfının yanında durarak onun çıkmasını bekliyordu Melike oturduğu sıradan kendisini görerek kalktı ve aheste adımlarını yanına, koridora kadar taşımıştı. “Hoş geldin.” Dedi Melike ve ekledi. “Sınav nasıl geçti?” “İyiydi, senin.” “Süperdi ikinci sınıfa girerim herhalde.” Dediğinde tebessüm etmişti. “Bende girerim umarım.” Dedi Sevil. Yavaşça iç çekmişti. “Ne oldu sana, sınavın kötü mü geçti?” “Hayır. Bazılarında bilerek yanlış şıkları işaretledim.” Dedi Sevil. Melike’nin gözleri kocaman olmuştu. “Ne yaptın sen? Gerçekten mi? Ciddi olamazsın.” “Duydun.” Dedi Sevil. “Niye böyle bir şey yaptın Sevil?” “Ekrem’le aynı sınıfta olmaktan kurtulmak için.” “Ekrem için sınıfını mı düşürdün?” “Evet, hem ne fark edecek ki ikinci sınıfta da eğitim gayet iyi.” Dediğinde Sevil omuz silkmişti. Yaptığı deliliğin kendisi de farkındaydı. Ne yapıp edip yolları ayırmak zorundaydı. Yoksa bu işin sonu iyiye gitmeyecekti. “Sen manyaksın. Neden böyle bir şey yaptın? Bir öpüşme için mi?” “Yapmak zorundayım Melike. Neden anlamıyorsun? Yapmak zorundayım. Ekrem'i sevemem.” Dedi kendini savunarak. “İşe yarayacak mı sanki” “Denemek zorundayım. Başarmak zorundayım.” “Bu okulda Ekrem'den daha iyisini bulursan gel bana da haber ver.” “Sen dalga mı geçiyorsun benimle?” dedi Sevil. Kaşları çatılmıştı, bu kız ne saçmalıyordu. Ekrem dibine kadar kötü işlere batmış birisiydi. “Ekrem çocukluk arkadaşım. Gayet ciddiyim. Ekrem kızlara kötü davranıyordu çünkü onları bu çukura çekmek istemiyordu. Ekrem kaba biri değil; sadece bu pisliğe bulaştığı için bütün iyilikleri kayboldu.” “Bu her şeyi değiştirmez. Ekrem bir bağımlı ve yasaklı madde satıyor. Anlıyor musun?” “Evet satıyor. Lakin şunu gördüm ki; bunu hastanede ve yakalanacakları gün daha iyi anladım. Sözler ve hareketler yalan söyler, ama gözler söylemez. O öyle olmak zorunda, neden anlamıyorsun? İstediği için böyle değil. Seni seviyor. Hem de bu bataklığa seni çekecek kadar. Bunu neden kabul etmiyorsun.” Dedi Melike Sevil’e doğru eğilerek kısık sesle konuşmuştu. “Neden ben?” dedi Sevil. “Belki de sadece bu bataklıktan çıkarabilecek kişi sen olduğun için elini tutmak istemiştir.” “Çıkartmaya çalışıyorum. Hastaneye gitmesi için ikna etmeye çalışıyorum.” Dedi Sevil. Sonra durup düşündü daha fazlasını yapabilirdi. “Belki de sadece seninle birlikte vakit geçirmek istiyordur, bilemiyorum ama seni bataklığına sokacak kadar seni seviyor bunu görebiliyorum. İstemeyerek yapıyor.” Sevil’in arkasından yaklaşan bir cüsse gözlerini kapatarak Melike’yle konuşmalarını kesmişti. Ekrem olmadığı kesindi. Bugün aralarında geçen konuşmadan sonra uzun süre bir şeyler konuşmayacaklarını biliyordu. “Acaba ben kimim?” dediğinde Sefa, Sevil tebessüm etmişti. Hızla ellerini gözlerinden indirerek, Sefa'ya döndü. “Senden başka böyle şeyleri kim yapar ki?” dedi Sevil. “Nasılsınız fıstıklar?” dedi Sefa. “İyi sen?” dediğinde Melike’nin ses tonu ciddiydi. “İyiyim.” Dedi Sefa. “Tuğçe nerede?” diyerek etrafa bakındı Melike. Buralarda olabileceğini düşünmüştü. “Kütüphaneye gidecekti, kitap alacak. Sen kızların yanına git, ben gelirim demişti. “Geldim bile.” Dediğinde Tuğçe’nin sesi neşeli biçimde kulakları doldurmuştu. Sevil ve Melike’nin zorla gülümsediğini gördüğünde, gözlerini ikisinin üzerinde uzun süre gezindirdi. “Neyiniz var?” dedi Tuğçe anlayarak. “Bu kız testte yanlış şıkları bilerek işaretlemiş.” Dedi Melike. Sefa ufak bir kahkaha attı. “Kızım biz doğruları çıkartmaya çalışıyoruz, sen yanlışları mı?” “Gülme Sefa.” Dedi Tuğçe ciddi bakışlarını Sevil’e dikerken. “Neden böyle bir şey yaptın Sevil? Sefa gülmesini sürdürüyordu. Melike Tuğçe'ye dönerek atıldı. “Tabi ki de Ekrem'le aynı sınıfta olmamak için.” Sefanın içten gülmesi birden durmuştu. Ciddileşmişti. “Neden?” “Duydun.” Dedi Melike. “Niye böyle bir şey yaptın Sevil?” dedi Sefa. “Ekrem'den uzak durmak için.” “Ondan neden kaçıyorsun?” dedi Sefa sorusunu yönelterek. “Çünkü ondan hoşlanmıyorum.” Hadi ya, gerçekten mi? Böyle olmadığını biliyoruz, geç bunu. Gerçek nedenine gel.” Demişti Sevil’i sıkıştırarak Sefa. Yaptığı bu harekete o da çok kızmıştı. “Ekrem'den uzak durmak istiyorum.” Sefa kaşlarını çatarak Sevil’in kara gözlerine dikti. “Ekrem seni seviyor! Neden yapıyorsun bunu?” “Çünkü biz diye bir şey olamaz.” Dediğinde Sefa sinirlenmeye başlıyordu. Gözlerinden gayet net bir şekilde anlaşılmıştı “Neden? Yasaklı madde bağımlısı olduğu için mi?” dediğinde Sevil gözlerini yere devirdi. Sefa’nın son söylediği ciddi ve uyarıcı tonda çıkmıştı. “Yeter üstüne gitme kızın.” Dedi Melike. “Ne fark eder böyle değil mi? Gerçekler acıdır.” Dedi Sefa. “Fazla acı.” Dedi Sevil. “O zaman daha da acılaştırmaya devam et!” “Yeter artık. Üstüme gelip durma Sefa. “Seni diğer kızlardan farklı sanmıştım. Gerçekten yardımcı olacağını düşünmüştüm. Ekrem'i bu bataklıktan kurtarmayı denersin diye düşünmüştüm. Diğer kızlar gibi sıkışınca gitmezsin, rahatını düşünmezsin diye düşünmüştüm.” Dediğinde Sefa gözleri kızarmıştı. “Tuğçe yanında ne yapabiliyor senin için? Kurtarabiliyor mu seni? Ben istesem Ekrem istemeyecek. Bu şekilde nasıl yardımcı olabilirim?” “Belki de onu ikna edersin. Nasıl çözüm?” dedi Sefa. “Bu kadar akıl vereceğine git kendinde uygula. Madem o kadar akıllısın. Neden yaoamıyorsun?” “Bak Sevil, Ekrem benden az kullanıyor anladın mı? Benden daha kısa sürede kurtulma şansı var. İstesem bile oradan bir yıldan önce kurtulamam, anlıyor musun? Belki bir buçuk, belki de iki sene.” Dedi Sefa. Tuğçe dolu gözlerini başka yöne kaçırdığında gözlerinden yaşların geldiğini fark etti. “Benim kurtulmak için bir şansım yok, anlıyor musun? Ama Ekrem'in var. Bu şansı yok etmeni benden bekleme. Neden bana kızıyorsun diye sorma.” Dedi Sefa. “Yanılıyorsun istersen sende kurtulursun.” Dediğinde Sevil. Sefa gözlerini bir süre yere devirdi. Onu ikna etmesi lazımdı. Ekrem’i bu duruma kendisi sürüklemişti. Onu da ikna edecek tek kişi Sevil’di. Ona nasıl baktığını, kıymet verdiğini görmüştü. Bu işi Sevil’den başkası yapamazdı. “Ekrem'i hastaneye yatmaya ikna ettiğin an. Bende kabul edeceğim.” Diye mırıldandı Sefa. Başka çaresi yoktu. Sevil’i anca bu şekilde ikna edebilir ve Ekrem’le savaşmasını sağlayabilirdi. Tuğçe ağlayan gözleriyle şaşkınca Sefa'ya baktı. Bunu sefadan duymak hepimizin kanını dondurmuştu. “Ciddi misin?” dedi Tuğçe cırtlak çıkan sesiyle zorla konuşmaya çalışmıştı. “Şaka mı bu?” dedi Cenker. Başımı sol tarafa çevirdiğinde. Cenker'in bütün konuşmaya tanıktık ettiğini yeni fark etmişti. Bütün şaşkınlığıyla Sefa'ya bakıyordu. Sefa yüzünü arkasından olan Cenker'e çevirdi ve tüm ciddiyetiyle baktı. “Hayatımda hiç olmadığım kadar.” Dedi Sefa. Bütün gözler tekrardan Sefaya dönmüştü. Sevil yanlış şıkları işaretlediğine şimdiden pişman olmuştu. Ekrem'i ikna etmek imkansız gelirken, şimdi içimde bir umut vardı. Bir umut ışığı… Belki de imkansız kelimesi yoktu. Sadece biz zor olan şeylere imkansız kelimesini koymuştuk.    
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD