BÖLÜM 1 -PİLOT BÖLÜM

1108 Words
** Arya Meisa. Kendi halinde yaşamak istiyor ve homeoffice çalışarak hem gezmek hem de ekonomik özgürlüğünü de bırakmak istemiyordu. Yıllarca adamakıllı izin dahi kullanamayan genç kadın, gün geçtikçe kendisini de yıprattığını farkına varıyordu. Hani her yeni yaş yeni bir olgunluk getirirdi ya, hehh Arya da yeni yaşına girdiğinde arkasına dönüp bakmakla yetindi sadece. Hem gerçek anlamda hem de yan anlamda.. Sadece işgüzar ablası, memnuniyetsiz sosyetik annesi ve can dostu köpüşü vardı. Adı köpüştü, kıvırcık tüyleri, sevimliliği ve cana yakınlığı ile sahiplenmiş öpüşünü Arya. Arkadaşı yok, sadece köpüşü vardı.. Bakışlarını annesi ve ablasından çekip köpüşe baktı ve dileğini ona bakarak diledi. Ne sevgilisi vardı, ne platonik olduğu birileri. Çevresinde onun sadece dış görüşünü ve fiziğiyle ilgilenem iğrenç yaratıklar çevrelemişti ve her ne kadar onların bir çoğununda kovulmasını sağlasa da bitmiyorlardı.. Tabii erkeklere karşı olan güvensizliği aldatılmasından geliyordu o ayrı ama.. Başını sağa sola sallayıp köpüş ve ben birbirimize yeteriz.. diyerek ufak bir tebessümle çevresinde bulunanlara baktı. Ne samimiyetsizler ama.. İçinden konuştuğu şeyleri gün gelir elbet bir gün yüzlerine söyleme cesaretine kavuşacaktı, şimdilik sadece kendi iç dünyasıyla konuşmayı tercih ediyordu. Hayatta yaptığı en eğlenceli şey ise kendi kendisine konuşmak. Dışarıdan biri onun deli olduğunu düşünebilirdi ve bu Arya’nın aşırı hoşuna giderdi ancak ana mesleği bu durumu çok güzel bir şekilde kamufle ediyordu. Zaten hep öyle değil midir, her mesleğin bi delisi bi dahisi vardır. bunu tek vücutta bulundurmakta mesleki deformasyona etki eder ya, hehh işte Arya’da delilik ve dahilik ipinde cambaz gibi oynamaya bayılırdı. Yeri gelir deli, yeri gelir dahi.. belki çok matah bir meslek değildir ancak her körün bi topal alıcısı hesabı gülü seven dikenine katlanıyordu. Düşündüklerine kendisi şaşırdı, neler yaşamıştı öyle, stajlığından bu yana onuncu yılını devirmiş ve yeni yaşını yine samimiyetsiz insanlarla kutlamıştı. Yeni (!) bir kararla düşünce selinde patronunun odasına adımladı, yine.. ** Elbette düşündükleri kendisinde saklı kalacak, eve gittiğinde köpüşüyle dertleşirken ona söyleyecekti söyleyemediklerini. Yapılan saçma sapan anlaşmalarla, mavi yakasından beyaz yakasına varıncaya kadar bütün işlerde adının geçmesine artık daha fazla gözünü kapatamayan genç kız, patronlarının en son yaptığı mobinge karşılık kendisini kovdurması yine başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Yalvarıyordu artık onlara. “Nolursunuz beni kovun ya. Valla.! Yeter.!” Diyor ancak bir türlü talepleri karşılık alamıyordu. “Hayır, kovmayacağım seni. Yıllardır burada çalışıyorsun, sana ne kadar tazminat ödemem gerekecek biliyor musun?” Deyip pişkince sırıtan yaşlı patronu ise gerilen sinirlerinde resmen halay çekiyordu. “Kıdem tazminatımı verin bari. Ama yeter, bıktım sizin pis işlerinizden.” Deyip yavaş yavaş taleplerini düşürüyordu. 10 yıldır burada çalışıyordu ve girdiğinde toyken imzaladığı sözleşme yüzünden şimdi eli kolu bağlı bir şey yapamıyordu. “Yeter Arya. Ağrı da ki fabrikanın başına git, sevkiyatlar bir süre kara yoluyla gelecek. Orada dur.” Deyip eliyle git der gibi bir işaret yaparak sallamıştı. Ağzının içinde “Kahretsin, kurtulamıyorum bu cehennemden.!” Deyip ayaklarını yere vura vura kapıya yaklaşmış ve oldukça sert bir şekilde kapıdan çıkmıştı. Kapının kapanma sesiyle odanın camları titremiş, muhasebe ve IK ekibi korku dolu gözlerle patronla ve Arya’nın konuşmasını dışarıdan izlemişti. Arya’nın tabiriyle yavşak Sinan, adım adım genç kadına yaklaşmış ve sözlü tacizine başlamıştı çoktan. “Noldu güzellik! Bakıyorum da bu seferde kovduramadın kendini” deyip iğrenç bir şekilde sırıtmıştı. Bu kadarı da pes artık, gevşek.. diyerek mırıldanmış ve büyük siyah çerçeveli gözlüklerini düzeltip derin bir soluk bırakmıştı. Doğum gününde yine yalakalık yapıp, sözlü tacizlerden fiziksel tacizlere doğru istikrarlı bir şekilde ilerleyen elemana baktı. Burnundan histerik bir gülme sesi çıkardı önce. Ardından gözlerini kısmış karşısında kendisine lakayıt bir şekilde konuşan Sinan’ın, yavşak Sinan'ın, suratına bakıp “Kendimi değil ama 5 aylık elemanlarını kovdurmakta üstüme yok.” Deyip ayağına kasten ince topuklu ayakkabısının ucuyla basarak yanından geçip gitmişti. Attığı her adımda topuklu ayakkabılarından gelen o muazzam ses, kendisine olan güveni daha da bir arttırıyordu. Giyiminden asla taviz vermeyen Arya, kalem eteği ve ince salaş kazağı ile gerçekten çok güzel bir kadındı. Makyaj yapmaya bayılır, saçlarını savurarak yürümek ise onun dilinde ben özgür olamıyorum bari siz özgürce savrulun der gibiydi.. Fiziği güzeldi, koku takıntısı ise cabası. Geçtiği yerlerde kokusunu bırakmaya bayılırdı. O gün uyandığında nasıl hissediyorsa öyle sıkardı kokusunu. Gerçi son zamanlarda boğucu ve daralmış hissettiği için odunsu ve ağır bir egzotik koku kullanıyordu genç kadın ama neyse.. Hafif yandan bakıp ilerledi ve sızlanıp giden yavşak Sinan'ın ürküp, tin tin yerine geçtiğini kafasını çevirip bakmadan da anlayabiliyordu.. Duyduğuyla yüzünün şekli değilen Sinan ise “Ne alaka?” Deyip söylenmiş ve sessiz adımlarla yerine geçmişti. Yapardı bu genç kadın, deliydi.. Bir de burada eskiydi, patronuna bile kafa tutan ona neler yapmazdı neler.. Sabır dilene dilene masasına geçmiş ve sekreterin odaya gelmesiyle önünde duran laptopunu ve dosyasını alıp çantaya koymuştu. “Anahtarınız Arya hanım. Kalacağınız yerin adresi ve kart.” Diyerek kendisine uzatılanları umursamazca alıp “Sağol canım. Çıkabilirsin.” Diyerek göndermişti sekreteri. Bu kızda ne samimi, ne tersi. Değişik bir şeydi. İşi düşünce canım cicim işi bitince tuhaf bir yaratığa bürünüp ben bilirim havasındaydı. İyi miydi, kötü müydü pek anlamış değildi.. Omuzlarını silkip neyse.. diyerek eşyalarını toplamış ve odasını kilitleyip yanına almıştı anahtarları. Olası bir kopya yaptırılma durumunda dahi özel kilit dişleri mantığıyla yapıla çalışma odası, onun ve patronunun bilgisi olmadan açılmaz, girilmezdi. Anahtara bakıp başını olumsuz anlamda sağa sola sallayıp, son kez odasına baktı ve trençkotunu giyip çıktı çalışma odasından. Patronun odasına nezaketen girip, "Gidiyorum, ne kadar süre kalacağım orada?" diyerek sordu sorusunu. Aslında Arya için iyi bir şeydi, eve annesi ve ablası yüzünden uyumadan uyumaya gidiyordu ve onlarla muhatap olmamak adına elinden geleni yapıyordu. Bu mesleği onların çıkarı yüzünden yaptığını öğrendiği günden bu yana neler neler yaşamıştı.. Kaç kere istifa etmiş, kaç kere kendisini kovdurmak istemişti de hepsi sonuçsuz kalmıştı. Çok matah bir geliri yoktu ama eline geçen iki kuruşu da onlar har vurup harman savuruyordu.. Allahtan rahmetli babasından kalma mal mülk vardı da Arya'yı çok dalamıyorlardı.. Patronunun sesiyle kendisine gelip bakışlarını çevirdi ve "Gel dediğimde gelirsin. Öyle bir iki haftalık gitmiyorsun. Ona göre eşyalarını hazırla ve git." deyip eliyle gelişi güzel çık der gibi yaptı. Derin bir nefes alıp "Tamam." deyip kapıyı örtüp çıktı. Burada yetiştirdiği bir asistan vardı, olası durumda nasıl olsa kendisiyle iletişime geçerdi. Asansöre yavaş yavaş ilerledi ve geriye bakma gereği duymadan bindi. Yeni bir yaşam yeri hakkı verilmişti ona, şartlar ne olursa olsun. Zaten Ağrı da ki ofis te şehirden uzak, sınıra yakın bir bölgede iş yerlerinin olduğu küçük bir kasabadaydı. Arya'nın tek dileği bu sefer bu hakkımı iyi değerlendirmesiydi. Sevmek ve sevilmek istiyor, ama aynı zamanda da çok korkuyordu bundan. Umarım.. dedi, umarım her şey gönlümce olur.. ** Kopuz ise, Alpay'ın kendisinin perişan etmesinin ardından, sevgiden aşktan kendisini daha da bir uzaklaştırmıştı. O kadar güzel seviyorlardı ki birbirlerini, kendisinin böyle bir şansı olabileceğine ihtimal dahi vermiyordu. Bu iki çift birbirlerinin kaderiydi, başka açıklamaya gerek yoktu onun nezdinde. Birbirlerine olan sevgilerinin ışığı uzaydan görülebilen bir şeydi adeta. **
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD