2. "Sana en çok kırmızı yakışıyor..."

1826 Words
Keyifli Okumalar Dilerim... Bahar'ın Anlatımıyla... Dördüncü dersin sonunda içim geçti. Meltem'i dürtüp; "Kalk kız! Gidip tost most bir şey alalım! Midem kazındı benim!" dedim. Meltem saçlarını toplarken yerinden kalktı. "Bahçede turlayalım biraz da yaaa! Benim de uykum geldi. Ev ekonomisi ne abi? Sanki sınavda onu soracaklar bize!" Ayyy gerçekten sinir olmamak elde değil! Şurada okullar kapanacak. Bunlar hala ders işlemenin peşinde. Kimse de demiyor, çocukları serbest bırakalım da, test çözsünler diye! "Olur gezelim. Bahçedeki bankta yeriz hem de." Birlikte kalabalığın arasından sıyrılıp kantinden iki tost iki ayran aldık. Tostu yerken dün akşamki olay aklıma geldi. Meltem'e anlatmadığımı hatırlayınca gözlerim irileşti. "Dün asllsl neldğrne oldu!" Meltem dolu ağzım yüzümden anlamamış olacak ki, anlamsızca baktı yüzüme. "Dün akşam ne olduuuu!" diye yinelediğim cümlemle ona baktım. Bir yudum ayran içip baştan sona anlattım. Yüzü korkuyla kaplandı onun da. "Kızım anneni dinlemiyorsun ki hiç! Müjgan teyze haklı bence. O karanlıkta ne işin var senin bir başına! Birlikte olduğumuz zaman neyse de, tek başınayken ana yoldan gitsene!" Gözlerim devrildi. "Ya Meltem saçma sapan konuşma yaa! Kaç senedir oturuyoruz o mahallede. Sen hiç bir şey olduğunu duydun mu? Hem saat daha sekiz bile değildi." Yüzünü buruşturup yüzümün taklidini yaptı. "Sııt dıhı sıkız bılı dığıldı!" Gözlerini devirip devam etti. "Mal! Sekiz mekiz dinlemiyormuş demek ki! Bak bıçak gördüm diyorsun bir de. Bence sana o adını soran adam onlardan değilmiş. Yoksa peşine düşerdi kesin." Dudaklarım bilmem der gibi büzüldü. "Tipi benziyordu ama..." Yüzünü hayal ettim tekrar. "Sanki beni görünce çok şaşırmış gibiydi. Kalakaldı adam yani..." Meltem gülerek omzunu omzuma vurdu. "İster misin bir de ilk bakışta sana tutulmuş olsun!" Ben ona tepki veremeden zil çaldı. "Offf saçma sapan konuşma. Karanlıkta neremi görmüş de, nereme tutulmuş acaba? Yürü hadi!" Kafasını sallayıp benimle birlikte hızlı adımlarla ilerledi Meltem de. Sırama geçip çantamı alttaki raftan çektim. Defterimi çıkarırken öğretmenler zili çaldı. Çantanın içinde küçük bir paket gördüm. Kim koymuştu bunu buraya? Açıp bakacağım anda öğretmen geldi. Paketi yerine koyup ayağa kalktım. "Oturun çocuklar." diyen öğretmenle yerlerimize oturduk. İki ders boyunca hem soru çözdük, hem de hocanın verdiği problemlere baktık. Zaman nasıl geçmişti bilmiyorum ama, saat 12.40'dı. Okul bitmiş, çıkış ziliyle de dağılmaya başlamıştık. Meltem'le laflarken yol ayrımına geldik. "Saat tam bir buçukta burada ol Bahar! Geç kalırsan giderim yine bak." El sallayıp; "Tamaaaaam!" diye bağırdım. Gözleri irileşip dudaklarını birbirine bastırdı. Sinir oluyordu ben bağırınca. Gülerek önüme döndüm. Kendi yolumda eve giderken, diğer öğrenciler de sağda solda yürüyordu. Çantamdaki paket aklıma gelince ağzım açıldı. Açıp bakmayı unutmuştum! Hemen bir kulpunu çıkarıp çantamı önüme doğru çektim. Fermuarı açıp paketi elime aldığımda baya heyecanlandım. Kutunun kenarındaki bantı kavlatıp açtım. Papatya uçlu bir kolye çıktı içinden. Baş parmağım papatyanın üstünde gezindiği sırada, dudaklarım iki yana kıvrıldı. Nasıl da canlı gibi duruyordu. Kutunun içine baktığımda, küçük bir kağıt dikkatimi çekti. Hemen çıkarıp kağıdın katlarını açtım. Erkek yazısı olduğu bariz belliydi. Ama güzel yazılmaya çalışılması da, dikkatimden kaçmamıştı hani. "Adını kendin söyleyene kadar, ben sana sarı papatyam derim. Olur mu? Sen de adımı öğrenmek istersen, kolyeyi boynunda görmeliyim... H.G. " Bu ne demekti şimdi? Adımı benden duyacaksa, henüz tanışmadığım biri miydi yani? Sınıfta herkesle tanışıyorduk zaten! Bakışlarım olduğum yeri taradı. Bana bakan kimse var mıydı görmek istedim. Yoktu. Herkes kendi yoluna gidiyor, kendi işine bakıyordu. Kolyeyi boynumda görecekse, beni izlemesi gerekmiyor muydu? Kolyeyi kutunun içine bırakırken canım sıkıldı. İlk elime aldığımda babam aldı sanmıştım. Sürpriz yapmayı severdi. Ama not ondan değildi. "O kadar şey yazana kadar, karşıma çıksaydın yaa!" Sinirle, daha çok kafa karışıklığıyla yoluma devam ettim. Ellerim polarımın cebindeydi. Sağdaki avucum kutuyu sıkmaya, soldaki avucum ise not kağıdını buruşturmaya devam ediyordu. Acaba dün geceki adam mıydı? Aklıma gelen ihtimal adımlarımı durdurdu. Olabilir miydi gerçekten? Yok canım! Okula nasıl girecekti bir kere? Kapıda güvenlik vardı. Her yer öğretmen kaynıyordu! Kockoca adam hem! Ne alaka ayrıca? Salak Meltem yüzünden benim de kafam karışmıştı işte. Kesin diğer sınıflardan bir çocuktu. Ne şimdi bu? Gizemli bir hava yaratıp onu merak etmemi mi sağlayacaktı yani? Düşünmeyi kestim. Gerek yoktu. Hele daha yolumun başındaydım. Aşık olmak için de, sevgili olmak için de çok erkendi. Allah'ın izniyle tıpı kazanayım. İlk beş senemi atlatayım. Son senemde de hem rahatlamış olurdum hem de aşka kapılarımı açardım. Eve geldiğimde kapıyı yavaşça çalıp beklerken, ayağımdaki ayakkabıların bağcıklarını çözüyordum. Annem sessizce açtı kapıyı. "Aferin Bahar. Çocuk yeni uyumuştu. Sen geç annem, ben bir beş dakka Melahat teyzenlere gidip geleceğim." Annem çıkarken hemen kolunu tuttum. "Anne bak dershanem var. Gecikme nolur!" Başını sallarken terliklerini giymeye çabalıyordu. "Tamam kız! Beş dakka dedim ya!" O gidince ben de kapıyı kapattım yavaşça. Odama geçip çantamı çıkardım. Polarımı çıkarıp eteğimin beline sıkıştırdığım beyaz gömleği çıkarmaya başladım. Komodinin üstündeki telefonum titredi. Yaklaşıp baktığımda babamın mesaj attığını gördüm. "Akşam yine geç mi çıkacaksın kızım?" Gömleği bırakıp babama cevap yazdım. Bugün gelmesine gerek yoktu. Nasılsa dört ders sonra bitecekti. "Yok baba. Bugün deneme olmayacak. Gelirim ben. Sen çıkınca direk eve gel." Gri eteğimin düğmesini açıp hızla değiştirdim üstümü. Saat bire geliyordu. Mutfağa geçip dolaba baktım. Küçük bir kase çorba içsem iyi olurdu. Sürekli tost ve simit yemekten illallah etmiştim artık! Çorbam bittiğinde annem hala gelmemişti. Bu kadının saat kavramı yoktu gerçekten. Efe uyuyordu. Onu evde bırakıp çıkamazdım. Annem de telefonunu yanına almamıştı. Şaka gibiydi gerçekten. Yine mi geç kalacaktım yaaa! Melahat teyzenin numarasını, annemin telefonundan bulup aradım. Kapanmaya yakın açılan telefonla, rahat bir nefes aldım. "Melahat teyze. Annemi verir misin bir telefona?" Kalabalığın uğultusunda Melahat teyze anneme sesleniyordu. Kesin yine kısır günü yapıyordu bunlar. Beklerken camdan dışarı baktım. Hava yağacak gibi duruyordu. "Efendim Bahar?" diyen annemle geri çekildim. "Anne saat kaç oldu yaa! Beş dakika dedin, gittin gelmek bilmiyorsun! Benim dershanem var. Gitmem lazım!" Annem gülerken diğerlerine laf yetiştiriyordu. Beni de oraya çağıran teyzelere; "Dershanesi var vallaha. Bu sene son senesi ya, çocuk dershane - okul arasında gidip geliyor. Hele bir şu sınavı atlatsın, elbet o da gelir!" diyordu. Sonunda aklına gelmiş olmalıyım ki, bana cevap verdi. "Hee Bahar. Geliyorum annem ben." Sonunda telefonu kapattım. Polarımı üstüme giyindiğimde kot pantolonuma baktım. Acaba bugün bol paça yerine dar paça mı giyseydim yaa? Yağmurda ıslanırdı bunlar şimdi. Karar vereceğim sırada annem geldi. Ben de topuklu botlarımı giymeye karar verdim. En azından şimdi paçalarım yerlere sürünmezdi. Beş dakikam kalmışken koşa koşa evden çıktım. İnşallah Meltem gitmemiştir. Onu anlaştığımız yerde görünce rahatladım. Beni görünce sitemle; "Valla az daha gidiyordum Bahar." dedi. Nefesimi düzenleyip ona baktığımda, kaşlarım yükselmişti. "Kızım niye inat ediyor ailen ben anlamadım ki. Telefon olunca ne oluyor yani? Yoksa mesaj atar, geldiğimi haber ederdim." Meltem sinir dolu bir iç geçirdi. "Ay sus ne olursun! Telefon dikkatimi dağıtırmış! Ne gerek varmış! Evden okula, okuldan dershaneye gidip geliyormuşum! Önceden telefon mu varmış sanki? Falan filan! Şu üniversiteyi bir kazanayım, inat olsun diye bu sefer de ben telefon kullanmayacağım işte!" Sinir bozukluğuyla güldüm. Kontrol manyağı ailesi telefon alınca da bokunu çıkarırdı. Bu sefer de dakika başı arayıp; "Neredesin? Kiminlesin? Ne zaman geleceksin?" Diye darlardı kesin. Dershanede yorucu bir gün daha bittiğinde Meltem'le askıdaki polarları alıp kolumuza astık. İş hanından çıktığımızda hava soğumuştu. Mayıs ayına girecektik ama, hava bir ısınıp bir soğuyordu. Neden hala yaz gelmemişti? Ceketimi giyinip ellerimi cebime attım. Elime bir kutu daha geldi. Kaşlarım çatılırken kutuyu çıkardım. Kalp atışlarım hızlanırken yürümeyi kesip kutuyu açmaya çalıştım. Meltem durduğumu fark etmiş olmalı ki, o da durup bana döndü. "O ne?" "Bilmiyorum ki ben de..." Rahatsız olduğum kesindi ama, inşallah yine aynı şey değildir diye umarak açtım kutuyu. Bu kez önünde kırmızı gül olan kalp şeklinde bir kolye vardı. Kalbin kapağı açılıyor, içine fotoğraf koyabilme yeri çıkıyordu. "Ohaaa! Çok güzel bu Bahaaar! Kim aldı?" Sessizliğimi sıkıntılı nefesim kesti. Kutunun içindeki notu çıkarıp baktığımda, Meltem de eğilip baktı kağıda. "Belki de papatyaları sevmiyorsun... Güle ve kalbe hangi kız hayır diyebilir ki? Yine de ben sana sarı papatyam demeye devam edeceğim. Boynunda görmeyi çok isterim... Sonrasında da sesini duymayı... H.G." Meltem ile bakıştığımızda yutkunduk. Bakışlarım etrafı taradı. Kimdi bu adam yahu? Dershaneye kadar girebilen biri olduğuna göre, demek ki bizim yaşlarımızda biriydi. "Bahar? Ne oluyor kızım?" Meltem'in sesiyle ona baktım. "Sabah da bunun papatya versiyonu çıktı çantamdan. Takmayınca da bunu göndermiş işte." Hala baksam da kimseyi göremedim. İlerleyip çöp kutusunun önünde durdum. "İstemiyorum tamam mı? Her kimsen gönderip durma böyle şeyler!" diye bağırıp kutuyu ve notu çöpe attım. Hızlı adımlarla yoluma giderken, Meltem yorum yapıp duruyordu. İçim rahatsız olmuş, bu durumun canımı sıkmasından endişeleniyordum. Acaba babamlara anlatsa mıydım? Yok yaa! Boşuna evham yapacaklardı şimdi. "Kesin okuldan biri. Bence 12 Fen-C sınıfındaki çocuk. O da bizimle aynı dershaneye geliyor." Durup Meltem'e baktım. "Kızım o çocuğun adı Ferdi değil miydi? Notta H. G. Yazıyordu. Demek ki adı H ile başlıyor!" Meltem dudak büzüp; "Belki de hayatıma Hoş Geldin der gibi bir mesaj veriyor. Bence gizemli takılıp dikkatini çekmeye çalışıyor. Yoksa direk karşına çıkıp söylese, sen yine reddederdin!" dedi. Başımı yana eğip ona baktım. "Ama daha az rahatsız olurdum canım!" Ayrılacağımız yere geldiğimizde, Meltem yoluna gitti. Ben de ellerim ceplerimde yürürken sürekli sağa sola bakıyordum. Birinin beni izlediğini düşünecek kadar paranoyak olmuştum şimdiden. İnşallah çöpe atarken sesimi duymuştur da, bir daha hediye falan yollamazdı. Eve gelince direk odama geçtim. Üstümü değiştirip eşofmanlarımı giyindim. Hava kasvetliydi. Annem mutfakta yemek yapmakla meşguldü. Uyku bastırınca biraz uyuyup dinlenmek istedim. Gözlerim ağırlaşmış tam uykuya dalacaktım ki, telefonum titredi. Komodine uzanıp telefona baktım. Gizli numaradan bir mesaj gelmişti. "Camına bak." Olduğum yerde dondum sanki. İçime düşen kurt haklıydı. Bu olay canımı sıkacaktı. Yataktan kalkıp perdeyi çektim. Hava kararmıştı ve camın önünde küçük bir kutu vardı. Dışarıya bakan gözlerim kimseyi göremeyince, sinirle kapattım camı. Perdeyi çekip yatağın üstüne oturdum hemen. Kutuyu bu kez daha hırçın bir şekilde açtım. Çöpe attığım kolyenin aynısından vardı. Bir de mavi boncuklu bir kolye vardı. Sinirden gülerken, notu açıp bu sefer ne dediğine merakla baktım. "Ben istediğim her şeyi alırım Bahar. Sana şıklık yapışımı kabul etmeyişin canımı sıktı. Yine de bu son şansın. Yarın kolyeyi boynunda görmezsem, bu işi kendi bildiğim yoldan yapacağım. Ve o zaman isteyen taraf sen olursun. Demedi deme sarı papatyam... Seni yeniden görmek için sabırsızlanıyorum! H.G." Hah! Küstah pislik! Sen kendini ne sanıyorsun acaba? Hayvan herif! Bir de tehdit eder gibi, kendi bildiğim yoldan yapacağım diyor! Sen kimsin ulan! Şeytan diyor ki tak kolyeyi yarın tanışmaya geldiğinde de bas tokadı! Sinirle kendi kendime söylenmelerim duraksadı. Evet! Doğruydu! Kolyeyi takarsam benimle yüz yüze gelecekti. Ben onu bulamıyordum ama, o kendi ayaklarıyla bana gelecekti. Ayağa kalktım ve iki perdeyi de çekip açtım. Odamın ışığı da yanıyordu. Az önce mesajı atan büyük ihtimalle hala buradaydı. Bana gönderdiği ilk kolyeyi aldım elime. En azından bu papatya hoşuma gitmişti. Gülümseyerek kolyeyi takarken, ben camdaki yansımama, muhtemelen o da bana bakıyordu. Bakışlarım etrafta gezindi. Ben onu değil ama, o beni görüyordu. Kesindi! Kolyeyi takınca saçlarımı geri ittim. Papatya ucunu düzeltip taktığımı görmesini umdum. Sonunda pencere camındaki yansımadan kendime son bir kez bakıp perdeyi kapattım. Kalbim deli gibi atıyordu. Az önceki sakinliğimin aksine şimdi fazlasıyla gergindim. Telefonum titreyince nefesimi tutup mesajı açtım. "Ben de en çok onu beğenmiştim. Sana da çok yakıştı. Yarın sabah derse girme. Atacağım adreste seni bekliyor olacağım... Seni gördüğüm o bluzu giy yine. .Çünkü sana en çok kırmızı yakışıyor..." . . . . Devam edecek...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD